6 Ekim 2008 Pazartesi

ALLAH İNSANLARI BİR FITRAT ZENGİNLİĞİ İÇİNDE YARATMAKTADIR

De ki: "Herkes kendi yaratılışına (fıtrat tarzına) göre davranır. Şu halde kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbin daha iyi bilir." (İsra Suresi, 84)

Yüce Rabbimiz Kuran'da, insanları farklı fıtratlarda yarattığını bildirmiştir. Her insanın kendine özgü detaylar içeren yaratılış özellikleri vardır. Herkesin kişiliği ve kişiliğinden kaynaklanan davranış biçimleri birbirinden farklılıklar gösterir. Allah’ın, şu an dünyada yaşayan ve daha önce yaşamış bulunan milyarlarca insanı birbirinden farklı fiziksel özelliklerde yaratması gibi, yine milyarlarca insanı farklı fıtratlarda yaratması da, Allah’ın sonsuz aklının ve yaratma gücünün tecellilerinden birisidir. İnsanların görünümleri gibi fıtratları da rengarenktir. Burada Allah’ın yaratmadaki sonsuz sanatı vardır. Milyarlarca insanı farklı görünüm, farklı yüz ifadesi, farklı anlam, farklı bakış, farklı duruş yani farklı bir bütünlük içinde yaratmak Allah’ın yaratmadaki sonsuz sanat gücünün bir tecellisidir. Çünkü insan temel olarak bakıldığında belli detaylardan oluşur. Çok küçük bir alanda aynı malzemelerden oluşan milyarlarca farklı yüz karşımıza çıkmaktadır. Her yüze çok küçük ayrıntılarla, farklı anlamları veren Allah bizlere sonsuz aklını tecelli ettirmekte ve bu mükemmel yaratılış karşısında şükretmemizi istemektedir.

Benzer durum insanların fıtratlarındaki yaratılış farklılıkları için de geçerlidir. İnsan karakterinde belirli ana özellikler vardır. Yumuşakbaşlılık, içe kapalılık, dışa dönüklük, sakinlik, olgunluk, tezcanlılık, hayecanlılık, lider karakteri, merak, baskın kişilik vs gibi belirgin özellikler her insanın ruhunda ve kişiliğinde farklı bir bütünlük meydana getirmektedir. Bir özellik birçok kişide bulunmakla birlikte, herkeste farklı görünüm ve anlamlarda ortaya çıkar. Örneğin heyecan birçok kişide bulunan bir özellik olmakla birlikte, insan kişiliğindeki diğer özelliklerle birleştiğinde herkeste farklı şekillerde karşımıza çıkar. Tıpkı insanların yüzleri gibi, fıtratları da biri diğerinin aynısı değildir. Allah her insanda farklı bir karakter tecelli ettirmektedir. İnsanın fıtratından gelen özellikleri ile zaman içinde öğrenerek, kendisini geliştirerek kişiliğine kazandırdığı özellikler büyük bir uyum içinde olur. Allah her insan için fıtratıyla uyumlu bir ses tonu yaratmaktadır. İnsanın fıtratıyla bütünleşerek bir anlam oluşturan karakter özelliklerini en ince detayına kadar yaratan Yüce Allah’tır.

Müslüman Allah’ın kendisini yarattığı fıtrat üzerine, Allah’ın kendisinden hoşnut olacağı şekilde kişiliğini geliştirmeye, kişiliğindeki olumlu özellikleri arttırmaya, çocukluğundan itibaren getirdiği özellikleri Allah rızası doğrultusunda değiştirmeye veya en mükemmel haline getirmeye çalışır. Örneğin Allah bir kişiyi birçok hayır ve hikmet üzerine heyecanlı bir fıtratta yaratmış olabilir. İnsan Allah’ın verdiği azim ve irade ile ruhunu kontrol ederek, tevekkül ederek, herşeyi yaratanın Allah olduğunu unutmayarak heyecanını kontrol edebilir, daha sakin ve ihtiyatlı bir kişilik kazanabilir. Ya da bir insanın içe dönük bir fıtratı olabilir. İnsan yine iradesini kullanarak, düşünerek, gayret ederek bunu dışa dönük, neşeli bir kişiliğe çevirebilir.

