6 Mart 2010 Cumartesi
ADNAN OKTAR'IN TV KAYSERİ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Mart 2010)
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
04:37
Kategoriler: Harun Yahya TV, Kuran Ahlakı, Kuran Bilgisi, Röportaj, Ses Kasetleri, Sunumlar, Yaratılış Atlası, Yeni Yayınlar
26 Mart 2009 Perşembe
PEYGAMBERİMİZİN YİĞİT DOSTLARI: ASHAB-I KİRAM
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i gören, ona iman edip kendisiyle birlikte hareket eden kişilere sahabi denir. Sahabe ve ashab, sahabinin çoğuludur. Sahabe, İslâm’ı din olarak seçtikleri ilk andan itibaren Peygamberimiz (sav)'e çok güçlü bir imanla bağlanmışlardır. Hayatlarının büyük bir kısmını Peygamberimiz (sav)'in yanında geçirmişler, İslam dininin yayılması için Peygamberimiz (sav)'le birlikte mücadele etmişlerdir. Onların Peygamber (sav)'e olan bu kopmaz sarsılmaz bağlılıkları dönemin müşriklerinin ve kafirlerinin çok tepkisine neden olmuş ve Müslüman oldukları için bu çevreler tarafından tehdit edilmiş, işkenceye maruz kalmış, ölümle karşılaşmış hatta bir kısmı şehit olmuştur. Ancak tüm bu zorluklara rağmen Allah’a ve Hz. Muhammed (sav)’e bağlılıklarını terkeden olmamıştır. Bu nedenle Ashab-ı Kiram’ın her biri çok değerli insanlardır. Onlar büyük bir fedakarlık örneği göstererek ailelerini, eşlerini, çocuklarını kısacası tüm hayatlarını bir anda geride bırakarak Peygamber Efendimiz (sav)’in yardımcısı olmuşlardır.
Kuran’da Allah sahabe ahlakını şöyle övmüştür:
Nice peygamberle birlikte birçok Rabbaniler (kendisini Rabb'e adayanlar, Allah dostları) savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever. Onların söyledikleri: "Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı (bastıkları yerde) sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et" demelerinden başka bir şey değildi. Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever. (Al-i İmran Suresi, 146-148)
Kuran'da Ashab-ı Kiram gibi Allah'ın rızası için her türlü fedakarlığı göze alan samimi Müslümanların cennetle müjdelendikleri şöyle bildirilmektedir:
Nitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek) cevab verdi: "Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. (Bu,) Allah Katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah, karşılığın (sevabın) en güzeli O'nun Katındadır." (Al-i İmran Suresi, 195)
TÜM HAYATLARINI ALLAH’A VE PEYGAMBERİMİZ (SAV)'E ADAYAN SAHABE-İ KİRAM
Hz. EBU BEKR-İ SIDDIK: Bütün servetini, kazancını İslam için harcamış, Camiu'l Kur'an, es-Sıddık, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi.
Hz. ÖMER: Adaletin timsali ikinci büyük halife.
Hz. OSMAN: İlk Müslümanlardan, üçüncü halife.
Hz. ALİ BİN EBU TALİB: Allah’ın arslanı, dördüncü halife.
ABDURRAHMAN BİN AVF: Tüm zenginliğini İslam yolunda vakfeden sahabi.
EBÛ UBEYDE BİN CERRAH: Eminü'l-Ümme (ümmetin emini). Mekke fethinde, Taif muhasarasında, Veda Haccı'nda hep Resullullah (sav)'in yanında bulunmuş, Bedir Savaşı’nda babasına karşı savaşmıştır.
SA’D BİN EBI VAKKAS: Resulullah’ın okçusu. Uhud savaşında, Peygamber Efendimiz (sav)’in yanından ayrılmayıp gövdelerini siper ederek onu korumaya çalışan bir kaç kişiden birisi.
TALHA BİN UBEYDULLAH: Cömertliği ve kahramanlığıyla ünlü sahabi.
ZÜBEYR BİN AVVAM: Müslüman olduktan sonra başta amcası olmak üzere, müşrikler tarafından muhtelif işkence ve eziyetlere maruz kalan, Mekke'nin fethi sırasında İslam ordusunun sancaktarlığını yapan sahabi.
ADİ BİN HATİM TAİ: Ailece cömert olan sahabi.
AMİR BİN FÜHEYRE: Bilal-i Habeşi ile birlikte ağır işkencelere maruz kalan sahabi.
AMMAR BİN YASER: Şehid oğlu şehid.
ABBAS BİN ABDÜLMUTTALİB: Peygamberimiz (sav)'in amcası.
ABDULLAH BİN ABBAS: Tefsir alimlerinin şahı.
ABDULLAH BİN AMR BİN AS: Hadis-i şerif yazması ile meşhur sahabi.
ABDULLAH BİN CAHŞ: Uhud şehitlerinden.
ABDULLAH EBUBEKR-İ SİDDIK: Hz. Ebu Bekir’in oğlu.
ABDULLAH BİN HUZAFE: Resulullah’ın elçilerinden.
ABDULLAH BİN MES’UD: Kur’an-ı Kerim'i açıktan okuyan ilk sahabi.
ZÜBEYR BİN AVVAM: Müslüman olduktan sonra başta amcası olmak üzere, müşrikler tarafından muhtelif işkence ve eziyetlere maruz kalan, Mekke'nin fethi sırasında İslam ordusunun sancaktarlığını yapan sahabi.
ABDULLAH BİN ÖMER: En çok hadis bilen sahabilerden.
ABDULLAH BİN REVAHA: Resulullah’ın şairi.
ABDULLAH BİN SELAM: Bedir’de babasına karşı savaşan sahabi.
ABDULLAH BİN SÜHEYL: Tevrat’ta Resulullah’ın alametlerini görüp Müslüman olan sahabi.
ABDULLAH BİN ZEYD: Sahib-ül ezan.
ABDULLAH BİN ZÜBEYR: Medine’de muhacirlerden ilk doğan sahabi
ADİ BİN HATİM TAİ: Ailece cömert olan sahabi.
AMİR BİN FÜHEYRE: Bilal-i Habeşi ile birlikte ağır işkencelere maruz kalan sahabi.
AMMAR BİN YASER: Şehid oğlu şehid.
AMR BİN AS: Meşhur Arab dahilerinden.
ASIM BİN SABİT: Arıların koruduğu sahabi.
BERA BİN AZİB: Kıblenin değiştiğini haber veren sahabi.
BEŞİR BİN SA’D: Hz. Ebu Bekir’e ilk biat eden sahabi.
BİLAL-İ HABEŞİ: Peygamber Efendimiz (sav)'in müezzini.
BÜREYDE BİN HASİB: Resulullah’ın sancaktarı.
CABİR BİN ABDULLAH: Sahabenin en çok hadis bildirenlerinden.
CA’FER-İ TAYYAR: Görünüş olarak ve güzel huylarıyla Peygamberimiz (sav)'e benzeyen, Mute gazasında yetmişten fazla yara alarak şehid olan sahabi.
DIHYE-İ KELBI: Cebrail aleyhisselamın, şekline girdiği sahabi.
EBU DÜCANE: Peygamber Efendimiz (sav)'in fedaisi.
EBU EYYUB-EL ENSARİ: Mihmandar-ı Resulullah.
EBU HÜREYRE: En çok hadis-i şerif rivayet eden sahabi.
EBU KATADE: Resulullah’ın süvarilerinden.
EBU LÜBABE: Tevbesi ile meşhur sahabi.
EBU MUSEL-EŞ’ARİ: Kur’an-ı Kerim’i en iyi okuyan sahabilerden.
EBU SA’ID-İ HUDRİ:
Çok hadis rivayet eden yedi sahabiden.
EBU SELEME: Tek başına hicret eden sahabi.
EBU TALHA: Resulullah’ın fedaisi.
EBU ZER GİFARI: Gıfari kabilenin reisi.
EBÜDDERDA: Kadılık yapan sahabilerden.
ENES BİN MALİK: Resulullah’ın hizmetçisi.
ERKAM BİN EBİ’L ERKAM: Evi ilk vakıf olan sahabi.
ES’AD BİN ZÜRARE: Cahiliye devrinde de tek bir Allah’a inanan sahabi.
FEYRUZ BİN DEYLEMI: Yemenli sahabilerden.
ABDULLAH BİN ÖMER: En çok hadis bilen sahabilerden.
ABDULLAH BİN REVAHA: Resulullah’ın şairi.
ABDULLAH BİN SELAM: Bedir’de babasına karşı savaşan sahabi.
ABDULLAH BİN SÜHEYL: Tevrat’ta Resulullah’ın alametlerini görüp Müslüman olan sahabi.
ABDULLAH BİN ZEYD: Sahib-ül ezan.
ABDULLAH BİN ZÜBEYR: Medine’de muhacirlerden ilk doğan sahabi
HABBAB BİN ERET: İlk Müslüman sahabilerden.
HALİD BİN SA’İD BİN AS: İlk Müslüman olan sahâbilerden
HANZALA BİN EBU AMİR: Uhud Savaşı’nda şehid olan sahabi.
HUBEYB BİN ADİY: Darağacında ilk namaz kılan sahabi.
HUZEYFE BİN YEMAN: Sevgili Peygamberimiz (sav)'in sırdaşı.
HZ. HAMZA: Şehidlerin efendisi.
KA’B BİN MALİK: Peygamber Efendimiz (sav)'in şairlerinden.
MİKDAD BİN ESVED: Resulullah’ın süvarilerinden.
MUHAMMED BİN MESLEME: Resulullah Efendimizin fedailerinden.
MUS’AB BİN UMEYR: İslam’da ilk öğretmen.
NEVFEL BİN HARİS: Haşimoğullarının en yaşlısı.
NU’MAN BİN MUKARRİN: Eshab-ı kiramın meşhur kumandanlarından.
OSMAN BİN MAZ’UN: Medine’de ilk vefat eden muhacir sahabi.
OSMAN BİN TALHA: Kabe’nin hizmetinde olan sahabi.
SABİT BİN KAYS: Peygamber Efendimiz (sav)'in hatiblerinden.
SA’D BİN MU’AZ: Ensarın en hayırlılarından.
SA’D BİN REBİ: Şehid olurken nasihat eden sahabi.
SAİD BİN AMİR: Hz. Ömer’e benzeyen vali.
SALİM MEVLA EBU HUZEYFE: Kur’an-ı Kerim’i en iyi okuyanlardan.
SEHL BİN HANİF: Eshab-ı kiramın okçularından.
SEHL BİN SA’D: Medine’de en son vefat eden sahabi.
SELEME BİN EKVA: Piyadelerin en hayırlısı.
SELEME BİN HİŞAM: Kardeşlerinin işkence ettiği sahabi.
SELMAN-I FARİSİ: Ehl-i beytten sayılan İranlı sahabi.
SEVBAN: Resûlullah’ın hizmetçisi.
SÜMAME BİN ÜSAL: Yemame kabilesi reisi.
TUFEYL BİN AMR: Devs kabilesinin putlarını kırıp, Müslüman olmalarına vesile olan şair sahabi.
UBADE BİN SAMİT: Akabe bi’atlerinde kavminin temsilcisi olan sahabi.
UKBE BİN AMİR: Eshab-ı suffadan, Peygamberimiz (sav)'in talebesi.
ÜBEYY BİN KA’B: Kıraati ile meşhur sahabi.
ÜSAME BİN ZEYD: Resulullah’ın çok sevdiği sahabilerden.
ÜSEYD BİN HUDAYR: Eshab-ı kiramın sancaktarlarından.
VELİD BİN VELİD: Kardeşleri tarafından işkence gören sahabi.
ABDULLAH BİN ATİK: Medineli ilk Müslümanlardan.
ABDULLAH BİN ÜMM-İ MEKTUM: Peygamberimiz (sav)'in müezzinlerinden.
ABBAS BİN UBADE: Ensarın muhaciri diye tanınan sahabi.
CÜVEYRİYYE BİNTİ HARİS: Müminlerin annelerinden.
EBU RAFİ: Peygamberimiz (sav)'in azatlı kölelerinden.
EBU SÜFYAN BİN HARİS: Peygamberimiz (sav)'in süt kardeşi.
FATİMA BİNTİ ESED: Hz. Ali’nin annesi.
HACCAC BİN ILAT: Mekkeli sahabilerden.
HADİCE-TÜL KÜBRA: Peygamberimiz (sav)'in ilk hanımı.
HAFSA BİNTİ ÖMER: Peygamberimiz (sav)'in hanımlarından.
HALİD BİN VELİD: Allah’ın kılıcı lakabı ile tanınan kumandan Sahabi.
HALİME HATUN: Peygamberimiz (sav)'in sütannesi.
