Uçmadan bahsedildiğinde aklımıza çoğu zaman kuşlar gelir. Oysa yeryüzünde uçan canlılar sadece kuşlar değildir. Birçok böcek türü kuşlarınkinden de üstün uçuş becerilerine sahiptir. Kral kelebeği Kuzey Amerika'dan Orta Amerika'nın içlerine kadar uçabilir. 4 Sinekler ve yusufçuklar ise havada asılı durabilirler.
Evrimciler böceklerin 300 milyon yıl önce uçmaya başladıklarını iddia eder. Buna karşın uçmaya başlayan ilk böceğin nasıl kanatlandığı, nasıl havalandığı, havada nasıl kaldığı gibi temel sorulara verdikleri hiçbir tutarlı cevap yoktur.
Evrimciler, sadece gövdedeki bazı deri tabakalarının evrim geçirerek kanada dönüşmüş olabileceğini öne sürerler. Söz konusu iddianın cılızlığını bildiklerinden olsa gerek, bunu doğrulayabilecek fosil örneklerinin yetersiz olduğunu belirtmeyi de ihmal etmezler. 5
Oysa sinek kanatlarındaki kusursuz tasarım, her türlü "tesadüf" iddiasını geçersiz bırakmaktadır. İngiliz biyolog Robin Wootton, "Sinek Kanatlarının Mekanik Tasarımı" başlıklı bir makalede şöyle yazar:
"Sinek kanatlarının işleyişini öğrendikçe, sahip oldukları tasarımın ne denli hassas ve kusursuz olduğunu daha iyi anlıyoruz... Son derece elastik özelliklere sahip parçalar, havanın en iyi biçimde kullanılabilmesi için, gerekli kuvvetler karşısında gerekli esnekliği gösterecek biçimde hassasiyetle bir araya getirilmişlerdir. Sinek kanatlarıyla boy ölçüşebilecek teknolojik bir yapı yok gibidir." 6
Öte yandan, sineklerin hayali evrimine delil oluşturabilecek tek bir fosil bile yoktur. Ünlü Fransız zoolog Pierre Paul Grassé "böceklerin kökeni konusunda tam bir karanlık içindeyiz" 7 derken bunu itiraf eder. Şimdi evrimcileri karanlık içinde bırakan bu canlıların bazı ilginç örneklerini birlikte inceleyelim.
11 Haziran 2008 Çarşamba
BÖCEKLERİN UÇUŞUNDAKİ TASARIM MUCİZESİ
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
02:08
Kategoriler: İman Hakikati
9 Haziran 2008 Pazartesi
"Bir insanın gerçek zenginliği, onun bu dünyada yaptığı iyiliklerdir."
Hz. Muhammed (sav)
"Duadan bıkkınlık göstermeyiniz. Çünkü dua ile beraber olan hiç kimse helak olmamıştır."
Hz. Muhammed (sav)
Hz. Muhammed (sav)
"Duadan bıkkınlık göstermeyiniz. Çünkü dua ile beraber olan hiç kimse helak olmamıştır."
Hz. Muhammed (sav)
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
21:59
Kategoriler: Hadis Bilgisi
5 Haziran 2008 Perşembe
Kadir Çelik Cevap.Com

KADİR ÇELİK'E CEVAP
Fox TV kanalında yayınlanan "Objektif" isimli haber programda, programın yapımcısı Kadir Çelik Bilim Araştırma Vakfı Fahri Başkanı Sayın Adnan Oktar ile yapılan bir röportaja yer verilmiştir.
Bu programın bir bölümünde Kadir Çelik'in Sayın Adnan Oktar'a sorduğu ve zaman zaman BAV mensuplarına da yöneltilen "o emniyet ifadelerini imzalamasaydınız, neden imzaladınız?" sorusu hakkında bazı noktaları açıklamakta yarar görüyoruz.
Bu programın bir bölümünde Kadir Çelik'in Sayın Adnan Oktar'a sorduğu ve zaman zaman BAV mensuplarına da yöneltilen "o emniyet ifadelerini imzalamasaydınız, neden imzaladınız?" sorusu hakkında bazı noktaları açıklamakta yarar görüyoruz.