Şunu unutmamak gerekir ki insan sürekli imtihan olan bir varlıktır. Allah Kuran’da davranış bakımından kimlerin daha iyi olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattığını bidirmektedir. Müslümanın Kuran’ın bakış açısını öğrenip hayatını Allah’ın rızasına ve Kuran ahlakına göre yönlendirmesinden sonra, fıtratındaki birtakım özellikleri Allah’ın kendisinden razı olacağı şekilde değiştirmesi, kendisini bu yönde eğitmesi gerekebilir. İnsana birçok hikmetlerle ve bir deneme olarak fıtratını veren Allah, onu değştirme gücünü de vermektedir.

Allah insanı ruh sahibi, düşünen, algılayan, hisseden bir varlık olarak yaratmıştır. Bundan dolayı insan imtihan olmaktadır. Imtihanın gereklerinden birisi olarak insanı fıtrat fıtrat yaratan Allah, her fıtrata farklı detaylar, farklı özellikler vermiştir. Milyarlarca rengin yer aldığı bir renk paleti düşünecek olursak, insanlar benzer tonların bir araya geldiği ama bakıldığında hepsinin birbirinden farklı olduğu ayrı renkler gibidir. Her insanı farklı fıtratta yaratan Yüce Rabbimiz, yine herkesi farklı şekil ve şartlarda imtihan etmektedir. Nasıl renklerin çeşitliliği, birbirinden farklı güzellikler içermesi insan ruhuna zevk veriyorsa ve insan her rengi görmek istiyorsa, insanlardaki fıtrat çeşitliliği de ruha zevk veren ve insan ruhundaki çeşitlilik hissini doyuran bir güzelliktir. Allah dileseydi insanları tek bir fıtrat üzerine yaratabilir ve kimse bunun dışına çıkamazdı. Ancak Allah insanları farklı fıtratlarda yaratarak insan ruhunun zevk alacağı bir güzellik çeşidi meydana getirmektedir.

Hayvanlara baktığımızda ise insanlardaki fıtrat zenginliğinin aksine hepsinin tek bir fıtratta olduğunu görürürüz. Allah onları bir yaratılış üzerinde ortak bir karakterde yaratmaktadır. Örneğin böceklerin tek bir fıtratı vardır. Dünyadaki milyonlarca böcek türüne bakıldığında hepsini Allah’ın benzersiz detaylarla yarattığını görebiliriz. Ancak gördüğümüz tüm böcekler tek bir tavır, tek bir fıtrat üzerindedir. Aynı şekilde bir kaplan yavrusu Allah’ın çok güzel tecellilerinden birisidir fakat tüm kaplan yavruları ortak bir karakter göstermektedir. Panterin, tavşanın, sincabın, kedinin, örümceğin ve bunlar gibi Allah’ın sonsuz yaratma gücüyle yarattığı tüm hayvanların kendilerine ait tek bir fıtratları vardır. Insan bu yaratılışta da Allah’ın sonsuz aklının tecellilerini görebilmekte ve şükretmektedir. Örneğin kediler insanın şefkat, merhamet ve acıma duygusunu çok yoğun hissetiren varlıklardır. Tüm kedilerin kendine has, onlarla özdeşleşmiş bir kişilikleri ve yaratılışları vardır. Kedi dendiğinde herkesin aklına gelen başlıca özellikleri sevgiden ve oyundan şiddetli zevk almalarıdır. Aynı şekilde karıncalar çalışkanlıkları ve gayretleri ile bilinirler. Çok küçük bedenlerinden beklenmeyen durumlarda yoğun bir çaba harcamaları en karakteristik özellikleridir. Allah tüm karıncaları disiplinli ve gayretli bir fıtrat üzerinde yaratmaktadır. Örümceğin müthiş bir bilinç ve teslimiyet içinde ağını örmesi de onun fıtratının bir gereğidir.

Kuşkusuz hayvanların her çeşidinin belirli fıtratlarda yaratılmış olup bu özelliklerin hiç değişmemesi de Allah’ın yaratılış delillerinden birisidir.

Allah’ın Secde Suresi’nin 9. ayetinde, “Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?” bildirdiği üzere Allah’ın ruhundan üflediği, akıl ve vicdan sahibi kıldığı, iman ve şuur verdiği, imtihan ettiği bir varlık olan insan, Allah’ın yaratma gücüne karşı hayranlık uyandıran bir fıtrat zenginliği ile birlikte yaratılmıştır. Bu yaratılış, Allah’ın detaylardaki sonsuz aklının ve görkemli yaratmasının bir delilidir.