HAMNE BİNTİ CAHŞ: Peygamber Efendimizin halasının kızı.
HANSA HATUN: Meşhur kadın şair sahabilerden.
HASSAN BİN SABİT: Peygamber Efendimizin şairlerinden.
HATİB BİN EBİ BELTEA: Peygamber Efendimizin elçilerinden.
Hz. AİŞE-İ SIDDIKA: Peygamberimiz (sav)'in hanımlarından.
Hz. FATIMA: Peygamberimiz (sav)'in en sevgili kerimesi.
Hz. HASAN: Peygamberimiz (sav)'in en sevdiği torunlarından, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın büyük oğlu.
Hz. HÜSEYİN: Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın oğlu, Peygamberimiz (sav)'e benzeyen torunu.
Hz. REYHANE: Peygamberimiz (sav)'in hanımlarından.
HZ. SAİD BİN ZEYD: Müslüman olunca müşriklerin çok sayıda saldırısıyla karşılaşan, Şam’ın fethinde bulunan sahabi.
İKRİME BİN EBİ CEHİL: Meşhur İslam kumandanlarından.
İMRAN BİN HUSAYN: İki yüze yakın hadis nakleden, iyi idareci, iyi giyinen sahabi.
KA’B BİN ZÜHEYR: Peygamberimiz (sav)'in hırkasını verdiği şair sahabi.
KATADE BİN NU’MAN: Eshab-ı kiramın okçularından.
MEYMUNE BİNTİ HARİS: Peygamberimiz (sav)'in hanımlarından.
MUĞİRE-TEBNİ ŞU’BE: Meşhur beş dahiden biri olan sahabi.
RİBİ BİN AMİR: Eshab-ı kiramın elçilerinden.
SA’D BİN UBADE: Ensarın sancaktarlarından.
SAFİYYE BİNTİ ABDÜLMUTTALİB: Peygamberimiz (sav)'in halası.
SAFİYYE BİNTİ HUYEY: Peygamberimiz (sav)'in hanımlarından.
SEDDAD BİN EVS: Ailece müslüman olan sahabilerden.
SEVDE BİNTİ ZEM’A: Peygamberimiz (sav)'in hanımlarından.
SÜRAKA BİN MALİK: Eshab-ı kiramın süvarilerinden.
UKAYL BİN EBİ TALİB: Hz. Ali’nin abisi.
ÜMM-İ EYMEN: Peygamberimiz (sav)'in dadısı.
ÜMM-İ HABİBE: Peygamberimiz (sav)'in hanımlarından.
ÜMM-İ HANİÇ: Hz. Ali’nin kızkardeşi.
ÜMM-İ HİRAM: Hala Sultan olarak tanınan kadın sahabi.
ÜMM-İ RUMAN: Hz. Ebu Bekir’in hanımı.
ÜMM-İ ÜMARE NESİBE HATUN: Eshabın kadın kahramanlarından.
VAHŞİ: Yalancı peygamber Müseyleme’yi öldüren sahabi.
ZEYD BİN DESİNNE: Darağacından Resulullah’a selam gönderen sahabi.
ZEYD BİN HARİSE: İlk iman eden köle.
ZEYD BİN SABİT: En meşhur vahiy katibi Sahabi.
ZEYNEB BİNTİ CAHŞ: Peygamberimiz (sav)'in hanımlarından.
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
15:20
Kategoriler: Haberler, Hadis Bilgisi, Kuran Ahlakı, Kuran Bilgisi, Yeni Yayınlar
6 Mart 2009 Cuma
ARALARINDAN AYRILANLAR OLMASI, HZ. MEHDİ (A.S.) CEMAATİ İÇİN BÜYÜK BİR RAHMETTİR
Müslüman toplulukları içindeki münafıklar ve bu kişilerin tüm karakter özellikleri Kuran ayetlerinde detaylı olarak tarif edilmektedir. Bu kişiler iman edenlerle birlikte hareket eden, onlarla aynı inançlara sahip olduklarını iddia eden, ancak gerçekte gereği gibi iman etmemiş samimiyetsiz kimselerdir. Allah rızası için yaşayan samimi iman sahiplerinin arasında, sanki onlardan gibi görünerek yaşayan bu kişiler, aslında salih müminlerden değildirler. Nitekim zaman içinde bu samimiyetsizlikleri ortaya çıkar ve Müslüman topluluğu içinden ayrılmak durumunda kalırlar. Bir hadiste Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Mehdi (a.s.)’nin cemaatinden ayrılan münafıkları şu şekilde tarif etmektedir:
Esbağ bin Nebate der ki: Emirülmüminin Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: "...Öyle ki sizden sadece gözdeki sürme kadar veya yemekteki tuz kadar kalacaktır. Ve ben size bir örnek vereceğim: Adamın birinin bir miktar buğdayı vardır. Onu temizler ve bir eve koyar, uzun bir süre sonra geri döndüğünde onun kurtlandığını görür, onu tekrar ayıklar ve temizler sonra tekrar evin içine koyar. Uzun bir süre sonra döndüğünde onun tekrar kurtlandığını görür. Tekrar onu ayıklar ve temizler ve hep aynı işi tekrarlar. SONUNDA KURTLARIN HİÇ ZARAR VEREMEDİĞİ ÇOK AZ SAĞLAM BUĞDAY KALIR. İşte siz de böylesiniz. Sonunda içinizde fitnelerin asla zarar veremediği çok az bir grup kalacaktır."
(Aynı hadisi Ahmet bin Muhammed bin Said de nakleder.)
(Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 246)
Hadiste Hz. Mehdi (a.s.) cemaatinden çıkan münafıkların, "buğdaya musallat olan iğrenç kurtlar" gibi oldukları haber verilmiştir. Hz. Mehdi (a.s.) cemaati, "buğday gibi, ilerde açıp serpilecek, gelişip büyüyecek, bereket getirecek, gelecek vadeden bir nimete" benzetilmiştir. Münafıkların da, "buğdayı içten tahrip etmeye çalışan, kurt gibi iğrenç ve habis varlıklar oldukları" haber verilmiştir. Hadiste, sahibinin, elindeki buğdayı temizleyeceği, ama buğdayın yine kurtlanacağı; sahibi her defasında bu işlemi tekrarladıktan sonra, en sonunda buğdayda hiç kurt kalmayacağı anlatılmıştır. Bu bilgilere göre, buğdaydaki iğrenç ve asalak kurtların ayıklanıp buğdayın pislikten temizlenmesi gibi; Hz. Mehdi (a.s.) cemaati de bir süre sonra münafıklardan temizlenip sonunda tertemiz bir cemaatle vazifesini yapacaktır.
Allah, Kuran’da Müslüman topluluğu içinde bulunan münafıkların ne şekilde kendilerini belli edecekleriyle ilgili de çok önemli bilgiler vermektedir. Bir ayette şu şekilde bildirilmektedir:
Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir. (Ali İmran Suresi, 154)
Ayette belirtildiği gibi, münafıklar sıkıntı anlarında, nefislerinin zorlandığı bir olayla karşılaştıklarında, Müslümanlar için bir fedakarlıkta bulunmaları gerektiğinde, şevksizlikleriyle ve ilgisizlikleriyle hemen kendilerini belli ederler. Uğrayacakları en ufak bir menfaat kaybı bu kişilerin hemen dine yönelik isyan, ve inkar sözleri söylemelerine neden olur (Allah'ı tenzih ederiz). Oysa bunların hepsi Allah’ın samimiyetsiz kimselerin ortaya çıkması için yarattığı denemelerdir.
Münafıkların dünya hayatına olan düşkünlükleri, ahiretten yana kuşku duymaları ve kalplerindeki hastalık, onların bu isyanlarında en önemli nedenlerdendir. Kuran’da Müslüman cemaati içindeki münafıkların dünya hayatını isteyerek Müslüman topluluğu içinde fitne çıkarmaya çalıştıkları şu şekilde haber verilmektedir:
Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır. (Ali İmran Suresi, 152)
Bu ahlaktaki kişiler tarih boyunca tüm samimi mümin toplulukları arasında bulundukları gibi, Hz. Mehdi (a.s.) cemaati içinde de bulunacaklardır. Hadislerde bildirildiğine göre, Hz. Mehdi (a.s.)’nin cemaatinden ayrılanlar, yıllarca bu toplulukla birlikte hareket etmelerine rağmen, daha sonradan kendilerine inkar edenlerin arasında bir yol çizeceklerdir. Müslümanlarla aynı iman ve samimiyette olmayan, Allah’a ve Kuran’a sadakat göstermeyen, Allah korkusu zayıf olan bu kişiler, kendi menfaatleriyle çatışan bir durum olduğunda Hz. Mehdi (a.s.)’nin yanından ayrılabileceklerdir. Ancak Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, bu durumun, Hz. Mehdi (a.s.) ve beraberindeki şahıslara hiçbir zarar veremeyeceği, aksine hayırlara vesile olacağı bildirilmektedir. Allah’ın izniyle Hz. Mehdi (a.s.) ve beraberindekiler, yaptıkları hayırlı çalışmalarda başarılı olmaya devam edeceklerdir. Bir hadiste bu durum şöyle haber verilmektedir:
Ayrılanlar da, muhalifler de ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) zarar veremeyecek. O kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak yoluna devam edecektir.
(Ramuz e’l-Ehadis, s. 487) (Taberani’nin Kebir’inden)
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
21:14
Kategoriler: Ahir Zaman, DERGİ, Haberler, Hadis Bilgisi, İman Hakikati, Kuran Ahlakı, Kuran Bilgisi, Yaratılış Atlası, Yeni Yayınlar
27 Şubat 2009 Cuma
BEYNİN SIRLARI KUSURSUZ YÖNETİM MERKEZİ
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
20:20
Kategoriler: Belgeseller, Haberler, İNDİR, Kuran Bilgisi, Sunumlar, Yeni Yayınlar
4 Şubat 2009 Çarşamba
Adnan Oktar'ın Duası
Ve bunu en kısa sürede yapsın inşaAllah. Allah Mehdi'yi zuhur ettirsin. Hz. İsa'yı inşaAllah nuzül ettirsin, Onun nüzulunü çabuklaştırsın. Dünyadaki fitne ve fesadı inşaAllah tamamen kaldırıp Müslümanların adaletini güzelliğini, güzel ahlakını bütün dünyaya göstersin.
...Bütün Müslüman alemini inşaAllah huzur, barış ve kardeşlik içerisinde birleştirsin Allah. Bütün Müslümanların bu birlik ve beraberliğe uyması için içlerine ilham versin, şiddetle bunu istetsin. Bölünmüşlüğe karşı şiddetle tavır koymalarını sağlasın Allah. Ve birlik ve beraberlik içinde olmak için aşkla şevkle gece gündüz gayret ettirsin Allah. Filistinli kardeşlerimize inşaAllah Allah şehit sevabı versin. Onların inşaAllah şehitlikle ahirete irtihallerini nasib etsin. Hastalara da şifa versin. Onlara Allah tahammül gücü, sabır ve cesaret versin. Zalimlerinde zulmünü Allah tepelerine geçirsin, onları basiretlerini bağlayarak, ferasetlerini bağlayarak, akıllarını bağlayarak, kalplerini bağlayarak, güçlerini bağlayarak, dillerini bağlayarak güçsüz hale getirsin Allah. Ateist siyonistlerin, ateist masonların zulmünü bertaraf etsin. Bütün Müslüman alemine birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde huzur içinde mutluluk içinde yaşamalarını nasib etsin inşaAllah. Bu güzel çağa, güzel döneme inşaAllah girdik. Muharrem ayındayız inşaAllah. Bu ayın da bereketiyle Allah onu da vesile etsin inşaAllah. Peygamberimizin yolundan bizi ayırmasın. Kuran ahlakından bizleri ayırmasın inşaAllah. Bütün Müslümanlara bereket, huzur, cesaret, itidal, acılara karşı tahammül ve yılmazlık, cesaret, güzel ahlak nasib etsin inşaAllah
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
18:16
Kategoriler: Adnan Oktar, Kuran Ahlakı, Kuran Bilgisi, Röportaj, Yeni Yayınlar
12 Ocak 2009 Pazartesi
KAMİL İMAN SAHİBİ BİR MÜMİN... NASIL BİR ALLAH İNANCINA SAHİPTİR?