"BEN OLSAM İMZALAMAZDIM" ( ! )
21.05.2008 tarihinde yayınlanan Objektif programında, Bilim Araştırma Vakfı davasında mahkeme tarafından verilen karar konu edilmiştir. Bu karar konu edilince, kaçınılmaz olarak o davanın hazırlık aşamasında yapılan işkenceler de konu edilmiştir. Bilindiği gibi 7 gün boyunca çok zor şartlar altında ve ağır baskılar yapılarak göz altında tutulan BAV mensuplarına bu sürenin sonunda bazı metinler sanki onların ifadeleriymiş gibi imzalatılmıştır. Gözaltındaki kişilerin iradeleri dışında, bilgisayar ortamında başkaları tarafından hazırlandığı ve sorgulanan kişilerin önüne hazır olarak getirildiği çok açık biçimde anlaşılan bu ifadeler ilgili kişilerin okumalarına bile izin verilmeden imzalatılmıştır. (Söz konusu polis ifadelerinin gözaltındaki kişilerin beyanları olmadığı ve başkaları tarafından hazırlandığını ve işkenceyle imzalatıldığını kanıtlayan delilleri www.bav-savunma.org sitesinde bulabilirsiniz) Maddi ve manevi çok çeşitli işkence yöntemleri uygulanarak imzalatılan söz konusu ifadeler göz altından çıkan kişiler tarafından hem savcılıkta hem de mahkemede reddedilmiştir. Ancak başta sayın Adnan Oktar olmak üzere bir çok BAV mensubu, bu polis ifadelerine dayanılarak açılan davada 8 yıl boyunca mağdur edilmiştir. Sonucunun böyle bir mağduriyete varacağı aşikar olan söz konusu ifadeleri tüm BAV mensuplarının bile bile imzalamış olması dahi, bu ifadelerin zor ve baskıyla imzalatıldığını göstermeye yeterlidir. Zira aklı başında bir insanın, işkenceye maruz kalması durumu hariç, kendisi aleyhindeki sayfalar dolusu izah yapıp bunu imzalaması mümkün değildir. Orada yapılan işkenceler, Kadir Çelik'in de, başkalarının da, aklı başında olan herkesin de, önüne koyulan metinleri kaçınılmaz olarak imzalamasını sağlayacak, hukuksuz uygulamalardır.
Bunu daha iyi anlamak için öncelikle, 7 gün süren göz altı sürecini ve İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürlüğü nezarethanelerini ve oradaki uygulamaları anlatmakta fayda var. 1999 - 2002 yılları arası, söz konusu emniyet biriminin bir konuda büyük bir "ün" yaptığı dönem olarak bilinir. Bu 'ün' gözaltına alınan suçlu - suçsuz sayısız kişinin çok ağır şartlar altında konuşmaya ve işlemediği suçları üstlenmeye zorlanması, bilgi edinmek adına çok ağır işkencelerin uygulanmasıyla edinilmiştir. Aynı dönemde BAV camiası dışında göz altına alınmış çok sayıda vatandaşımız, söz konusu uygulamalardan dolayı mağdur olmuş ve bu olaylar yargıya da intikal etmiştir. Bu kişilerin arasında dönemin polis hastanesi başhekimi olan Dr. Erdoğan Yağız da bulunmaktadır. Dr. Yağız, tanık olduğu işkence uygulamalarını "İşkenceye uğrayan emniyet doktorundan: İbret" ismiyle kaleme aldığı kitabında detaylarıyla anlatmaktadır. Jandarma İstihbaratı'nda grup komutanlığı yapan emekli Binbaşı Zahit Engin, Haftalık Dergisi'nde 4 Mart 2004'te yayınlanan röportajında, BAV mensuplarına işkence uygulatan Adil Serdar Saçan'ın yaptığı işkenceleri anlatırken "Ben bunların yaptığı işkence gibi işkence görmedim" İfadelerini kullanmış, BAV mensuplarına işkence yapan Adil Serdar Saçan ve ekibinin işkence uygulamalarından duyduğu şaşkınlığı ifade etmiştir. Söz konusu röportajda emekli binbaşı Engin, eski polis müdürü Adil Serdar Saçan'a ağır ithamlarda bulundu. Engin "Gözaltına alınanların hepsi az veya çok işkence gördü. Aralarında şirket sahipleri de vardı, çalışanları da. Ben bunların yaptığı işkence gibi işkence görmedim hayatımda. Adil'in iddiaları üzerine işkence yapıldı." dedi.