5 Ekim 2008 Pazar

EVRİMCİLERİN FOSİL GİZLEME ADETİ


Darwinizm öylesine büyük bir yalandır ki,

- 150 yıl boyunca insanları canlıların evrimleştiğine inandırmıştır.
- insanları, maymunsu ataları olduğuna ikna etmiştir.
- tek bir tane bile bilimsel delili olmamasına rağmen bilimsel bir teoriymiş gibi davranmıştır.
- tek bir tane bile ara fosil olmamasına rağmen ara fosil var telkini yapmıştır.
- tek bir proteini laboratuvarda bile oluşturamamasına rağmen yeryüzündeki canlı çeşitliliğinin varlığını tesadüflere bağlamıştır.
- şuursuz, cansız, başıboş atomların tesadüfler sonucu bir araya gelerek, devletleri, medeniyetleri, laboratuvarlarda kendi hücrelerini inceleyen bilim adamlarını var ettiği yalanını bütün insanlığa telkin etmiştir.
- tüm bunları yaparken ise, yalnızca yalan, sahtekarlık ve demagoji kullanmıştır.

Darwinizm öylesine büyük bir yalandır ki, bu ideolojinin destekçileri sahte fosiller üretip bunları 40 yıl boyunca sergilemekte sakınca görmezler. Darwinistler, ara fosil uydurabilmek için sahtekarlık yapmayı adeta bir alışkanlık haline getirmişlerdir. Kusursuz canlıların fosillerini alıp onun üzerinde bir evrim senaryosu kurgulamaktan çekinmezler. Hayali ilk hücre hakkında sayısız senaryoları vardır, fakat henüz bu hayali hücrenin binlerce proteininden bir tanesinin bile meydana gelişini açıklayamazlar. Mutasyonların evrimleştirdiğini söylerler, fakat kontrollü laboratuvar ortamında dahi mutasyonlarla tek bir canlıya faydalı bir özellik ekleyememişlerdir.

İşte bu nedenle çözümü sahtekarlığa başvurmakta bulmuşlardır. Fosil kayıtlarının teorilerini desteklememesi üzerine çaresiz kalan Darwinistler, mükemmel canlılara ait kusursuz fosilleri alarak bunları kendi istedikleri şekilde yorumlamış, hatta açıkça sahtekarlık yapmışlardır. İnsan kafatasına yeni ölmüş orangutan çenesi ekleyerek 40 yıl sergilenen sahte Piltdown adamını, bir tane domuz dişinden sözde ailesiyle birlikte resmedilen Nebraska adamı sahtekarlığını üretmişlerdir. Dinozor fosillerine tüy eklemiş, sanayi devrimi kelebeklerini ağaç kabuklarına yapıştırarak çektikleri resimlerle doğal seleksiyon ile evrimleşme propagandaları yapmışlardır. Coelacanth’ı yıllarca ara form olarak tanıtmış, canlının halen yaşıyor olduğunun anlaşılması ile şaşkına dönmüşlerdir. 53 milyon yıllık at fosilleri günümüz atlarının aynısıyken, hayali bir “atın evrimi senaryosu” üretmişler, sonunda bunun da sahte olduğunu itiraf etmişlerdir. İnsanın hayali evrimini sahte embriyo çizimleri ile açıklamaya çalışmışlar, ardından çizimlerin sahibi Haeckel’in, “evrim teorisi adına çok sahtekarlık yapıldığından bu sahtekarlığı dolayısıyla gocunmadığına” dair itirafı ile bu sahte senaryoyu da geri çekmek zorunda kalmışlardır.

Kısacası, Darwinizm bir yalandır. Sahte fosiller sürekli olarak deşifre edildiği, gerçek fosiller ise evrimi tümüyle yalanladığı için EVRİMCİLER FOSİLLERİ GİZLEME İHTİYACI DUYARLAR.

Darwinistler Bir Fosil Buldukları An Onu Alelacele Gizlerler, Tıpkı Kambriyen Fosillerinde Olduğu Gibi

Fosiller evrimi yalanlayan en önemli delillerdendir. Yeryüzünün çeşitli katmanlarından elde edilen ve canlıların ilk yaratıldıkları andan itibaren hiçbir değişime uğramadığını ortayan koyan 100 milyon fosil, evrimciler için tam bir çıkmaz oluşturmaktadır. Normalde kendi teorilerinin ispatı için kullanmaları gereken fosillerin her birinin Yaratılış gerçeğini tasdik etmesi Darwinistleri fosilleri saklamaya kadar itmiştir. İnsanların bunları görmesini ve bilmesini istemezler. Bunu tarihte çok yapmışlardır, bugün de halen yapmaktadırlar. Sahte evrim demagojilerinden sayfalarca, saatlerce bahsederler. Ama şu an var olan 100 milyon fosil hakkında tek kelime etmemişlerdir. Yüzlerce yıldır istikrarla sürdürülen kazılar sonucunda ele geçen milyonlarca fosil vardır. Fakat Darwinistlerin bunları gösterdikleri müzeler yoktur. Bunları hiçbir zaman bir sergide sergileyememişlerdir. Milyonlarca fosilin yeraltından çıktığı bilinmektedir, fakat bunların hiçbiri ortada yoktur. Ve bu, geçmişten beri sürekli olarak yapılan bir Darwinist oyundur.