- Allah'tan başka bir ilah olmadığını,
- Herşeyi yaratanın ancak Allah olduğunu,
- Her işi evirip çevirenin Allah olduğunu,
- Tüm kalplerin ancak Allah'ın kontrolünde olduğunu,
- Allah'ın herşeyi sarıp kuşatan oluğunu,
- Kaderi belirleyen olduğunu,
- Herşeye gücü yeten ve dilediğini yapan olduğunu,
- Herşeyden haberdar olduğunu ve herşeyi işitip gördüğünü,
- Herşeyin üzerinde gözetici ve koruyucu olduğunu,
- Gaybı bildiğini,
- Hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ve bütün eksikliklerden uzak olduğunu,
- Doğurmamış ve doğurulmamış olduğunu,
- Şaşırmayan ve unutmayan olduğunu,
- Mülkün tek sahibi olduğunu,
- Herşeyin tek varisi olduğunu,
- Daima diri olduğunu,
- İzzet ve şerefin tek sahibi olduğunu,
- Daima üstün ve galip gelen olduğunu,
- En güzel isimlerin sahibi olduğunu,
- Hüküm ve hikmet sahibi olduğunu,
- Kullarına şahdamarlarından daha yakın olduğunu,
- Kalplerinden geçirdikleri en ufak şeyi dahi bildiğini,
- Gizlinin gizlisini bilen olduğunu,
- Sonsuz adaletli olduğunu,
- Merhametlilerin en merhametlisi olduğunu,
- Kullarına karşı çok bağışlayıcı olduğunu,
- Kullarını çok seven olduğunu,
- Tevbeleri kabul eden olduğunu,
- Samimi duaya karşılık veren olduğunu,
- İyiliğin ve şükrün karşılığını fazlasıyla veren olduğunu,
- İnsana herşeyi öğreten olduğunu,
- Uyarıp korkutan olduğunu,
- Ölüleri dirilten ve hesap gününü yaratan olduğunu,
- Dinine yardım edenlere dünyada ve ahirette yardım eden olduğunu,
- Vaadinin hak olduğunu,
- İnkarcılar için cehennemi ve müminler için de cenneti yaratan olduğunu bilen bir Allah inancına sahiptir.
NASIL BİR ALLAH KORKUSUNA SAHİPTİR? - Yalnızca Allah'tan korkup yine yalnızca O'ndan sakınır.
- Allah'tan başka hiçbir şeyden korku duymaz.
- Allah'tan güç yetirebildiğince çok korkar.
- İmanı ve Allah korkusunu kalbe yerleştirenin Allah olduğunu hisseder.
- Bu korkuyu sadece zorluk ve çaresizlik anlarında değil, her an yaşar.
- Allah'ın sinelerin özünde olanı ve gizlinin gizlisini bilen olduğunu unutmaz.
- Kimsenin görmediği yerde de Allah'ın gören olduğunu her an hatırlar.
- Hesap vereceğini bilerek hareket eder.
- Haram ve helallere titizlik gösterir.
- Yaptığı herşeyin temeli bu korku üzerine kuruludur.
- Yapılan her işte Allah'a yönelip döner.
- Tek cezalandıranın Allah olduğunu bilir.
- Allah'ın makamından, tehdidinden ve cehennem azabından korku duyar.
- Daha önce gelip geçenlere Allah'ın verdiği azapları unutmaz.
- Saygı dolu, içi titreyen ve şiddetli bir Allah korkusuna sahiptir.
NASIL BİR İMANA SAHİPTİR? - Yalnız Allah korkusuna ve Allah sevgisine dayalı,
- Yalnızca Allah'a ibadet ettiren,
- Allah'ı herşeyin üzerinde tutmayı sağlayan,
- Allah'tan başka İlah aramayan,
- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan,
- Herşeyin Allah'tan olduğunu bilen,
- Allah'ın her zaman onun yanında olup, yaptıklarını gördüğünü bilen,
- Hayatının her anında asıl hedefini, 'Allah'ın rızasını kazanmak' olarak belirleyen,
- Tüm hayatı Allah için yaşamayı gerektiren,
- Allah'ın sınırlarını titizlikle korumayı sağlayan,
- Allah'ın karşısında acizliğini çok iyi bilmesini sağlayan,
- Allah'ın ayetlerine gönülden boyun eğici bir tavır sağlayan,
- Sadece Allah'a güvenip dayanmayı sağlayan,
- Yardımın ancak Allah'tan olduğunu kavratan,
- Daima Allah'ı anmayı sağlayan,
- Kuran'a kuvvetle bağlanmayı getiren,
- Allah'a asla nankörlük ettirmeyen,
- Kıyamet gününe kesin bir bilgiyle iman ettiren,
- Ahiretin varlığına kesin olarak inandıran,
- Dünya hayatına aldanmayı engelleyen,
- Gelecek endişesini ortadan kaldıran,
- Her işte bir hayır olduğunu her an hissettiren,
- Her işte Allah'a yönelip dönmeyi sağlayan,
- Sahip olunan tüm özelliklerin Allah'tan olduğunu unutturmayan,
- Allah'a, hükümlerine ve elçilerine gönülden bir itaat sağlayan,
- Şeytanın etkisine izin vermeyen,
- Her an vicdanın sesiyle hareket etmeyi sağlayan,
- Katıksız, sadece Allah'a yönelmiş bir ruh hali veren,
- Sadece Allah'ı ve inananları dost edinmeyi sağlayan,
- Allah'a yakınlaşmak için çok şiddetli bir çaba harcatan,
- Allah'a her an şükredici olmayı sağlayan,
- Her güçlüğe sabredebilecek, kesinlikle yılmayan bir kararlılık veren,
- Üstün bir ahlak kazandıran,
- Gösterilen mümin alametlerinde süreklilik sağlayan,
- Takvada yarışıp öne geçiren bir imana sahiptir.
NASIL BİR KADER ANLAYIŞINA SAHİPTİR? - Herşeyin bir kader ile yaratıldığını,
- Doğumdan ölüme kadar her olayı, Allah'ın bir kader üzerine yarattığını,
- Her olayın ancak Allah'ın takdir ettiği zamanda gerçekleşeceğini,
- Allah'a karşı kalbi tam tatmin bulmuş olarak bağlanmak gerektiğini,
- Gönülden boyun eğici olmanın makbul olduğunu,
- Allah'ın tüm zamanları tek bir an içinde gördüğünü,
- Katıksızca sadece Allah'a teslim olmanın gerekliliğini,
- Her ne yaparsa yapsın sonucu belirleyecek olanın Allah olduğunu,
- Allah'a tam bir teslimiyet gösterdiği takdirde asla mahzun olmayacağını,
- Allah'ın yarattığı her görüntüden razı olması gerektiğini bilir.
- Başına gelen herşeyin Allah'tan olduğunu bildiği için;
- heyecana kapılmaz.
- üzüntü ya da sıkıntıya düşmez.
- paniğe kapılmaz.
- umutsuzluğa düşmez.
- sıkıntı ve stres yaşamaz.
- endişeli bir ruh haline girmez.
- kızgınlık duymaz.
- "keşke" demez.
- ani ve aşırı tepkiler vermez.
- ölüm karşısında üzüntü duymaz.
- elinden gidene ve kendisine isabet edene üzülmez.
NASIL BİR DÜŞÜNCE YAPISINA VE NASIL BİR AKLA SAHİPTİR? - Kuran'ı gereği gibi, iyice düşünen.
- Herşeyi Kuran mantığıyla değerlendiren.
- Herşeyi pozitif düşünen.
- Vicdanın yönlendirdiği şekilde hareket eden.
- Herşeyi kaderde Allah'ın takdir ettiği şekilde meydana geldiğini bilerek düşünen.
- Her olayın ardında gizlenen hayır ve hikmeti görmeye çalışan.
- Ayakta iken, otururken, yatarken, her an daima Allah'ı düşünen.
- Allah'ın varlığını ve yaratışındaki sanatını derin derin düşünen.
- Öncelikli olarak Allah'ın dikkat çektiği konuları ve iman hakikatlerini araştırıp, düşünen.
- Sorularının cevaplarını sadece Kuran'dan bulan.
- Aksamalar karşısında çözümü hep Kuran'da arayan.
- Daima dinin lehine düşünen.
- Vesvese geldiğinde şeytandan olduğunu düşünüp, Allah'a sığınan.
- Müminler hakkında hüsn-ü zanla düşünen.
- Başkalarının ihtiyaçlarını düşünebilen.
- Aciliyetli konuları tespit edip onlara öncelik verebilen.
- Hak ile batıl arasında Kuran'a uygun kıyaslar yapabilen.
- Temiz bir akıl ile düşünebilen.
- Kendi yaratılışını düşünen.
- Kıyameti düşünen.
- Hesap gününü düşünen.
- Cenneti ve cehennemi düşünüp öğüt alan.
- Kendisine yöneltilen öğütleri iyice düşünen.
- Kendi nefis muhasebesini iyi yapabilen bir akıl ve düşünce yapısına sahiptir.
NASIL BİR SEVGİ ANLAYIŞINA SAHİPTİR? - Allah'ı herkesten ve herşeyden fazla sever.
- Müminlere olan sevgisi Allah'ın rızasına dayalı bir sevgidir.
- En çok sevdiği kişiler, Allah'ın rızasını kazanmaya en çok çaba harcayan, en takva olduğunu umduğu kişilerdir.
- Dünya hayatının süslerine karşı tutkulu bir sevgi hissetmez.
- İşlediği hayırların karşılığında Allah'ın sevgisi dışında hiçbir karşılık beklemez.
- Allah'a ve elçisine karşı başkaldıranlara karşı asla bir sevgi duymaz.
- Bir şeye karşı duyduğu sevgi ve ihtiyaç, o konuda fedakarlık göstermesini engellemez.
NASIL VE NELER HAKKINDA KONUŞUR? - Allah'ı en güzel isimleriyle tesbih eder.
- Sözün en güzelini söyler.
- Gelecekte olacak bir olay için her zaman için "Allah dilerse" anlamındaki "İnşaAllah" kelimesini kullanır.
- Allah'ın sanatını yansıtan her güzelliği gördüğünde "MaşaAllah" diyerek Allah'ın şanını yüceltir.
- Allah'ın en hoşnut olacağını umduğu sözü söyler.
- Konuşmalarında ayetleri hatırlatarak konuşur.
- Hikmetli konuşur.
- Kısa, özlü ve anlaşılır konuşur.
- Boş ve yararsız konuşmalar yapmaz.
- İhtiyaca yönelik konuşur.
- Yalan söz söylemez.
- Anne ve babasına karşı "öf" bile demeyecek kadar saygılı konuşur.
- Yumuşak söz söyler.
- Konuşmalarıyla karşı tarafa güvenilir olduğunu hissettirir.
- Olabildiğince samimi, sade, içinden geldiği gibi konuşur.
- Gizli konuşmalardan kaçınır.
- Söylediği sözün ne anlama gelebileceğini bilerek ve iyi düşünerek konuşur.
- Öğüt vererek konuşur.
- Bir eve girdiğinde önce Kuran'da belirtildiği gibi "selam" sözünü söyler.
- Cahillerle karşılaştığında onlarla cahilce söze dalmaz, "selam" diyerek geçer.
- İftira içeren bir söz söylemez.
- Ve bu tarz konuşmalara katılmayarak, onurlu olarak geçer.
- İyi ve güzel tavırları teşvik edecek ve kötü davranışlardan kaçındıracak şekilde konuşur.
- Sesinde orta bir yol tutar, bağırarak konuşmaz.
- Ağzından çıkan her sözden sorumlu olduğunu bilir.
- Boş ve gereksiz amaçlar için yemin edip durmaz.
- Konuşmalarında kimseyi ayıplayıp, kötülemez.
- Dedikodu yapmaz.
- Vicdanı harekete geçirecek etkili sözler söyler.
NASIL VE NELERE DUA EDER? - Herşeyde Allah'a dönüp yönelerek,
- Yalnızca Allah'a dua ederek ve yalnızca O'ndan yardım dileyerek,
- Allah'ın her duaya icabet eden olduğunu bilerek,
- Allah'ın şahdamarından daha yakın olduğunu ve her düşündüğünü anında duyduğunu bilerek,
- Allah'ı en güzel isimleriyle tesbih ederek ve bu isimlerinin anlamlarını derin derin düşünerek,
- Dua ederken Allah'tan istekte bulunma konusunda sınır koymayarak,
- Duanın bir şekli olmadığını, Allah'ın rızasını kazanmak için yapılan her hareketin bir dua olduğunu bilerek,
- Dua etmek için özel bir mekan ve yere gerek olmadığını, her zaman, her yerde dua edilebileceğini bilerek,
- Allah'a karşı olabilecek en saygılı şekilde dua eder.
- Sadece sıkıntı ve ihtiyaç içindeyken değil, bolluk ve nimet içerisindeyken de dua eder.
- Dualarının arkasından verilen nimetlere nankörlük etmez.
- Duası samimi ve içtendir.
- Allah'a yalvara yalvara, için için dua eder.
- Gösteriş için dua etmez.