Nitekim 12 Kasım 1999 tarihinde aşırı kuvvet kullanılarak göz altına alınan BAV camiası mensuplarından 7 kişi, devletin resmi kurumlarından ağır biçimde işkenceye maruz kaldıklarına dair rapor almışlardır. Aynı dönemde göz altına alınmış başka bir çok suçsuz kişi de benzer uygulamalardan dolayı hem fiziksel hem de psikolojik zararlar görmüştür. Bu kişilerin de uğradıkları zararlar resmi raporlar ile sabittir.
Söz konusu uygulamaların kamu vicdanını ve kamu yöneticilerini rahatsız etmeye başlamasından sonra, dönemin DGM Başsavcısı Sayın Erdal Gökçen, İçişleri Bakanlığı'na resmi bir yazı ile başvurarak, BAV davasının da hazırlık soruşturmasını yürüten istanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nin o dönemki Müdürü Adil Serdar Saçan'ın hukuka aykırı uygulamalarını çok sert bir dille ortaya koyarak Saçan'ın görevden alınmasını istemiştir. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir de benzer biçimde, Saçan'ın hukuka aykırı davranışlarını tek tek sayarak görevden alınmasını talep eden resmi bir evrak düzenlemiştir.
Bu gelişmeler neticesinde, BAV davasındaki sahte tutanakları düzenleyen ve işkence yöntemleriyle imzalatan polis memurları hakkında " işkence yapmak" suçundan 216'şar yıl hapis cezası istemiyle dava açılmıştır. Adil Serdar Saçan ve yardımcısı Ahmet İhtiyaroğlu söz konusu suçlardan dolayı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından meslekten ihraç edilmiştir. Ahmet İhtiyaroğlu ayrıca hapis cezası da almıştır ve bu ceza kesinleşerek infaz edilmiştir.
İşte BAV camiası mensuplarını ve BAV Fahri Başkanı Sayın Adnan Oktar'ı 7 gün boyunca gözaltında tutan ekip, bu ekiptir. Günler boyunca ağır baskılara ve fena muamelelere tabi tutulan kişilerden, bu sürenin sonunda "kendi ifadeleriymiş gibi" önlerine getirilen kağıtları imzalamaları istenmiştir.
Şimdi bir an durup o ortamı gözümüzün önünde canlandırmaya çalışalım.
BAV camiası mensuplarına ait 48 eve, gece yarısı saat 03:00 civarında baskınlar düzenlenmiş... Kapılar kırılarak içeri girilmiş, uyuyan insanlar yataklarından kaldırılarak yerlere yatırılmış... Bahçedeki bekçi köpekleri vurularak öldürülmüş... Neyle suçlandıklarını bilmeyen, tüm yaşamları boyunca böyle bir durumla karşılaşmamış saygın insanlar göz altına alınmış...
7 günlük gözaltı süresince bu kişilerin doğru düzgün uyumasına bile izin verilmemiş... El bileklerinden kelepçeli olarak beton zemini olan bir koridorda yere oturtulmuş, arkadaşlarının tek tek alınarak koridorun sonundaki odaya götürülmesini, sonra da odadan gelen çığlık seslerini dinlemişler... Yanlarından geçen bazı memurlar, eğer kendilerine söylenenleri harfiyen yerine getirmezlerse başlarına çok kötü şeyler gelebileceğini söyleyerek onları tehdit etmiş...
Böyle geçen 7 günün ardından önlerine "bunlar sizin ifadeleriniz" denilerek kağıtlar konulmuş... Okumalarına izin verilmemiş ...
Böyle bir ortamda kim olsa, o kağıtları hiç düşünmeden imzalardı. Sakat kalma hatta hayatını kaybetme tehdidi altındayken ucuz kahramanlık yapmayı kimse göze almaz. Kadir Çelik de alamaz. Ancak Sayın Çelik muhtemelen bu ortam ve yaşananlar hakkında tam bilgisi olmadığı için çok kolayca "ben olsam imzalamazdım" diyebilmektedir.
Sayın Adnan Oktar hazırlanan ifadeyi imzalatmak için odaya alındığında kendisine "ayağınla yer arasında ne kadar mesafe varsa, yaşamınla ölümün arasında da o kadar mesafe var. Dikkatli ol!" denildiğini açıklamıştır. Böyle bir durumda elbette en insani refleks, hayatta kalabilmek için en akılcı şekilde hareket etmek ve muhataplarını yatıştıracak şeyleri yapmaktır.