Bunun en önemli örneklerinden bir tanesi, 1909 yılında Charles Doolittle Walcott adlı bir paleontoloğun Kanada’nın Burgess Shale bölgesinde yapmış olduğu araştırmalar sonucunda bulmuş olduğu fosillerdir. Walcott, 4 yıl boyunca yaptığı araştırmalar sonucunda bulmuş olduğu yaklaşık 530 milyon yıl öncesine ait muhteşem fosilleri alelacele gizlemeye çalışmıştır.

Peki bunun nedeni nedir?

Bunun nedeni 530 milyon yıl öncesine ait olarak bulunmuş olan söz konusu fosillerin evrimi kesin olarak reddetmesi, tam anlamıyla ortadan kaldırmasıdır. Bu fosiller Kambriyen dönemi adı verilen döneme aittir ve evrimcilere göre bu dönem, yalnızca tek hücreli veya temel kompleks uzuvlardan yoksun bazı çok hücrelilerin yaşaması gereken bir dönemdir. Hayali evrim masalına göre başka türlü olması mümkün değildir.

Fakat Kambriyen dönemine ait bulunan fosiller, bir evrimci için dehşet habercisidirler. Söz konusu fosiller, o dönem canlıların günümüzdeki canlı kompleksliğine sahip olduğunu göstermekte, günümüz çeşitliliğinin bir benzerinin, hatta daha fazlasının bir anda ortaya çıktığını ilan etmektedir. Dahası, bu canlıların başka canlılardan evrimleştiğini gösteren hayali ilkel bir ata da hiç bir zaman var olmamıştır. Bu fosiller, evrimcilere göre, canlıların en ilkel yapıda olduğunu iddia ettikleri bir dönemde mükemmel bir komplekslik sergileyerek, canlıların bir anda, oldukları görünümde yaratıldıklarını yüksek sesle ilan etmektedirler. Bu, Darwinizm’in kesin olarak ölümü, yok oluşu anlamına gelmektedir. Darwinistler, açıklamasız kaldıkları konularda demagoji kullanmaya alışkındırlar ama canlı çeşitliliğinin yaklaşık 530 milyon yıl önce bir anda ortaya çıkmasına bir açıklama bulmaları imkansızdır.

Nitekim, Harvard paleontoloğu evrimci Stephen Jay Gould’un da belirttiği gibi Darwin’e en büyük rahatsızlık fosil kayıtlarından, özellikle de Kambriyen fosillerinden gelmiştir:

Fosil kayıtları, Darwin'e mutluluktan çok hüzün getirdi. Hiçbir şey onu, neredeyse tüm kompleks dizaynların ortaya çıktığı Kambriyen patlamasından daha çok rahatsız etmedi. 1

İşte bu sebeple, koyu bir evrimci olan Walcott, ÇÖZÜMÜ FOSİLLERİ SAKLAMAKTA BULMUŞTUR.

Muhteşem Kambriyen fosilleri TAM 70 YIL BOYUNCA SAKLANMIŞTIR.

Burgess Shale fosillerinin gün ışığına çıkması, ancak 1985 yılında, müzenin arşivlerinin yeniden incelenmesi sayesinde oldu. İsrailli bilim adamı Gerald Schroeder bu konuda şu yorumu yapmıştır:

Eğer Walcott isteseydi, fosiller üzerinde çalışmak üzere bir ordu dolusu öğrenciyi görevlendirebilirdi. Ama evrim gemisini batırmamayı tercih etti. Bugün Kambriyen Devri fosilleri Çin’de, Afrika’da, İngiliz Adalarında, İsveç’te ayrıca Grönland’da da bulunmuş durumdadır. (Kambriyen Devrindeki) Patlama, dünya çapında yaşanmış bir olaydır. Ama bu olağanüstü patlamanın doğasını tartışmak mümkün olmadan önce, bilgi gizlenmiştir. 2