- Korku ve umut taşıyarak dua eder.
- Kendisi için olduğu kadar hatta daha da fazlasıyla peygamberler ve diğer müminler için de dua eder.
- Müminlerin sağlığı, güvenliği, rahatı, zenginliği ve gücü için dua eder.
- Allah'a yakınlaşmak, başarılı olmak, din ahlakını en iyi şekilde yaşayabilmek ve güzel ahlakta sabır gösterebilmek için dua eder.
- Dünyada ve ahirette Allah'ın en güzelini vermesi, nimetlerini artırması için dua eder.
- Hiç kimsenin müminlere zarar verememesi için dua eder.
- Kuran'da yer verilen peygamber dualarını kendisine örnek alır.
- Dualarının sonunda "gerçekten hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" (Yunus Suresi, 10) diyerek Allah'ı tesbih eder.
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
21:39
Kategoriler: Kuran Ahlakı, Kuran Bilgisi, Yeni Yayınlar
SAYIN ADNAN OKTAR'IN 7 OCAK 2009 TARİHİNDE KANAL MALATYA'YLA YAPTIĞI CANLI RÖPORTAJDA FİLİSTİN HALKI İÇİN YAPTIĞI DUA
Allah inşaAllah bütün Müslüman alemini birlik ve beraberlik içinde yapsın.
Ve bunu en kısa sürede yapsın inşaAllah. Allah Mehdi'yi zuhur ettirsin. Hz. İsa'yı inşaAllah nuzül ettirsin, Onun nüzulunü çabuklaştırsın. Dünyadaki fitne ve fesadı inşaAllah tamamen kaldırıp Müslümanların adaletini güzelliğini, güzel ahlakını bütün dünyaya göstersin.
Musevi kardeşlerimizi, Hristiyan kardeşlerimizi, bütün Müslüman alemini inşaAllah huzur, barış ve kardeşlik içerisinde birleştirsin Allah. Bütün Müslümanların bu birlik ve beraberliğe uyması için içlerine ilham versin, şiddetle bunu istetsin. Bölünmüşlüğe karşı şiddetle tavır koymalarını sağlasın Allah. Ve birlik ve beraberlik içinde olmak için aşkla şevkle gece gündüz gayret ettirsin Allah. Filistinli kardeşlerimize inşaAllah Allah şehit sevabı versin. Onların inşaAllah şehitlikle ahirete irtihallerini nasib etsin. Hastalara da şifa versin. Onlara Allah tahammül gücü, sabır ve cesaret versin. Zalimlerinde zulmünü Allah tepelerine geçirsin, onları basiretlerini bağlayarak, ferasetlerini bağlayarak, akıllarını bağlayarak, kalplerini bağlayarak, güçlerini bağlayarak, dillerini bağlayarak güçsüz hale getirsin Allah. Ateist siyonistlerin, ateist masonların zulmünü bertaraf etsin. Bütün Müslüman alemine birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde huzur içinde mutluluk içinde yaşamalarını nasib etsin inşaAllah. Bu güzel çağa, güzel döneme inşaAllah girdik. Muharrem ayındayız inşaAllah. Bu ayın da bereketiyle Allah onu da vesile etsin inşaAllah. Peygamberimizin yolundan bizi ayırmasın. Kuran ahlakından bizleri ayırmasın inşaAllah. Bütün Müslümanlara bereket, huzur, cesaret, itidal, acılara karşı tahammül ve yılmazlık, cesaret, güzel ahlak nasib etsin inşaAllah.
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
21:37
Kategoriler: Adnan Oktar, Harun Yahya TV, Kuran Ahlakı, Kuran Bilgisi, Yeni Yayınlar
İÇTEN SAMİMİ DUA EDEREK RABBİMİZ'E YÖNELMEK
'Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.'
İnsanların tamamı her şeyleriyle Allah’a muhtaç yaşarlar. Aklı veren, zekayı, gücü, sağlığı, güzelliği, yetenekleri, malı, mülkü kısaca akla gelecek herşeyi insanlara lütfeden yalnızca Yüce Allah’tır. Günlük hayat içinde Allah bir sebeple bu nimet ve güzelliklerden birini eksilttiğinde insan bir anda, Allah'ın lütfetmesi dışında o nimetin var olamayacağını görür ve yalnızca Allah’tan yardım ister. İnsanlar bu tip zor anlarında tüm samimiyetleriyle Allah’a yönelirler ve kendilerine yalnızca Allah’ın yardım edeceğinin şuurunda bir ahlak gösterirler. Bu imanlı insanların doğal ve güzel bir tavrıdır. Ancak insanın zor anlarında olduğu gibi rahatlık dönemindeyken, nimet ve bolluk içindeyken, her istediği elindeyken, sağlıklıyken de Allah’ın büyüklüğünü, azametini herşeye kadir olduğunu düşünmesi ve bu düşüncelerle samimi olarak Allah'a dua etmesi gerekir. Nitekim daha derin düşünen müminler bu önemli gerçeği bilirler ve Allah kendilerini nimet içinde yaşatırken de için için dua ederek Allah’a şükrederler.
Duanın en önemli özelliklerinden biri de, Allah ile kul arasında sıcak bir bağlantı kurmak için bir yol olmasıdır. Allah’a yakınlaşmak isteyen mümin, içinde bulunduğu zor durumları ve isteklerini Allah’a açar. Herşeye güç yetirenin, herşeyi yapanın Allah olduğunu kendisinin ise yalnızca Allah'ın aciz bir kulu olduğunu en derin şekilde hissederek samimiyetle Allah’a yönelir. Böyle samimi ve güzel bir ruh haliyle dua eden kullarının dualarına Allah inşaAllah icabet edeceğini bildirmiştir. Allah Kuran’da Kendisi’ne içten bir kalple yönelerek dua edilmesini şöyle bildirmiştir:
Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (A’raf Suresi, 55)
Mümin dua ederken ayrıca, istediği her türlü imkan ve nimetin Allah’a ait nimetler olduğunu bilerek dua eder. Zenginlik istiyorsa gerçekte bunun Allah’ın zenginliği olduğunu bilerek, akıl istiyorsa bunun Allah’ın sonsuz aklının bir tecellisi olduğunu bilerek Allah’tan talep eder. Bu yüzden de Allah’a gönülden yönelen müminler, ‘Allah’ım tecellin olarak bizi zengin et” derler. Ya da insanlara güzel ahlakı tebliğ edenin ve kalplerinde etki oluşturacak olanın Allah olduğunu bilerek, “Ya Rabbim tebliğini arttır bize bunu göster, bizde bunu tecelli ettir” diye dua ederler.
Mümin dua ederken sürekli olarak Allah'ın yarattığı mükemmel kadere teslimiyet ruhu içerisindedir. Örneğin ciddi bir hastalığı olan mümin Allah’tan şifa ister. Sağlıklı olup Allah’a hizmet etmeyi ve iyileşmeyi Allah’tan umar. Ancak Allah, bir hikmet üzerine şifa nasip etmezse, bu durumda mümin Allah’ın yarattığı kadere en güzel şekilde razı olur. Allah’ın yarattıklarında mutlaka hayır görür. Allah’ın hastalıkla kendisini denediğini, buna sabretmekle ahiretteki hayatının güzelleşebileceğini, cennete girmeyi layık olabileceği üstün bir ahlaka erişebileceğinin ümidi içerisinde olur. Allah’ın bu hastalıkla kendisini derinleştirdiğini, olgunlaştırdığını, dünya hayatından uzaklaştırarak yalnızca ahiretteki sonsuz hayata yönelttiğini düşünür ve her zaman şükür halinde yaşar.
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
21:35
Kategoriler: Kuran Ahlakı, Kuran Bilgisi, Yeni Yayınlar
7 Ekim 2008 Salı
RUHTAKİ ‘HAFİFLİĞİN’ TEHLİKESİ
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. ( Hac Suresi, 74 )
Asil bir ruha sahip olmak, ancak Allah’ın dilemesiyle
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
22:08
Kategoriler: Kuran Bilgisi
23 Haziran 2008 Pazartesi
MÜSLÜMANIN HER DAKİKA, HER SAAT BAŞI AKLINDAN GEÇİRMESİ GEREKEN BİLGİLER
"... Rabbini çokça zikret ve akşam sabah O'nu tesbih et..." (Al-i İmran Suresi, 41)
"Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret..." (Araf Suresi, 205)
"... Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur" (Ra'd Suresi, 28)
İman eden bir insan Allah'ın Kuran ile insanlara bildirdiği gerçeklere gönülden inanmış, tüm hayatını bu gerçekler doğrultusunda yaşamaya karar vermiş demektir. Allah'tan başka bir güç olmadığına, kaderin, hesap gününün, cennetin ve cehennemin hak olduğuna, dünya hayatının bir imtihan yeri olduğuna ve her insanın Kuran ahlakını en mükemmel şekilde yaşamakla sorumlu olduğuna kesin kanaat getirmiştir. Bu imanı sonucunda bir insan, tüm hayatı boyunca artık Kuran ile bildirilen tüm bu gerçeklerin şuurunda olarak bir yaşam sürer. Her anını bu bilgiler ışığında, Allah'ın en razı olacağı ahlakı göstererek geçirir.
Ancak yine de insanın, ‘nasıl olsa ben tüm bu gerçekleri biliyorum, tüm bunlara gönülden inanıyorum’ diyerek, bu konular üzerinde derinlemesine düşünmeyi bir kenara bırakmaması gerekir. İnsanın sabah uykudan uyandığı andan itibaren, gün boyunca hemen her saat, her dakika aklından tüm imanı gerçekleri tekrar tekrar geçirmesi ona çok daha üstün bir ahlak mükemmelliği kazandırır. Allah'a olan sevgisini, Allah korkusunu, herşeyin Allah'ın kontrolünde olduğunu bilmesinden kaynaklanan tevekkülünü, kendisinin ise Allah'ın yarattığı ve O’nun hakimiyeti altında hareket eden aciz ve muhtaç bir varlık olduğunu ve aynı zamanda yalnızca Allah'ın yarattığı bir görüntüden ibaret olduğunu hemen her dakika yeniden düşünmelidir. Dünya hayatının çok kısa olup çok hızla tükendiğini, insanın hızla yaşlanmaya doğru sürüklendiğini, genç yaşlı demeden ölümün insan için an meselesi olduğunu, her olayın insanın denenmesi için yaratıldığını, asıl olarak Allah'ın rızasını ve sonsuza dek Rabbimiz'in sevgisini kazanabilmeyi, ahireti, Müslümanlarla orada sonsuz bir beraberlik içinde yaşamayı hedeflediğini kendine sık sık hatırlatmalıdır. Müslümanları neden sevdiğini, Allah'ın “Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever.” (Saff Suresi, 4) ayetiyle hatırlattığı gibi, tüm Müslümanların, adeta tek bir vücut gibi birbirlerinin parçası; en yakın dostları ve velisi olduğunu düşünmesi çok önemlidir.
Tüm bu gerçekleri bilmek ve bunlara inanmak kadar, bunları sık sık yeniden düşünmek, derinleştirmek ya da zikretmek de Müslümanın hem önemli bir sorumluluğu hem de kendisini daha güzel bir ahlaka ulaştıracak çok önemli bir vesiledir.
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
20:03
Kategoriler: Kuran Ahlakı, Kuran Bilgisi, Yeni Yayınlar
7 Mayıs 2008 Çarşamba
21. YÜZYILDA EKONOMİNİN ÖNCÜLERİ İSLAM ÜLKELERİ OLACAK
İslam coğrafyası, dünya geneli ile karşılaştırıldığında sahip olduğu önemli doğal kaynaklarla dikkat çekmektedir. Ancak doğal kaynaklardaki bu zenginlik, uzun yıllardır İslam ülkelerinin ekonomisine olumlu olarak yansımamış ve İslam ülkeleri bu avantajdan gereği gibi faydalanamamıştır. Yeraltı kaynakları bakımından zengin olmasına rağmen çoğu ülkede üretimi artıracak ya da çıkarılan kaynağın ülke sanayisinde kullanılmasını sağlayacak gerekli alt yapı ve teknolojik imkan yetersiz olduğu için, bu zenginliklerin ülke ekonomisine katkısı sadece ihracatla sınırlanmıştır. Fakat içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bu durum Allah’ın izniyle değişecek İslam coğrafyası kaynaklarını doğru değerlendirerek ve imkanlarını birleştirerek hem ekonomik hem de teknolojik olarak layık olduğu seviyeye yükselecektir.
İslam Ülkelerini Refaha Taşıyacak Doğal Kaynaklar
a- Ortadoğu'nun Zengin Doğal Kaynakları
* Batı tarafından tüketilen petrolün yaklaşık yarısı bu coğrafyadan ihraç edilmekte, dünya tarım ürünlerinin %40'ı da yine bu bölgede üretilmektedir.