Ülkemizde de bir dönem sıklıkla rastlanan gasp vakalarını hatırlayalım. Kimsenin yardımınıza gelemeyeceği bir yerde karşınıza çıkan bir tinerci ya da bir suçlu, elinde bir silahla çantanızı cüzdanınızı isterse, ne yaparsınız? "Dur bir deneyeyim, kahramanlık yapayım" demezsiniz. Önce elinizdekini verip oradan kurtulmaya, sonra da poliste şikayetçi olarak emniyet kuvvetlerinin o hırsızı yakalamasına vesile olmaya çalışırsınız. Öncelikle tabii ki canınızı kurtarmayı tercih edersiniz.
Polis teşkilatındaki dürüst, vatanperver memurları tenzih ederiz, ancak suçluluğu kanıtlanmış bazı polis memurlarının neden olduğu bu tehlikeli ortamda da, benzer biçimde, yapacak başka bir şey bulunmamaktadır. Üstelik söz konusu metinlerin imzalandığı ortamda Sayın Adnan Oktar sadece kendi hayatını ve sağlığını değil, orada kendisiyle birlikte gözaltına alınmış olan genç delikanlıların ve genç hanımların durumlarını dikkate almıştır. O an itibariyle bu kişilerin hepsinin sorumluluğu manevi olarak Sayın Adnan Oktar'ın üzerindedir. Böyle bir konumda son derece dikkatli davranmak gerektiği açıktır. Sayın Adnan Oktar hem kendi hayatını ve hem de gözaltındaki diğer kişilerin hayatını ve sağlığını düşünerek kendilerini suçlu çıkarmak için motive olmuş polis memurlarını yatıştırarak hem kendisinin hem de orada bulunan diğer kişilerin can güvenliğini korumak için önüne getirilen metinleri imzalamıştır. Ayrıca bunu yaparken daha sonra hem savcılıkta hem de mahkemede bu metinleri reddedeceğini, bunların kendisine zor ve baskıyla imzalatıldığını açıklayacağını ve böylece kabul etmediği bu ifadelere itibar edilmeyeceğini düşünmüştür.
Dolayısıyla Kadir Çelik ve onun gibi düşünecek kişiler "ben olsaydım imzalamazdım" demeden önce söz konusu ortamı, yaşanılanları ve insanların başına gelebilecek olayları bir kere daha düşünmelidir. O ortamda söz konusu metinlerin imzalanmasından başka bir yol yoktur. Sayın Adnan Oktar da BAV mensupları da içinde bulundukları şartlarda en akılcı olan şeyi yapmışlardır.
Burada dikkat çekici olan bir başka nokta da, ortada işkence uygulamaları dururken, bunları bir kenara bırakıp, ısrarla işkence mağduru olan kişileri suçlu gibi göstermek gayretidir. Oysa herkesin ve özellikle de kamuoyunu aydınlatmak konumunda olan bir medya mensubunun üzerine düşen, işkenceyi hiçbir şekilde mazur görmemektir. Bu konumdaki kişiler her şart altında işkence uygulamalarını eleştirmeli, bunları reddetmelidir. Bu hususta herkes, dünya görüşü ne olursa olsun hem fikir olmalı ve bu gibi kanunsuz / hukuksuz uygulamalara tolerans gösterdiği anlamına gelecek açıklamalardan kaçınmalıdır.
Bunu daha iyi anlamak için öncelikle, 7 gün süren göz altı sürecini ve İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürlüğü nezarethanelerini ve oradaki uygulamaları anlatmakta fayda var. 1999 - 2002 yılları arası, söz konusu emniyet biriminin bir konuda büyük bir "ün" yaptığı dönem olarak bilinir. Bu 'ün' gözaltına alınan suçlu - suçsuz sayısız kişinin çok ağır şartlar altında konuşmaya ve işlemediği suçları üstlenmeye zorlanması, bilgi edinmek adına çok ağır işkencelerin uygulanmasıyla edinilmiştir. Aynı dönemde BAV camiası dışında göz altına alınmış çok sayıda vatandaşımız, söz konusu uygulamalardan dolayı mağdur olmuş ve bu olaylar yargıya da intikal etmiştir. Bu kişilerin arasında dönemin polis hastanesi başhekimi olan Dr. Erdoğan Yağız da bulunmaktadır. Dr. Yağız, tanık olduğu işkence uygulamalarını "İşkenceye uğrayan emniyet doktorundan: İbret" ismiyle kaleme aldığı kitabında detaylarıyla anlatmaktadır. Jandarma İstihbaratı'nda grup komutanlığı yapan emekli Binbaşı Zahit Engin, Haftalık Dergisi'nde 4 Mart 2004'te yayınlanan röportajında, BAV mensuplarına işkence uygulatan Adil Serdar Saçan'ın yaptığı işkenceleri anlatırken "Ben bunların yaptığı işkence gibi işkence görmedim" İfadelerini kullanmış, BAV mensuplarına işkence yapan Adil Serdar Saçan ve ekibinin işkence uygulamalarından duyduğu şaşkınlığı ifade etmiştir. Söz konusu röportajda emekli binbaşı Engin, eski polis müdürü Adil Serdar Saçan'a ağır ithamlarda bulundu. Engin "Gözaltına alınanların hepsi az veya çok işkence gördü. Aralarında şirket sahipleri de vardı, çalışanları da. Ben bunların yaptığı işkence gibi işkence görmedim hayatımda. Adil'in iddiaları üzerine işkence yapıldı." dedi.