40 yıl Boyunca Saklanan Papağan Fosili

Kambriyen fosillerinin gizlenmesi evrimcilerin tarihinde yaşanmış olan tek olay değildir. Fosil gizlemek, Darwinistler için bir adettir. Nitekim 65 milyon yıllık bir papağan çenesi fosili de, günümüz papağanlarının milyonlarca yıl boyunca hiç değişmediğini gösteren bir yaşayan fosil olduğu ve evrim teorisini bu nedenle geçersiz kıldığı için uzun yıllar insanlardan saklanmıştır. Ta ki California Berkeley Üniversitesi mezunlarından Thomas Stidham adında bir araştırmacının Berkeley Paleontoloji Müzesindeki fosil koleksiyonlarını incelemeye karar vermesine kadar. Bunun ardından yapılan incelemede fosilin, bugüne kadar bulunan en eski papağan fosili olduğu, dinozorlarla aynı dönemde yaşadığı anlaşılmıştır. 13 milimetrelik fosilin röntgen çekimlerine göre, fosilin üzerinde bulunan "K" şeklindeki iz (kan damarları ve sinir yolları) günümüzdeki papağanlara ait özelliklerle aynıdır. Darwinistler, bu gerçeği gizleyebilmek için çözümü tam 40 YIL FOSİLİ SAKLAMAKTA BULMUŞLARDIR.

100 Milyon Fosilden Hiçkimsenin Haberi Yoktu

Darwinistlerin fosil saklama taktiği, günümüzde halen büyük bir gizlilik içinde devam ettirilmektedir. İnsanların büyük bir kısmı, uzun bir süre boyunca, şu anda dünya çapında bulunmuş olan fosillerin 100 milyondan fazla olduğunu bilmemişlerdir. Adına yaşayan fosil denilen ve günümüz canlılarının milyonlarca yıldır değişmediğini ortaya koyan fosil örnekleri, yıllar boyunca Darwinistler tarafından gizlenmiş, bunlardan yalnızca birkaç örnek gündeme getirilmiştir. Dolayısıyla bilimsel yayınları veya interneti inceleyen kişiler, yaşayan fosil denince, uzun bir süre boyunca yalnızca birkaç ünlü örnek ile karşılaşmışlardır: Bir Ginkgo yaprağı, bir nautilus, bir okapi... Hemen hemen her kişi, yıllarca, dünyada birkaç tane yaşayan fosil örneği olduğunu ve bunların da nadir şaşırtıcı örnekler olduğunu zannetmişlerdir. Şu an var olan neredeyse tüm canlıların, kurtların, atların, tavşanların, kaplumbağaların, balıkların, kuşların, sürüngenlerin neredeyse her türünün, milyonlarcasının yaşayan fosillerinin var olduğundan haberleri bile olmamıştır.

Bunun tek sebebi, Darwinistlerin 100 milyon fosili insanlardan gizlemiş olmalarıdır.

Darwinistler Fosilleri Neden Gizleme İhtiyacı Duyarlar?

Çünkü fosiller evrimi reddetmektedir. Fosil kayıtlarında bir tane bile ara form fosili bulunmamaktadır. Var olan fosil kayıtların tamamı -ki bunlar 100 milyondan fazla fosili ifade eder- mükemmel görünümde, tam ve kusursuz canlılara aittir. Bu 100 milyon fosilin çok büyük bir bölümünü yaşayan fosiller oluşturmaktadır. Söz konusu fosillerin yalnızca bir bölümünün, hatta 3-5 tanesinin bile ortaya çıkması, evrim teorisinin yok olduğunun ilanı demektir. İşte bu nedenle Darwinistler 100 milyon fosil karşısında dehşete kapılmışlardır. Tıpkı Kambriyen dönemine ait muhteşem canlı fosillerini 70 yıl boyunca saklama ihtiyacı duymaları gibi, şu anda da evrimi çökerten bu muazzam koleksiyonu da gözlerden saklamaya çalışmışlardır.

İşte Darwinistlerin büyük bir çaba ile, fosil kayıtlarını gizli tutmak istemelerinin sebebi budur: Evrim teorisi, 100 milyon fosil karşısında tamamen geçersiz kılınmıştır. Bunu ilan eden ise Yaratılış Atlası’dır. Yaratılış Atlası, Darwinistlerin hiç beklemediği bir anda, birbirinden üstün görünümlü 100 milyon yaşayan fosilin varlığını bütün dünyaya haber vermiştir.