* Dünya ekonomisinin başta Basra Körfezi bölgesi olmak üzere, İslam coğrafyasından ihraç edilen petrol ve gaza bağımlı olduğu, pek çok ekonomist ve stratejist tarafından da açıkça ifade edilmektedir. Sadece Basra Körfezi bölgesi, bugüne kadar keşfedilmiş dünya petrol rezervlerinin 2/3'sini barındırmaktadır.
* Yapılan araştırmalar yalnızca Suudi Arabistan'ın ispatlanmış 262 milyar varil petrol rezervi olduğunu göstermektedir ki, bu da dünya petrolünün %25.4'ü demektir.
* Dünya petrol rezervlerinin %11'i Irak, %9.6'sı Birleşik Arap Emirlikleri, %9.2'si Kuveyt, %8.6'sı İran, %13'ü diğer OPEC ülkeleri ve geri kalan %22.6'sı da dünyanın diğer ülkelerine aittir. Üstelik ABD Enerji Bakanlığı tarafından yapılan araştırmalar, Körfez bölgesinin petrol ihracatının 2000 ile 2020 yılları arasında %125 artacağını göstermektedir. Bu, tıpkı bugün olduğu gibi gelecekte de, dünya enerji ihtiyacının büyük ölçüde Körfez'den sağlanacağı anlamına gelmektedir.
* Petrolün yanı sıra, Ortadoğu'nun dünya gaz rezervinin yaklaşık %40'ına sahip olduğu gerçeğinin de göz ardı edilmemesi gerekir. Bunun %35'e yakını Körfez bölgesindedir.
* Öte yandan Cezayir, Libya ve diğer bazı Kuzey Afrika ülkelerinin toplam rezervleri ise dünya rezervlerinin %3.7'sidir.
b- Orta Asya ve Kafkaslar'ın Yeraltı Kaynakları
* Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri de doğal gaz ve petrol açısından oldukça zengin kaynaklara sahiptir. Örneğin Kazakistan'da şu ana kadar tespit edilmiş petrol miktarının 10-17.6 milyar varil olduğu bildirilmektedir. Doğal gaz kapasitesi ise 53-83 trilyon küp olarak tahmin edilmektedir.
* Türkmenistan'ın doğal gaz yataklarındaki miktar 98-155 trilyon küp olarak hesaplanmaktadır ve Türkmenistan dünyanın dördüncü en büyük doğal gaz üreticisidir.
* İslam ülkelerinin bazıları da çok değerli maden yataklarına sahiptir. Örneğin Özbekistan ve Kırgızistan altın üretiminde dünyanın önde gelen ülkelerindendir.
* Türkiye, önemi son yıllarda daha da iyi anlaşılmış olan bor madeni açısından dünyanın en zengin rezervlerinden birine sahiptir.
* Tacikistan dünyanın en büyük alüminyum işleme tesislerine sahiptir.
Kurulacak İslam Birliği’nde Ekonomik Kültür, Batı Kültüründen Farklı Olacaktır
* Müslümanların ekonomi kültürünün Batı toplumlarına egemen olan hedonist (zevk merkezli) ekonomik kültürden farklı olduğunu ve olacağını da burada hemen belirtmek gerekir. İslam'da da Batı toplumlarında olduğu gibi serbest ekonomi geçerlidir. Özel mülkiyet hakkı vardır ve herkes dilediği gibi teşebbüste bulunabilir. Ancak, elde edilen kazancın değerlendirilmesi konusunda, İslam ahlakı, bireylere ahlaki sorumluluklar getirerek, toplumda sosyal adalet kurulmasını sağlar. Zenginlerin kazancında fakirler için de bir pay vardır ve en önemlisi, bu zenginlerden zorla toplanan bir vergi değil, onların inançları nedeniyle gönül rızasıyla verdikleri bir bağıştır. İslam'da sosyal adalet, sosyalist sistemlerin deneyip de başaramadığı gibi merkezi planlamayla ve devlet baskısıyla değil, topluma egemen olan ahlaki değerlerle sağlanır. Öte yandan İslam ahlakı, zenginleri aşırı tüketimden ve israftan da sakındırır.
* İslam Birliği'nin teşvik edeceği ve başlatacağı kalkınma ve gelişme de, Batı'daki kalkınmanın birebir aynısı olmayacaktır. Batı'nın kalkınması sırasında, çok büyük toplumsal adaletsizlikler yaşanmıştır. Örneğin Batı'nın gelişiminin öncüsü olan İngiltere'de, 18. ve 19. yüzyıllar boyunca, korkunç bir sömürü hakim olmuştur. Tüm sanayileşen Batı ülkelerinin acı deneyimler yaşadığı, Batı'nın yükselişinin milyonlarca fakir insanın ezilmesiyle sağlandığı, tarihin bilinen bir gerçeğidir.
* İslam ahlakının egemen olacağı bir toplumun kalkınma modeli ise, sosyal adaleti de içinde barındıracaktır. Batı'daki adaletsizlikler, o dönemde Batı'ya egemen olan materyalist felsefelerin "insan doğası" hakkındaki yanlış tanımından doğmuştur. İslam ahlakı ise insanların, hem atak ve girişken hem de merhametli, özverili ve adaletli olmalarını sağlar. Nitekim tarihte de böyle olmuştur. İslam medeniyetinin büyük yükselişi boyunca, Müslümanlar aynı zamanda ekonomide de dünya lideri olmuş, özellikle ticarette büyük başarılar kazanmışlardır. Ancak bu zenginleşme, modern Batı'da olduğu gibi bir grup zenginin elinde kalmamış, İslam ahlakı gereğince tüm topluma yayılmıştır.
İslam Dünyası İmkanlarını İslam Birliği ile Birleştirecek
Müslüman ülkelerin ekonomilerinin işleyişi ve ekonomik yapıları arasında farklılıklar vardır. Bazı ülkelerin ekonomisi yer altı zenginliklerine (petrol zengini ülkelerde olduğu gibi) dayalı iken, bazılarının ekonomisi coğrafi yapılarının elverişli olması nedeniyle tarıma dayalıdır. Bu farklılık kısmi de olsa toplum yapıları için de geçerlidir. Kimi ülkelerde çoğunluk kırsal kesimde yaşarken, kimi ülkelerde şehir kültürü daha hakimdir. Bu farklılıklar ancak bir ülkenin diğerini eksik yönde desteklemesi, birinin diğerinin ihtiyacını karşılaması, herkesin uzmanlaştığı konularda diğerlerine yardımcı olması ile önemli bir zenginlik kaynağına dönüştürülecektir. Kurulacak bir İslam Birliğinin, aynı çatıda toplanan İslam ülkelerine Allah’ın izniyle şu katkıları olacaktır:
* Bir iş birliği kapsamında gerçekleşecek ülkelerarası yardımlaşma tek yönlü olmayacaktır. Yapılacak ortak yatırımlar ve ortak girişimler, bu noktada önemli bir adım olacaktır. Ortak girişimler sayesinde, hem ülkeler karşılıklı olarak birbirlerinin tecrübelerinden istifade edecekler, hem de oluşturulan yatırım sahaları her iki tarafın ekonomisi için de gelir kaynağı olacaktır.
* Bir ülkede petrol üretilirken, belki bir diğerinde bu petrol işlenecek, tarım imkanları sınırlı olan bir İslam ülkesinin ihtiyaçları tarım zengini ülkeler tarafından giderilecektir.
* İş gücü sınırlı olan bir ülkenin bu eksikliği bir başka İslam ülkesi tarafından karşılanacak, iş gücü olan ancak sanayisi gelişmemiş ülkelerde de, gelişmiş olanlar çeşitli yatırımlar yapabileceklerdir.
* Yatırımın yapıldığı ülke gibi, yatırımı yapan veya yatırıma katkıda bulunanlar da bu durumdan gelir elde edeceklerdir.
Kuran'da Müminlerin Ekonomik ve Sosyal Yardımlaşması Emredilir
İslam'ın Müslümanlar arasındaki dayanışma konusundaki hükümleri, bu konuda tüm Müslümanlar tarafından dikkate alınmalıdır. Allah Kuran'da insanlara mal hırsından korunmayı, ihtiyaç içinde olanları koruyup gözetmeyi ve yardımlaşmayı emretmiştir. İman edenlerin mallarında, ihtiyaç içinde olanlar için bir pay vardır. (Zariyat Suresi, 19)
Konuyla ilgili bir ayet şu şekildedir:
"Geniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir." (Talak Suresi, 7)
Ayrıca Kuran'da Rabbimiz, iman edenlerin birbirlerinin velileri olduğunu bildirmiştir. (Tevbe Suresi, 71) Dost, yardımcı, destekçi, koruyucu gibi anlamlar içeren "veli" sözcüğü, Müslüman toplumlar arasındaki dayanışmanın ve desteğin önemini vurgulamaktadır. İslam ülkeleri arasında, kardeş olmanın bilinci ile kurulacak iş birlikleri, Müslümanlara refah ve bolluk getirecek, İslam dünyasının yıllardır önemli sorunlarından biri olan yoksulluğun ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.
Unutmamak gerekir ki, Kuran ahlakının hakim olduğu toplumlarda, açlık, yokluk ve fakirlik gibi sorunlarla karşılaşılmaz. Müslümanlar, akılcı, ileri görüşlü politikalar izleyerek, diğer toplumlar ve ülkelerle iyi ilişkiler kurarak, ticaret ve kalkınmaya önem vererek, diğer kültürlerin birikimlerinden yararlanarak, kendi toplumlarını geliştirirler. Tarihte böyle olmuştur ve yakın gelecekte de İslam Birliği önderliğinde, Allah'ın izniyle, yine böyle olacaktır.
* Bilgi birikimi ve tecrübe paylaşımı bereketi artıracak, teknolojik gelişmelerden tüm Müslümanlar gereği gibi yararlanacaklardır.
* İslam dünyasının imkanlarını ve gücünü birleştirmesini sağlayacak ortak girişimlerle, yüksek teknoloji ürünü olan pek çok malzeme Müslüman ülkelerde de üretilebilecektir.
* Oluşturulacak İslam ortak pazarı sayesinde, bir ülkede üretilen ürünler, gümrük, kota gibi sınırsal engellere takılmadan bir diğer ülkede kolaylıkla pazarlanabilecektir.
* Ticaret alanı genişleyecek, tüm Müslüman ülkelerin pazar payı artacak, ihracat gelişecek, bu, Müslüman ülkelerdeki sanayileşme sürecini hızlandıracak, ekonomide sağlanacak kalkınma ile teknolojide de gelişme yaşanacaktır.
* Müslüman ülkeler diğer yatırım gruplarına karşı ortak bir güç olarak hareket edebilecek ve küresel ekonominin önemli bir parçası haline geleceklerdir.
* Müslüman halkların refah seviyesi ve yaşam standardı yükselecek, İslam dünyasındaki eşitsizlikler ortadan kalkacaktır.
* Ekonomik büyüme, bilim ve teknolojiye yapılacak yatırımları artıracak, teknolojinin ilerlemesi ekonominin daha da hızla büyümesini sağlayacaktır.
* Ekonominin gelişimi ile birlikte eğitim seviyesinde de doğal bir yükselme olacak, toplum çok yönlü gelişecektir.
* İslam Birliği çatısı altında bireylerin vize ve sınır engeli olmadan rahatça hareket edebildikleri, ticaret serbestliğinin olduğu, serbest girişimciliğin desteklendiği bir sistem, İslam dünyasının hızla kalkınmasına aracı olacaktır. Bu kalkınma hareketi, doğal olarak Müslüman ülkelerin hızla modernleşmelerini ve ileri toplumlar seviyesine ulaşmalarını sağlayacaktır.
21. Yüzyıl Hz. Mehdi Vesilesiyle Kaynakların Doğru Değerlendirildiği Bir Yüzyıl Olacak
Peygamber Efendimiz (sav)’in “Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır...” (Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508) hadisiyle müjdelediği Altınçağ, kıyamete yakın bir zamanda, Kuran ahlakının hakim olacağı ve din ahlakının insanlar arasında yaygın olarak yaşanacağı bir dönemi ifade eder. Rabbimiz bu dönemde sosyal adaletsizliklerin, Darwinizm gibi materyalist akımların, reenkarnasyon gibi sapkın öğretilerin, zulmün ve kavgaların son bulması için Mehdi yani doğruya götüren sıfatını taşıyan üstün ahlaklı bir kulunu vesile kılacaktır.