Nitekim 12 Kasım 1999 tarihinde aşırı kuvvet kullanılarak göz altına alınan BAV camiası mensuplarından 7 kişi, devletin resmi kurumlarından ağır biçimde işkenceye maruz kaldıklarına dair rapor almışlardır. Aynı dönemde göz altına alınmış başka bir çok suçsuz kişi de benzer uygulamalardan dolayı hem fiziksel hem de psikolojik zararlar görmüştür. Bu kişilerin de uğradıkları zararlar resmi raporlar ile sabittir.
Söz konusu uygulamaların kamu vicdanını ve kamu yöneticilerini rahatsız etmeye başlamasından sonra, dönemin DGM Başsavcısı Sayın Erdal Gökçen, İçişleri Bakanlığı'na resmi bir yazı ile başvurarak, BAV davasının da hazırlık soruşturmasını yürüten istanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nin o dönemki Müdürü Adil Serdar Saçan'ın hukuka aykırı uygulamalarını çok sert bir dille ortaya koyarak Saçan'ın görevden alınmasını istemiştir. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir de benzer biçimde, Saçan'ın hukuka aykırı davranışlarını tek tek sayarak görevden alınmasını talep eden resmi bir evrak düzenlemiştir.
Bu gelişmeler neticesinde, BAV davasındaki sahte tutanakları düzenleyen ve işkence yöntemleriyle imzalatan polis memurları hakkında " işkence yapmak" suçundan 216'şar yıl hapis cezası istemiyle dava açılmıştır. Adil Serdar Saçan ve yardımcısı Ahmet İhtiyaroğlu söz konusu suçlardan dolayı İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından meslekten ihraç edilmiştir. Ahmet İhtiyaroğlu ayrıca hapis cezası da almıştır ve bu ceza kesinleşerek infaz edilmiştir.
İşte BAV camiası mensuplarını ve BAV Fahri Başkanı Sayın Adnan Oktar'ı 7 gün boyunca gözaltında tutan ekip, bu ekiptir. Günler boyunca ağır baskılara ve fena muamelelere tabi tutulan kişilerden, bu sürenin sonunda "kendi ifadeleriymiş gibi" önlerine getirilen kağıtları imzalamaları istenmiştir.
Şimdi bir an durup o ortamı gözümüzün önünde canlandırmaya çalışalım.
BAV camiası mensuplarına ait 48 eve, gece yarısı saat 03:00 civarında baskınlar düzenlenmiş... Kapılar kırılarak içeri girilmiş, uyuyan insanlar yataklarından kaldırılarak yerlere yatırılmış... Bahçedeki bekçi köpekleri vurularak öldürülmüş... Neyle suçlandıklarını bilmeyen, tüm yaşamları boyunca böyle bir durumla karşılaşmamış saygın insanlar göz altına alınmış...
7 günlük gözaltı süresince bu kişilerin doğru düzgün uyumasına bile izin verilmemiş... El bileklerinden kelepçeli olarak beton zemini olan bir koridorda yere oturtulmuş, arkadaşlarının tek tek alınarak koridorun sonundaki odaya götürülmesini, sonra da odadan gelen çığlık seslerini dinlemişler... Yanlarından geçen bazı memurlar, eğer kendilerine söylenenleri harfiyen yerine getirmezlerse başlarına çok kötü şeyler gelebileceğini söyleyerek onları tehdit etmiş...