Darwinistlerin Beklemediği Karşılık: Yaratılış Atlası

Darwinist tuzak, şu anda artık Yaratılış Atlası ile bozulmuştur. İnsanlar, bir anda ele geçirilmiş 100 milyonun üzerinde fosil olduğunu ve bu fosillerin bir tanesinin bile evrimi delillendirecek bir ara form fosili olmadığını anlamışlardır. İnsanlardan gizlenmeye çalışılan bir gerçek açıkça, resimleriyle, hatta fosil sergilerindeki örnekleriyle insanlara sunulmuştur. İnsanlar bu fosilleri görmüşler, onlara dokunmuşlardır. Bu 100 milyon fosilin tamamı Yaratılış gerçeğini kanıtlayan kusursuz, mükemmel fosillerdir. Bir kısmı soyu tükenmiş mükemmel canlılara aitken, büyük bir bölümü yaşayan fosillerdir. Darwinistler fosilleri gizlemeye çalışırlarken hiç beklemedikleri bir anda Yaratılış Atlası ile karşılaşmışlardır. Bütün Yaratılış delilleri tüm detaylarıyla insanlara ulaştırılmış, tüm detaylarıyla tanıtılmıştır. Ve böylece, Darwinistlerin uzun yıllardır fosilleri gizlemek uğruna gösterdikleri çaba, bir anda tam tersine dönmüştür.

Şu anda evrimin geçersizliğini tüm dünya bilmektedir. Devlet başkanları bunu açıkça dile getirip, Allah inancını benimsediklerini tüm dünyaya ifade etmiş, insanlar ünlü internet sitelerinin düzenlemiş olduğu anketlerde, % 90 oranında canlıları Allah’ın yarattığına inandıklarını belirtmişlerdir. Tüm dünyada resmi olarak benimsenmiş, ülkelerin kanunları ile korunmuş olan evrim teorisi, bir anda tartışılır olmuş, delilsiz bir teori olduğu herkes tarafından hemen anlaşılmış, eyaletler bu teoriyi müfredattan çıkarabilmek için yoğun bir çaba içine girmişlerdir. İşte bu, insanlardan gizlenmeye çalışılan fosillerin ortaya çıkarılmasının getirdiği sonuçtur.

Yaklaşık 1.5 asırdan fazla bir zaman boyunca aldatmalarla, sahtekarlıklarla, evrimi çürüten delillerin saklanmasıyla elde edilen sahte Darwinist başarı, bir anda ortadan kalkmıştır. Darwinistler, tüm dünyayı etkileri altına aldıkları, teorilerini kanunlaştırdıklarını zannettikleri bir anda beklemedikleri şok bir yenilgi yaşamışlardır. Bu, Müslümanların beklediği, Allah’ın dilemesiyle mutlaka gerçekleşecek bir karşılıktır. Çünkü Allah Müslümanlara, batılı yok edip hakkı sağlamlaştıracağını vaat etmiştir.

De ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir.

De ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir.” (Sebe Suresi, 48-49)

1. Gould, Stephen J., The Panda's Thumb, 1980, ss. 238-239
2. Gerald Schroeder, Evolution: Rationality vs. Randomness, http://www.geraldschroeder.com/evolution.html


4 Ekim 2008 Cumartesi

AVRUPA'DA DARWINİZM'İN ÇÖKÜŞÜ





3 Ekim 2008 Cuma

Dawkins Yaratılışçılarla Tartışmaya Girmiyor,

Çünkü Verecek Bir Cevabı Yok!