Hz. Mehdi ve bu kutlu şahıs ile aynı dönemde yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa’nın önderliğinde yaşanacak olan Altınçağ’da, Allah’ın izniyle İslam ahlakının yeryüzü hakimiyeti yaşanacak, İslam coğrafyasındaki zengin yer altı kaynakları en verimli şekilde değerlendirilecek ve İslam ülkelerindeki yazı boyunca müjdelenen kalkınma ve adaletli ortam tüm dünya ekonomisine etki edecektir. Böylece "Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nur Suresi, 22) ayetinin hükmüne uygun olarak hareket eden Hz. Mehdi ve Hz. İsa vesilesiyle tüm dünyada ekonomik refah yaşanacak, sosyal adaletsizlikler ortadan kaldırılacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı olan güçlü olacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu bu dönemde toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik yaşanacak ve Allah’ın izniyle huzur ve güven dolu bir ortam olacaktır.
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
22:43
Kategoriler: Kuran Bilgisi
23 Nisan 2008 Çarşamba
İnkar Edenlerin Müminler Aleyhindeki Çabaları Sonuç Vermez
"… Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir." (Haşr Suresi, 14)
İnkar edenler, kendi içlerinde böyle hizipleşmelerine rağmen yine de onları biraraya getiren ve birlikte hareket etmelerini sağlayan bazı olaylar vardır. Herşeyden önce onları biraraya getiren ve ortak bir amaçta birleştiren, şeytanın iman etmeyen bu kimseler üzerindeki etkisidir. Biraraya gelişleri elbetteki bir çağrı, duyuru veya yazılı bir sözleşme ile olmaz. Hatta çoğu zaman kendi aralarında tek bir kelime dahi konuşmadan, tek bir kez görüşme yapmadan güçlü bir birlik oluştururlar. Maddi ve manevi çıkarları nedeniyle her zaman rekabet ve çekişme içinde bulunan kişiler bile, ortak bir hedef söz konusu olduğunda tüm çekişmeleri unutur ve birleşirler. Bu hedef şeytanın kendilerine emrettiği hedeftir: Allah (cc)'a ve ahiret gününe iman eden Müslümanlara, vicdanlı, samimi, dürüst ve haktan yana olan insanlara karşı bir güç oluşturmak ve onları çeşitli yollarla etkisiz hale getirebilmek ya da kendi taraflarına çekebilmek… Allah (cc), "… Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar..." (En'am Suresi, 121) ayetiyle şeytanın inkar edenlere yaptığı bu gizli çağrıyı iman edenlere bildirmiştir.
Şeytanın telkinleri ve yönlendirmesi ile oluşan bu ittifakın eylemleri ve nihai amacı, tarih boyunca yaşamış olan inkar edenlerinkinden farksızdır. Geçmişte de günümüzde de inkar edenlerin ittifakının en büyük hedefi, Allah inancının, Allah (cc)'ın Kuran'da bildirdiği güzel ahlakın, fedakarlığın, samimiyetin, dürüstlüğün, vicdanın ve adaletin insanlar arasında hakim olmasını engellemektir.
Bu kişiler her ne kadar iyiliğin, güzelliğin, doğruların savunucuları olduklarını söyleseler de, aslında Kuran ahlakının yaşanması onların inkara dayalı çıkarlarını, dünyevi hırslarını engellemektedir. Bu nedenle var güçleriyle Kuran ahlakını yaşayan insanların sayısının artmasını engellemek için çaba harcarlar. İman edenlerin kendi saflarına geçip, doğru yoldan sapmalarını ise içten arzu ederler. İman edenlerin hakkı savunmaktan vazgeçtiklerini, yalnızca bu dünya menfaatleri için çalışan, gerçeklere gözlerini kapatan, sadece eğlencesinin ve diğer ihtiyaçlarının peşinde koşan insanlar olduklarını görmeyi içten arzu ederler. Eğer bu arzuları gerçekleşirse kendi ittifaklarından hemen vazgeçerler. İman edenlerin, kendileri gibi konuşmaya, düşünmeye ve yazmaya başlamaları, insanlara, kadınlara, çocuklara, gençlere, yaşlılara kendileri gibi davranmaları onların müminler aleyhindeki faaliyetlerini durdurmaları için yeterlidir. Allah (cc) birçok ayetinde inkar edenlerin iman edenleri kendi taraflarına çekmek için müthiş bir istek duyduklarını bildirmektedir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
"Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız... " (Nisa Suresi, 89)
"Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa, size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir." (Mümtehine Suresi, 2)
Allah (cc) bir başka ayetinde ise inkarcıların inananları dinlerinden döndürünceye kadar mücadele edeceklerini bildirmektedir:
"… Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler... " (Bakara Suresi, 217)
Kuran'da geçmiş kavimlerin bu girişimlerinden örnekler verilmiş ve inkarcıların müminlere karşı iftiralar atarak tutuklattırma, ölümle tehdit etme, öldürmeye yeltenme, suikast, katliam, sürgün gibi birçok yöntemi denedikleri bildirilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki Kuran'da Allah (cc)'ın dininden uzaklaşmış bu insanların çabalarının boşa çıkacağı da haber verilmiştir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
"Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık Benim cezalandırmam nasılmış? " (Mümin Suresi, 5)
Bu makale, Milli Gazete gazetesinde 06 Nisan 2008 tarihinde yayınlanmıştır.
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
14:05
Kategoriler: Kuran Bilgisi
23 Ocak 2008 Çarşamba
Gerçek Ölüm ve Görünen Ölüm
Nasıl öleceğinizi, ölümün nasıl bir şey olduğunu, ölürken neler olacağını hiç düşündünüz mü?
Şimdiye dek, önce ölüp sonra da dirilerek insanlar arasına dönen ve neler görüp, neler hissettiğini anlatan hiç kimse olmamıştır. Bu nedenle ölümün nasıl bir durum olduğunu, bir insanın ölüm anında neler hissettiğini bilmemize teknik olarak imkan yoktur.
Ancak insana hayatını veren ve zamanı gelince de geri alan Allah, ölümün nasıl gerçekleştiğini Kitabında bizlere bildirmiştir. Bu nedenle, ölümün nasıl gerçekleştiğini, ölmekte olan bir insanın gerçekte neler yaşayıp, neler hissettiğini ancak Kuran'dan öğrenebiliriz.
Kuran'a baktığımızda ise oldukça önemli bir gerçekle karşılaşırız. Çünkü Kuran'da haber verilen ve tarif edilen ölüm, "tıbbi ölüm"den, yani diğer insanlar tarafından gözlemlenen ölümden çok farklıdır.
Öncelikle, bazı ayetlerde ölüm anında, ölecek kişi tarafından görülen, fakat diğer insanlar tarafından gözlemlenemeyen olaylar yaşandığı bize haber verilir. Vakıa Suresi'nde şöyle buyrulmaktadır:
Hele can boğaza gelip dayandığında, Ki o sırada siz (sadece) bakıp, durursunuz, Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz. (Vakıa Suresi, 83-85)
Bir başka ayette de, bu "gözlemlenemeyen olaylar"ın inkarcılar için bir zorluk anı olduğundan şöyle bahsedilir:
Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azablandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi, 85)
Buna karşın, müminlerin ölümü ise "güzellikle" olur:
Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (Nahl Suresi, 32)
İşte bu ayetlerde bize ölüm hakkında çok önemli ve değişmez gerçekler haber verilir: Ölüm anında, ölen kişinin yaşadıkları ile dışarıda onu izleyen kişilerin gördükleri şeyler çok farklıdır. Örneğin hayatı boyunca iflah olmamışazılı bir inkarcı, dışarıdan bakıldığında, uykusu sırasında ölmüşgibi algılanabilir. Oysa o anda başka bir boyuta geçen ruhu, büyük acılar içinde ölümü tadmaktadır. Ya da tam tersine, acı çektiği sanılan bir müminin ruhu, ayette de bildirildiği gibi bedeninden, melekler tarafından "güzellikle" ayrılır.
Kısaca, "bedenin tıbbi ölümü" ile, Kuran'da tarif edilen ölüm gerçekte çok farklı olaylardır.
İşte "tadılan" bu gerçek ölüm, az önce belirttiğimiz gibi inkarcılar için büyük bir azap, müminler içinse büyük bir nimet ve güzelliktir. İnkarcıların canlarının "zorluk" içinde çıktığı da Kuran'da bildirilir. Ayetlerde bu "zorluk" ayrıntılı olarak tarif edilir.
- Ölüm anında inkarcının sırtına ve yüzüne vurularak canının alınması:
Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı. (Muhammed Suresi, 27-28)
- Ölümün şiddetli sarsıntıları ve meleklerin inkarcıya ölüm anında, ebedi azaplarını müjdelemeleri:
... Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen... (Enam Suresi, 93-94)
Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin. Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir. (Enfal Suresi, 50-51)
Ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi, inkar eden bir kişinin ölümü kendisi için büyük bir azaptır. Dışarıdaki yakınları onun rahat yatağında huzurlu bir şekilde öldüğünü sanırlarken o, gerçekte, maddi ve manevi çok büyük bir azabın içine girmiştir. Ölüm melekleri, acı vererek ve aşağılayarak onun canını bedeninden çıkarırlar. Kuran'da, bu melekler, inkarcıların canlarını bedenlerinden, "ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlar" (Naziat Suresi, 1) olarak tarif edilirler.
Başka ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Hayır; can, köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman, "Son müdahaleyi yapacak kim" denir.
Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır. (Kıyamet Suresi, 26-28)
İşte inkarcı, artık hayatı boyunca inkar etmişolduğu o büyük gerçekle yüzyüzedir. Ölümle birlikte, yaşamı boyunca işlediği büyük suçun, inkarının cezasını çekmeye başlayacaktır. Meleklerin sırtına vura vura, canını en derinden sökerek almaları, kendisini bekleyen sonsuz azabın yalnızca çok hafif bir başlangıcıdır.
Bunun aksine, ölüm, mümin için büyük bir mutluluk ve neşenin başlangıcıdır. Ruhu en derinden acıyla sökülen inkarcının aksine müminin ruhu, "yumuşacık çekip alanlar" tarafından (Naziat Suresi, 2), "güzellikle" ve "selamla" (Nahl Suresi, 32), adeta uykuda ruhun acısızca bedenden ayrılıp farklı bir boyuta geçmesi gibi alınır.
Ölümün gerçeği işte budur. Dışarıdaki insanlar, yalnızca tıbbi ölümü bilirler; hayati fonksiyonları sona ermek üzere olan bir beden görürler. Ölen kimseyi seyredenler, ne onun yüzüne ve sırtına vurulduğunu, ne ayaklarının dolaştığını, ne de canının köprücük kemiğine dayandığını görürler. Bu görüntü ve hislerle yalnızca ölen kişinin ruhu muhatap olur. Oysa gerçek ölüm, dışarıda insanların göremeyeceği bir boyutta ölen kişi tarafından bütün yönleriyle "tadılmakta"dır. Bir başka deyişle, ölüm sırasında yaşanan olay, bir "boyut değişikliği"dir.
Müminin Ölümü:
- Kaçınılmaz olduğunu bildiği ve yaşamı süresince hazırlık yaptığı ölümle karşılaşır.
- Canını almaya gelen melekler ona selam verip, onu cennetle müjdelerler.
- Melekler güzellikle canını alırlar.
- Ruhu bedeninden yumuşakça çekilip alınır.
- Arkasından gelecek müminleri müjdelemek, Allah'ın vaadinin hak olduğunu ve müminler için bir korku ve üzüntü olmadığını haber vermek ister. Ama buna izin verilmez.
İnkarcının Ölümü:
- Hayatı boyunca kendisinden kaçıp durduğu ölümle buluşur.
- Ölümü şiddetli sarsıntılar içinde olur.
- Melekler, ellerini ona doğru uzatır ve onu alçaltıcı ve yakıcı bir azapla müjdelerler.
- Melekler, yüzüne ve sırtına vura vura canını alırlar.
- Ruhu en derinden acıyla sökülür.
- Ruhu köprücük kemiklerine kadar çekilir ve son müdahale yapılır.
- Canı o inkar içindeyken zorluk içinde çıkar.
- Ölümle yüzyüze geldiği andaki imanı ve tevbesi kabul edilmez.
-Gerçeği görmenin verdiği büyük pişmanlık içinde Allah'tan kendisini dünyaya geri çevirmesini ve kaybettiği ömrünü telafi etmeyi talep eder. Ama bu isteği kabul edilmez.
Dışarıdaki insanların gördüğü "tıbbi ölüm"ün de insana ders veren çok önemli bir yönü vardır. Tıbbi ölümün insan bedenini yok edişi, insana çok önemli bazı gerçekleri kavrama fırsatı verir. Bu nedenle, gerçek ölümün ardından söz konusu tıbbi ölüme de değinmek, hepimizin bedenini bekleyen mezar hakkında biraz düşünmek gerekir.
Bedenin Ölümü (Dışarıdan Görünen Ölüm)
Ölüm anında ruh, bu dünyadaki insanların içinde yaşadıkları boyuttan ayrılırken, geride cansız bedenini bırakır. Deri değiştiren canlılar gibi, bu dünyadaki bedenini geride bırakır ve asıl hayatına doğru ilerler.
Ancak geride kalan bedenin karşılaşacakları da ibret vericidir. Özellikle bu bedene hayattayken gereğinden fazla değer verenler için.
Peki öldükten sonra bu bedenin başına neler geleceğini ayrıntılı olarak düşündünüz mü hiç?
Bir gün öleceksiniz. Belki hiç beklenmedik bir şekilde. Ekmek almak için bakkala giderken yolda bir araba kazası geçireceksiniz. Ya da amansız bir hastalık hayatınıza son verecek. Veya bir anda kalbiniz duracak.
Böylece ölümü tatmaya başlayacaksınız.
Bu andan itibaren de, bedeninizle hiçbir ilişkiniz kalmayacak. Hayat boyu "ben" dediğiniz ve sahiplendiğiniz o beden, sıradan bir et parçası haline gelecek. Ölümünüzle birlikte bedeninizi başka insanlar taşımaya başlayacaklar. Etrafta ağlayanlar, "daha dün buradaydı", "dağ gibi adamdı" diyenler olacak. Sonra o bedeni alıp evin bir odasına, belki de morga koyacaklar. Orada bir gece bekleyecek. Ertesi gün gömme işlemleri başlayacak. Cansız bedeni alıp gasilhaneye götürecekler. Görevli, kaskatı kesilmişolan bedeninizi soğuk suyla yıkayacak. Ancak bu aşamada ölümün izleri de bedende aşikar hale gelecek. Morarmalar başlayacak.
Daha sonra bedeni beyaz bir bezle, kefenle saracaklar. Sonra da tahta tabuta koyup üstüne yeşil bir örtü örtecekler. Cenaze arabası gelecek, tabutu devralacak. Araba mezarlığa doğru ilerlerken, yolda hayat devam edecek. Bazı insanlar cenaze geçiyor diye saygı gösterecek, çoğu kendi işine bakacak. Sonra mezarlığa gelinecek. Tabut, sizi sevenler ya da seviyor gibi görünenler tarafından ellerde taşınacak. Etrafta muhtemelen yine ağlayanlar, sızlananlar olacak. Sonra o kaçınılmaz yere, mezara gelinecek. Üstünde sizin isminiz yazılı... Bedeni tabuttan çıkarıp beyaz kefenle birlikte mezarın içine atacaklar. Ve sonra son işyapılacak. Ellerine kürek alanlar, beyaz kefenin içindeki bedenin üzerine toprak atmaya başlayacaklar. Kefenin ağzını açıp içine de toprak atacaklar. Ağzınıza, burnunuza, boğazınıza, gözlerinize topraklar dolacak. Topraklar yavaşyavaşkefeni örtecek. Biraz sonra işleri bitecek ve gidecekler. Mezarlık her zamanki derin sessizliğine bürünecek. Gidenler, kendi hayatlarına geri dönecekler, ama gömülen beden için artık hayatın hiçbir anlamı kalmamışolacak. Dünyadaki hiçbir güzellik, hiçbir güzel ev, güzel insan, güzel manzara artık o beden için bir şey ifade etmeyecek. Bedeniniz, hiçbir dostunuzla artık görüşemeyecek. Beden için var olan tek şey, artık yalnızca toprak ve onun içindeki bakteri ve kurtlar olacak.
Öldükten Sonra Ne Hale Geleceğinizi Hiç Düşündünüz mü?
Zaten gömülmenizle birlikte bedeniniz hem içten hem de dıştan gelen etkilerle hızlı bir parçalanma sürecine girecek.
Vücutta oksijen kalmayacağından, bir süre sonra mikroplar faaliyete geçerek bedene yayılacaklar.
Karında toplanan gazlar cesedi şişirecek ve bu şişlik vücudun her tarafına yayılarak, bedeni tanınmaz hale getirecek.
Bundan sonra gazın diyaframa yaptığı basınçtan dolayı ağızdan ve burundan kanlı köpükler gelmeye başlayacak.
Çürüme ilerledikçe kıllar, tırnaklar, avuç içleri ve tabanlar yerlerinden ayrılacaklar.
Bu dışdeğişmeyle beraber, iç organlarda da (akciğer, kalp ve karaciğerde) çürüme başlayacak.
En korkunç olay ise bu noktada gerçekleşecek; karın bölgesinde toplanan gazlar deriyi zayıf noktasından patlatacaklar ve bedenden tahammül edilmez derecede pis kokular yayılacak. (Ölü insan kokusu, dünyanın en iğrenç kokularındandır.)
Bu süre içinde kafadan başlamak üzere, adaleler de yerlerinden ayrılacak.
Cilt ve yumuşak kısımlar tamamen dökülecek ve iskelet gözükmeye başlayacak.
Beyin tamamen çürüyecek ve kil görünümünü alacak, kemikler bağlantılarından ayrılacak ve iskelet dağılmaya başlayacak...
Bu olay, ceset bir toprak ve kemik yığını haline gelene kadar böylece devam edecek.
"Ben" sandığınız bedeniniz böylelikle korkunç ve iğrenç bir şekilde yok olacak. Geride kalanlar sizden söz ederken, topraktaki tüm kurtlar, böcekler ve bakteriler sizin etlerinizi kemirecekler.
Eğer bir kaza sonucunda ölür de, gömülmezseniz, o zaman çok daha feci bir manzara ortaya çıkacak. Bedeniniz, sıcak havada açıkta kalmışbir et gibi, kurtlanacak, birkaç gün içinde bir kurt yumağı haline dönüşecek. Kurtlar, son et parçasını da yiyene kadar iskeletin kıvrımları arasında dolaşacaklar.
Böylece "en güzel bir biçimde" yaratılmışolan insan hayatı, olabilecek en korkunç biçimde sona erecek.
Peki neden?
İnsan vücudunun öldükten sonra bu hale getirilmesi Allah'ın dilemesiyledir. Ve bunun çok büyük bir hikmeti vardır. İnsan, kendisinin aslında bedenden ibaret olmadığını, bedeninin yalnızca kendisine giydirilmişgeçici bir kılıf olduğunu, bu korkunç sonu görerek anlamalı, bedenin ötesinde bir varlığı olduğunu hissetmelidir. İnsan, sadece bedenden ibaret olamayacağını, bedenin ötesinde onu bir araç olarak kullanan ruhun var olduğunu anlamalıdır.
Allah kendini "et ve kemikten" ibaret sanan insana, belki de bunun bir aldanışolduğunu kavratmak için böyle ibret verici bir son hazırlamıştır.
İnsan, bedeninin ölümüne bakmalı, bu geçici dünyada adeta sonsuza kadar kalacakmışgibi sahiplendiği ve bütün arzularına boyun eğdiği bedeninin akıbeti hakkında düşünmelidir. O beden toprağın altında çürüyecek, kurtlanacak ve iskelete dönüşecektir.
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
22:35
Kategoriler: Kuran Bilgisi
13 Ocak 2008 Pazar
İNANCIN SAĞLIKLI YAŞAM ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Yüce Rabbimiz, Kuran'da insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini bildirmiş ve yanlış tavırların ne olduğunu açıklayarak bunlardan kaçınmaları yönünde onları uyarmıştır. İnsanın dünyaya gönderiliş amacı, Allah'a iman etmek ve O'na kulluk etmektir. Yüce Rabbimiz, insan fıtratını iman etmeye uygun bir yapıda yaratmıştır.
Allah Kuran'da, insanların iman fıtratı üzerine yaratıldıklarını ve buna uygun olarak yüzlerini imana çevirmeleri gerektiğini şöyle bildirmektedir: "Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler." (Rum Suresi, 30)
Burada hatırlatılması gereken çok önemli bir sır vardır. Eğer kişi yaratılışına uygun olarak iman eder ve yaşarsa, yalnızca ahirette kazançlı çıkmakla kalmaz, aynı zamanda dünya hayatı için de en uygun yaşamı seçmiş olur.
Son yıllarda yapılan birçok araştırma, inancın insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini ortaya koymaktadır. Bu araştırmalara göre Allah inancına sahip olan insanlar diğerlerine göre Allah'ın izniyle hem daha uzun yaşamakta hem de yaşam kaliteleri diğerlerine göre çok daha yüksek olmaktadır. 1995 yılında Georgetown Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapılan araştırmaların sonuçları, inancın sağlık üzerindeki olumlu etkilerini açıkça ortaya koymuştur. Bu araştırmalardan en ünlüsü ise Amerikan Ulusal Yaşlanma Enstitüsü'nün Kaliforniya, Alameda beldesinde yaşayan 5.286 yetişkin üzerinde 28 yıl boyunca sürdürdüğü çalışmadır. Buna göre inançlı kişilerin ölüm oranlarının yaşa, cinsiyete, eğitim durumuna ya da etnik kökene bağlı olmadan diğerlerine göre düşük olduğu ortaya çıkmıştır.
International Journal of Psychiatry in Medicine'nın Şubat 2002'de yayınladığı yeni araştırmaya göre ise; kendilerini inançsız olarak tanımlayanların;
1) Kanser-dışı sindirim hastalıklarına yakalanma ihtimalleri iki kat daha fazla,
2) Damar rahatsızlıklarından (kalp krizi ve felç dahil) ölme oranları %21,
3) Solunum hastalıklarından ölme oranlarının ise %66 daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır.
Bu alanda yapılan diğer araştırmalarda da ölüm vakalarının azalmasının ve yaşam süresinin uzamasının inançla bağlantılı olduğu görülmüştür.
Ayrıca tedavi esnasında verilen dini telkinlerin hastalar üzerinde çok yüksek tedavi edici etki gösterdiği de ortaya konmuştur. 30 ayrı bilimsel çalışma üzerinde araştırmalar yapan ABD'li Dr. Matthews ile Amerikan Ulusal Sağlık Koruma Enstitüsü'nden Dr. David Larson inancın, solunum hastalıkları nedeniyle ölüm, kanser, kalp hastalıkları ve intihar girişimlerine karşı etkili olduğunu açıklamışlardır.
Bu konuda araştırma yapan Dartmouth Tıp Fakültesi'nden Dr. Thomas Oxman ise, kalp ameliyatları geçiren hastaların arasında dini inanca sahip kişilerin, ameliyatı izleyen altı ay içindeki ölme oranlarının diğer kişilere oranla üç kez daha düşük olduğunu saptamıştır.
İnancın insan üzerindeki en olumlu etkilerinden birisi, elbette strese karşı sağladığı korumadır. Allah inancı olan insanların olaylara daha sabırlı ve olumlu baktıkları, zorluklar veya yaşam içinde karşılaşılacak olumsuzluklara daha dirençli oldukları açıktır. Özellikle inancın bu etkisinden dolayı ABD'deki 125 tıp fakültesinden 80'inde din ve sağlık üzerine seminerler verilmektedir.
Stresin eklem ağrılarından psikolojik bozukluklara, kansere kadar birçok hastalığın ya ana nedeni ya da tetikleyicisi olduğu düşünüldüğünde, inançları sayesinde strese karşı başarıyla mücadele edebilenler, tüm bu hastalıklara karşı da kendilerini korumaktadırlar.
Yukarıda bir bölümünü aktardığımız çalışmaların dışında, onlarca bilimsel çalışmanın da işaret ettiği gibi inanç, sadece ahiret yaşamında gerçek kurtuluşu değil, aynı zamanda dünyada zihnen ve bedenen sağlıklı, kaliteli ve uzun bir yaşamı da insanlara sunmaktadır. Allah'a gönülden iman eden bir insan dünyevi sıkıntılardan uzaklaşacaktır; bu da daha sağlıklı bir yaşam sürülmesine ve ömrünün uzamasına Allah'ın izniyle vesile olacaktır. Şafi (Şifa Veren) sıfatına sahip olan Rabbimiz Kuran'da şöyle buyurmaktadır: "Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi'ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz." (Neml Suresi, 62)
Ayette belirtildiği gibi, Kuran ahlakının gereği olarak her anı Allah ile birlikte olan, her davranışında Allah'a yönelip dönen insana, duasının karşılığında icabet edilmesi, hem dünyada hem de ahirette, büyük bir nimettir. Kuran'da bu gerçek şöyle bildirilmektedir:
"Ey insanlar, Rabbiniz'den size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi." (Yunus Suresi, 57)
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
00:27
Kategoriler: Kuran Bilgisi
10 Ocak 2008 Perşembe
Cennetteki Doğa Güzelliği
İnsanların dinlenmek, rahat etmek için tercih ettikleri mekanlar da hep doğal güzelliklerle iç içedirler. Yeşillik, ormanlık, deniz kenarı ya da nehir kıyısı gibi yerlerde temiz hava, toprak ve su ile yakın olmak insanlara huzur ve mutluluk verir.