Richard Dawkins'ten karşılıklı tartışma talebimize cevap geldi: "YEMİN ETTİM, TARTIŞMAYACAĞIM!" diyor. Bunun anlamı şudur: "Ben Darwinizm konusunda yenildim. Tartışıp kimseye rezil olmaya niyetim yok."
Ama bu durumda neyin üzerine yemin ettiği belli değil. Allah üzerine yemin etmediği açık çünkü Allah'a inanmadığını söylüyor. Tartışmada yenileceği kesin. Ama Darwinizm'le ilgili bilgisi olmayan kişileri tek yanlı yanlış yönlendirmeye devam edeceği açık. Ancak bu kişiler eninde sonunda Harun Yahya'nın internet sitelerini ziyaret edip doğruları görerek Darwinizm'in bir aldatmaca olduğunu anlamaktadırlar. Ve bundan sonra da anlamaya devam edeceklerdir. İnşaAllah.
Darwinistlerin son 150 yıldır büyük bir dehşet ve korku ile kaçındıkları bir şey vardır: Yalanlarının ortaya çıkması! Darwin'den beri sarsılmaz bir ideoloji, bir din olarak ayakta tutmaya çalıştıkları evrim teorisinin bir sahtekarlık olduğunun ortaya çıkmaması için var güçleriyle çabalarlar. Bu yalanı devam ettirebilmek için sahtekarlıklar yapar, sahte fosilleri müzelerde sergiler, yeraltından çıkan fosillerin tümünü (evrim teorisi yalanladığı için) alelacele saklar, evrim teorisinin açıklamasız kaldığı milyonlarca konuya demagoji ile karşılık verirler. Bu yalanı ayakta tutabilmek için evrim teorisini dokunulmaz hale getirmişlerdir. Öyle ki okullarda, üniversitelerde, işyerlerinde, çeşitli kuruluşlarda, hatta üst devlet kademelerinde evrim kesin olarak tartışılamaz, inkar edilemez hale gelmiştir. Sadece bir teori olmasına rağmen evrim, bir anda devlet kanunlarıyla korunan, müfredatlarda resmi olarak dahil edilmesi gereken, her gencin bilmesi ve benimsemesi gereken bir yasa halini almıştır.
Fakat Darwinistlerin bir anda korktukları başlarına gelmiş, aldatmaca bir anda su yüzüne çıkmıştır. Harun Yahya'nın çalışmaları ve özellikle Yaratılış Atlası ile, Darwinist sahtekarlıklar aniden deşifre edilmiştir. Darwinistler tarafından saklanmaya çalışılan 100 milyondan fazla fosil olduğu anlaşılmış ve bu fosillerin tümünün, çoğu günümüz canlılarının yüz milyonlarca yıl önceki örneklerini temsil eden tam ve mükemmel fosiller olduğu ortaya çıkmıştır. Darwinist büyünün bozulmasının dünya çapındaki etkisi son derece sarsıcı olmuştur.
Bu açık durum karşısında evrim teorisinin en koyu savunucularından biri olan ve Darwin'in Rottweiler'ı olarak tanınan Richard Dawkins kamuoyu önünde tartışmaya davet edilmiştir. Kendisinden, Darwinizm'i çökerten deliller karşısında bir açıklaması olup olmadığı, Yaratılış delilleri karşısında teoriyi nasıl bir mantıkla savunacağı sorulmuştur.
Fakat Dawkins, böyle bir tartışmaya girmeye yanaşmamıştır! Richard Dawkins'ten karşılıklı tartışma talebimize cevap geldi: "YEMİN ETTİM, TARTIŞMAYACAĞIM!" diyor. Bunun anlamı şudur: "Ben Darwinizm konusunda yenildim. Tartışıp kimseye rezil olmaya niyetim yok."
Richard Dawkins böyle bir tartışmaya tabiki giremez, çünkü karşısına çıkacak olan soruları cevaplayamayacaktır:
Yeraltından çıkmış olan tam, mükemmel ve kusursuz canlıları gösteren 100 milyondan fazla canlı fosilini açıklayamayacaktır. Bunların nasıl olup da YÜZ MİLYONLARCA YIL BOYUNCA HİÇ DEĞİŞMEDEN KALDIKLARINI, neden bir tane bile ARA FORM ÖZELLİĞİ GÖSTEREN ATALARININ OLMADIĞINI izah edemeyecektir.
Daha önce de yapamadığı gibi, yeryüzünde bulunmuş milyonlarca fosil arasından neden TEK BİR TANE BİLE ARA FOSİL OLMADIĞINI açıklayamayacaktır.