Güneş ışınlarının, temiz havanın doğrudan girmediği, doğal güzelliklerden uzak ortamlar ise genellikle insanların hoşuna gitmez.

Allah onlar için, süresiz kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.
(Tevbe Suresi, 89)
İnsanın doğal güzellik arayışı içinde olmasının sebeplerinden biri, Allah'ın insanı cennet güzelliklerinden zevk alacak şekilde yaratmış olmasıdır. İnsan farkında olsa da olmasa da aslında cennet nimetlerinin beklentisi içindedir. Ayetlerde cennetin doğal güzelliklerle iç içe olacağı şöyle haber verilmektedir:
Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Büruc Suresi, 11)
Çeşit çeşit 'inceliklere ve güzelliklere' (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler. (Rahman Suresi, 48)
Cennet Ağaçları:
Ağaçlık mekanlar insanların, içinde bulunmaktan ruhen zevk aldıkları yerlerdendir. İnsanlar her ne kadar binaların yoğunlukta olduğu şehir merkezlerinde yaşasalar da, genellikle ağaçlık, yeşillik mekanlarda bulunmak isterler. Ağaçlık bir yere ait bir görüntü izlemek ya da böyle bir fotoğrafa hatta tabloya bakmak dahi insanlar için bir zevktir. Dünyada pek çok faydasıyla yaratılmış olan ağaçlar, Rabbimiz'in insanlara sunduğu nimetlerdendir. Görkemli görünümleri, benzersiz türleri, çeşitli renkleri, serinletici gölgelikleri ile ağaçlar, insanlara zevk verecek şekilde yaratılmışlardır. Allah'ın "Boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler" (Abese Suresi, 30) ayetiyle bildirdiği ağaçlar, ahirette cennete has üstün özellikleriyle yaratılmıştır. Solmadan, kurumadan, yaprakları dökülmeden, ihtişamlı görünümleri ile, ağaçlar da cennetteki kusursuzluk içinde yaratılmışlardır. Aşağıdaki hadislerde ise ağaçların özellikle gölgesinden bir cennet nimeti olarak sıkça bahsedilir:
Cennette öyle bir ağaç var ki bir süvari gölgesinde yetmiş yahut da yüz sene gider (de bitiremez). O huld -ebedilik- ağacıdır... Cennette bir ağaç var ki, bir kimse dört yaşına girmiş bir dişi deve yavrusuna yahut da beş yaşına girmiş olan bir dişi deveye binmiş olsa da sonra ağacın dip tarafındaki gövdesini dönmeye başlasa hareket ettiği yere ulaşmadan deve ihtiyarlayarak düşer... Onun taze dalları cennet surlarının ötesindekilere ulaşmaktadır. Cennetteki her ırmak muhakkak o ağacın dibinden çıkmaktadır... [Tezkireti'l Kurtubi, s. 311/513]

Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.
(Yasin Suresi, 56)
Cennette bir ağaç vardır ki, binekli bir kimse yüzyıl gölgesinde yürüse onu katedemez. İsterseniz şu ayeti okuyun: "Daimi gölgededirler, çağlayıp duran su başlarındadırlar." [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 427/9]
Kuran'da "gölge içinde olmak"tan bir cennet nimeti olarak şöyle bahsedilir:
İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız... Ve onları, 'ne sıcak-ne soğuk, tam kararında gölgeliğe' sokacağız. (Nisa Suresi, 57)
Takva sahiplerine vaat edilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir. (Rad Suresi, 35)
Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (Yasin Suresi, 56)
Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır; (Mürselat Suresi, 41)
Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler. (İnsan Suresi, 13)
Muharref İncil'de de cennetten bahsedilirken, Kuran'daki tariflerle mutabık "... Ne güneş ne de kavurucu bir sıcaklık onları çarpacak." ifadesi yer almaktadır. (Yuhanna'ya Gelen Esinleme, 7. bölüm, 16)
Cennetteki doğal güzelliklerin tarif edildiği pek çok hadiste Tuba ağacından ve onun özelliklerinden bahsedilir. Bu ağaç hakkında Peygamberimiz (sav)'in tarifleri şöyledir:
... Tuba cennette bir ağaçtır. Büyüklüğü yüz yıllık yer tutar. Ve cennet elbiseleri de onun tomurcuklarından yapılır. [Ramuz el-Ehadis-2, s. 313/7]
Tuba ağacı benzersiz özelliklere ve görülmemiş bir genişliğe sahiptir. Bunun yanı sıra dünyadaki sebeplerin geçerli olmadığı cennet ortamında cennet elbiselerinin de bu ağaçtan yapıldığı ifade edilmektedir. Başka hadislerde de Peygamberimiz (sav)'in cennetteki ağaçlarla ilgili tarifleri ise şöyledir:
... Cennet ağaçlarının dip gövdesi inci ve altın, yukarısı da meyvedir. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 315/523]
Cennette hiçbir ağaç yoktur ki gövdesi, altından olmasın. [(Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 427/10]
Cennette Allah'ın benzersiz, sonsuz yaratmasına şahit olacağımız için herşey mümkün olabilir. Örneğin cennet ağaçlarının meyveleri yakut, elmas, safir gibi değerli taşlar şeklinde görünüp, ele alındığında yenecek hale geliyor olabilir.
Cennetteki ağaçların mahiyetini soran bir sahabeye Peygamberimiz (sav)'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir:
Bu ağaçların dalları kurumaz, yaprakları dökülmez, suyu kaybolmaz, meyvesi tükenmez. [İlahi Dinlerde Cennet İnancı, s. 54]
Cennetteki Irmaklar ve Denizler:
Su kaynakları bulundukları bölgeye bereket verir, orayı canlandırıp temizlerler. Ayrıca suya yakın mekanlarda iklim de hem yaşamaya daha elverişlidir, hem de insanların hoşlarına gidecek ılımanlıktadır. İşte bu nedenle insanların dinlenmek üzere seçtikleri mekanlar da deniz, göl ya da nehir kenarlarına yakın yerler olur. Nitekim Kuran'da takva sahibi olanların Allah'tan bir nimet olarak "cennetlerde ve pınar başlarında" (Hicr Suresi, 45) oldukları bildirilmiştir.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde cennetteki nehirlerden sıkça bahsedilmektedir:
Cennet ırmakları, misk dağlarının yahut da misk tepelerinin altından çıkar. [Tezkireti'l Kurtubi, s. 307/501]
Cennette, bal denizi, şarap denizi, süt denizi ve su denizi bulunmaktadır. Diğer nehirler bunlardan çıkacaktır. [(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s.409/10097]
Hadiste cennette baldan, sütten, şaraptan denizlerin olacağından bahsedilmektedir. Ancak burada bahsedilen süt, bal ve şarap dünyadakinden çok farklı, cennete has özellikleriyle yaratılmıştır. Cennette bunların her biri tertemiz, lezzet ve rahatlık veren içkilerdir. Örneğin cennette sunulan şarap, dünyadakilere benzememektedir. Cennet ehlini sarhoş etmeyecek, içenlerin şuurunu bulandırmayacaktır. Allah'ın cennet için hazırladığı içki, "Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir" (Saffat Suresi, 46-47) ayetleriyle Kuran'da tarif edilmektedir.
Ayrıca bu örnekler -süt, bal ve şaraptan ırmaklar- cennette Allah'ın kendilerinden razı olduğu kullarını bekleyen çok farklı güzelliklerin olabileceğine işaret etmektedir. Süt çabuk bozulan bir besin olmasına rağmen, cennette sütten deniz ve ırmakların olması oradaki nimetlerin kusursuzluğuna çarpıcı bir örnektir. Cennet ehli dilediği takdirde böyle görüntülerin yaratılması Allah için çok kolaydır.
Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır... (Muhammed Suresi, 15)
Bu nimetler tarif edilirken ırmak ve deniz ifadelerinin kullanılması da özellikle cennetteki bolluğu vurgulamaktadır. İnsanlar dünyada bu nimetleri hep sınırlı miktarlarda görürler. Kavanozlarda, cam şişelerde veya farklı ambalajlarda satın aldıkları bu ürünlerin cennette bir kaynak şeklinde karşılarına çıkması, bozulmadan, kirlenmeden, olabilecek en mükemmel lezzette kendilerine bol bol ikram edilmesi, heyecan verici bir nimet ve güzelliktir.
Kuran'da da bu ırmakların özelliklerinden detaylı olarak bahsedilmektedir:
Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır... (Muhammed Suresi, 15)
Ayette süt, bal, şarap gibi birkaç nimet örnek olarak verilmiştir. Ancak insanın hoşuna giden herhangi bir nimetin ırmak şeklinde akması, su gibi bol, temiz olması, bozulmadan kalması da mümkün olabilir. Ayrıca Allah cennette içkilerin kadehlerle sunulduğunu ve bu içkilerden cennet ehlinin başların ağrımayacağını, kendilerinden geçip akıllarının çelinmeyeceğini bildirir. Allah bir başka ayette "kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır" (Saffat Suresi, 45) şeklinde buyurmaktadır. Müminler için cennette "sonu misk olan, karışımı tesnimden, mühürlü, katıksız bir şarap" (Mutaffifin Suresi, 25-27) hazırlanmıştır. (Tesnim: Cennetteki çeşmelerden birinin adıdır.)
Ayetlerde de belirtildiği gibi bu içecekler aynı zamanda güzel kokular da içermektedir. Öte yandan cennette denizlerin altında, nehirlerin dibinde bizim hayal edemediğimiz olağanüstü güzellikler olabilir. Allah dileyenin nefes alma sorunu olmadan dalmasını, çıplak gözle berrak bir görüntüyle deniz altındaki güzellikleri görmesini mümkün kılabilir. Dünyada ancak belgeseller sayesinde haberdar olunan denizaltı güzellikleri, cennette müminlerin kolaylıkla görebileceği ve çok zevk alacakları şekilde olabilir.
Cennet Toprağının Güzelliği:
Cennetteki toprağın güzelliği Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde şöyle ifade edilmiştir:
Cennetin dikilecek ağaçlarını çok ekin. Zira onun suyu tatlı, toprağı güzeldir... [Ramuz el-Ehadis-1, s. 72/14]
Cennet binalarının bir tuğlası altın, bir tuğlası gümüş, harcı misk, çakılı inci ve yakut ve toprağı da safrandır... [Ramuz el-Ehadis-1, s. 200/6]
Gerçekten iman edip salih amellerde bulunanlar ise; onlar için nimetlerle-donatılmış cennetler vardır. (Lokman Suresi, 8)

Hadiste cennetteki toprak safran isimli, kıymetli bir bitkiden elde edilen bir baharata benzetilmiştir. Bu bitki vanilya benzeri aroması, canlı, parlak altın sarısı rengi ile baharatlar arasında son derece özel bir yere sahiptir. 1 kg safran elde etmek için 70.000 ile 250.000 arası çiçek toplamak gerekmektedir. Günümüzde safran üretimi her geçen gün azalmaktadır. Bunu etkileyen en önemli faktör ise bitkinin yetiştirilmesindeki zorluktur. Çünkü safrandan 3-4 yıl gibi sürede ürün alınmaktadır. Dünya şartlarında yetiştirilmesi çok zor ve zahmetli olan bu değerli bitkinin, cennette toprağı oluşturacak kadar bol miktarda olması orada nimetin hesapsızca olacağına işaret etmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Cennetteki Genişlik:
Allah Teala cennet ehlini cennette iskan ettiğinde, geriye geniş bir mekan kalır. Allah Teala oraya, her biri, yaratıldığından sona ereceği güne kadarki dünyadan daha büyük olan, üç yüz altmış alemi iskan eder. [Ramuz el-Ehadis-1, s. 30/5]
Peygamber Efendimiz (sav)'in bu hadisinde dikkat çektiği gibi cennette genişlik, ferahlık vardır. Kuran'da cehennem için tarif edilen dar yerlerin, sıkışıklığın tam tersine cennet geniş mekanlardan oluşur. Çünkü insanın ruhu, ufkunun açık olmasından, ferah mekanlardan hoşlanacak şekilde yaratılmıştır. Kuran'da cennetin genişliğinden şöyle bahsedilmektedir:
Rabbiniz'den olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Al-i İmran Suresi, 133)
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
23:05
Kategoriler: Kuran Bilgisi