Yeraltından çıkarılmış olan günümüz kaplanlarının, atlarının, fillerinin, kaplumbağalarının, kurtlarının, kuşlarının, tavşanlarının, tilkilerinin, zebralarının, geyiklerinin ve diğer tüm günümüz canlılarının milyonlarca yıllık kafatası fosillerini evrim teorisi ile açıklayamayacaktır. Canlıların nasıl olup da MİLYONLARCA YIL ÖNCE BUGÜNKÜ GÖRÜNÜMLERİYLE ORTAYA ÇIKTIKLARINA ve MİLYONLARCA YIL BOYUNCA DEĞİŞMEDİKLERİNE bir açıklama getiremeyecektir.
At şemasının, Piltdown Adamı'nın, Nebraska Adamı'nın, Heackel'in çizimlerinin, üzerlerine tüy yapıştırılmış tüylü dinozor fosillerinin, ağaca raptiye ile monte edilmiş sanayi kelebeklerinin BİRER SAHTEKARLIK OLDUĞUNU kabul etmek zorunda kalacaktır.
Darwinistlerin ara fosil olarak ortaya attıkları ve sayısı üç-beş taneyi aşmayan fosillerin bilimsel olarak geçersiz kılındığını; karadan havaya geçişe örnek olarak gösterilen ARCHAEOPTERYX İLE AYNI DÖNEMDE YAŞAYAN MÜKEMMEL YAPIDA UÇUCU KUŞ FOSİLİ BULUNDUĞUNU, sudan karaya geçişe örnek verdikleri COELACANTH'IN HALA YAŞAYAN TAM BİR CANLI OLDUĞUNU, LUCY'NİN LİTERATÜRE GEÇMİŞ BİR MAYMUN OLDUĞUNU itiraf etmek zorunda kalacaktır.
Kambriyen fosillerini, bunun ardından bulunmuş olan yaşayan fosilleri ve nihayet şu anda var olan tam 100 milyon fosili NEDEN SAKLAMIŞ OLDUKLARI sorusuna cevapsız kalacaktır.
Canlılığın yapıtaşı olan tek bir işlevsel proteinin tesadüfen oluşması ihtimalinin 10-950 de bir ihtimal olması ve bunun matematiksel olarak sıfır anlamına gelmesi konusunda cevapsız kalacaktır ve labrotuar ortamında bir hücre bile oluşturulamazken canlılığın tesadüfler sonucu nasıl oluşacağı konusunda cevapsız kalacaktır.
Dışarıda da beyinde de ışık olmamasına rağmen, BEYİNDE GÖRÜNTÜYÜ KİMİN GÖRDÜĞÜNÜ AÇIKLAYAMAYACAKTIR. Sesten yalıtılmış beynin içinde konuşmaları, sesleri, müziği KİMİN DUYDUĞUNU İZAH EDEMEYECEKTİR. BEYİNDE GÖRÜNTÜDEN, MÜZİKTEN, DOKUNMAKTAN, KOKLAMAKTAN ZEVK ALAN, BUNLARI YORUMLAYAN, BUNLARA TEPKİ GÖSTEREN VARLIĞIN KİM OLDUĞU SORUSUNA CEVAP VEREMEYECEKTİR.
Tüm bu gerekçeler karşısında Richard Dawkins'in tartışmaya girmekten neden bu kadar çekindiği anlaşılabilmektedir. Tüm iddialarının çökertileceği, bir türlü cevap veremeyeceği konular karşısında küçük düşmektense, çözümü "Ben yemin ettim tartışmayacağım" demek oluyor, kendince.
Böyle durumlarda yalan söylediği için çözümü demagojide bulan taraf, bir başka demagojik taktik izleyerek hemen hemen her zaman karşı tarafın reklam amacı güttüğü iddiasındadır. Bu gelenek devam etmiş ve Dawkins, Yaratılışçıların tartışmaları bir gösteri mahiyetinde talep ettiklerini iddia etmiştir. Fakat unuttuğu nokta şudur: İstenen ve geniş çapta karşılık bulmuş olan tanıtım, YARATILIŞ ATLASI İLE TÜM DÜNYAYA ZATEN YAPILMIŞ DURUMDADIR. Bütün dünyaya TAM 100 MİLYON FOSİL TANITILMIŞTIR. BUNLARIN YARATILIŞ DELİLİ OLDUKLARI İSPAT EDİLMİŞTİR. Bunun üstüne küçük tartışmaların reklam mahiyetinde bir etkisinin olacağını iddia etmek son derece komik olur. Bu tartışma, Dawkins'in yanıldığını, Dawkins'in kendi ağzından tüm dünyanın duyması açısından önem taşımaktadır. Yoksa zaten evrim teorisinin ve Dawkins'in iddialarının çöküntüye uğramış olduğunu, temelinden yıkılıp ölmüş olduğunu bütün dünya bilmektedir.
Darwinistler açısından acı olan gerçek, somut delillerin yani fosillerin reddedilemez oluşudur. Beklemedikleri şey ise, bütün fosillerin Yaratılışı ispat etmesi ve itina ile sakladıkları bu fosillerin adeta bir şok dalgası şeklinde tüm dünyaya gösterilmiş olmasıdır. Yaratılış Atlası'nın sebep olduğu sarsıcı etki sebebiyle dilleri tutulmuş durumdadır. Somut deliller ortaya çıktığından demagoji artık anlamsız kalmaktadır. Dawkins'in yaşadığı şok da bunun sonucudur. Dolayısıyla bütün dünyanın da görmüş olduğu bu somut deiller karşısında tartışmaya çıkabilmesi zor gözükmektedir.