Böyle geçen 7 günün ardından önlerine "bunlar sizin ifadeleriniz" denilerek kağıtlar konulmuş... Okumalarına izin verilmemiş ...
Böyle bir ortamda kim olsa, o kağıtları hiç düşünmeden imzalardı. Sakat kalma hatta hayatını kaybetme tehdidi altındayken ucuz kahramanlık yapmayı kimse göze almaz. Kadir Çelik de alamaz. Ancak Sayın Çelik muhtemelen bu ortam ve yaşananlar hakkında tam bilgisi olmadığı için çok kolayca "ben olsam imzalamazdım" diyebilmektedir.
Sayın Adnan Oktar hazırlanan ifadeyi imzalatmak için odaya alındığında kendisine "ayağınla yer arasında ne kadar mesafe varsa, yaşamınla ölümün arasında da o kadar mesafe var. Dikkatli ol!" denildiğini açıklamıştır. Böyle bir durumda elbette en insani refleks, hayatta kalabilmek için en akılcı şekilde hareket etmek ve muhataplarını yatıştıracak şeyleri yapmaktır.
Ülkemizde de bir dönem sıklıkla rastlanan gasp vakalarını hatırlayalım. Kimsenin yardımınıza gelemeyeceği bir yerde karşınıza çıkan bir tinerci ya da bir suçlu, elinde bir silahla çantanızı cüzdanınızı isterse, ne yaparsınız? "Dur bir deneyeyim, kahramanlık yapayım" demezsiniz. Önce elinizdekini verip oradan kurtulmaya, sonra da poliste şikayetçi olarak emniyet kuvvetlerinin o hırsızı yakalamasına vesile olmaya çalışırsınız. Öncelikle tabii ki canınızı kurtarmayı tercih edersiniz.
Polis teşkilatındaki dürüst, vatanperver memurları tenzih ederiz, ancak suçluluğu kanıtlanmış bazı polis memurlarının neden olduğu bu tehlikeli ortamda da, benzer biçimde, yapacak başka bir şey bulunmamaktadır. Üstelik söz konusu metinlerin imzalandığı ortamda Sayın Adnan Oktar sadece kendi hayatını ve sağlığını değil, orada kendisiyle birlikte gözaltına alınmış olan genç delikanlıların ve genç hanımların durumlarını dikkate almıştır. O an itibariyle bu kişilerin hepsinin sorumluluğu manevi olarak Sayın Adnan Oktar'ın üzerindedir. Böyle bir konumda son derece dikkatli davranmak gerektiği açıktır. Sayın Adnan Oktar hem kendi hayatını ve hem de gözaltındaki diğer kişilerin hayatını ve sağlığını düşünerek kendilerini suçlu çıkarmak için motive olmuş polis memurlarını yatıştırarak hem kendisinin hem de orada bulunan diğer kişilerin can güvenliğini korumak için önüne getirilen metinleri imzalamıştır. Ayrıca bunu yaparken daha sonra hem savcılıkta hem de mahkemede bu metinleri reddedeceğini, bunların kendisine zor ve baskıyla imzalatıldığını açıklayacağını ve böylece kabul etmediği bu ifadelere itibar edilmeyeceğini düşünmüştür.
Dolayısıyla Kadir Çelik ve onun gibi düşünecek kişiler "ben olsaydım imzalamazdım" demeden önce söz konusu ortamı, yaşanılanları ve insanların başına gelebilecek olayları bir kere daha düşünmelidir. O ortamda söz konusu metinlerin imzalanmasından başka bir yol yoktur. Sayın Adnan Oktar da BAV mensupları da içinde bulundukları şartlarda en akılcı olan şeyi yapmışlardır.
Burada dikkat çekici olan bir başka nokta da, ortada işkence uygulamaları dururken, bunları bir kenara bırakıp, ısrarla işkence mağduru olan kişileri suçlu gibi göstermek gayretidir. Oysa herkesin ve özellikle de kamuoyunu aydınlatmak konumunda olan bir medya mensubunun üzerine düşen, işkenceyi hiçbir şekilde mazur görmemektir. Bu konumdaki kişiler her şart altında işkence uygulamalarını eleştirmeli, bunları reddetmelidir. Bu hususta herkes, dünya görüşü ne olursa olsun hem fikir olmalı ve bu gibi kanunsuz / hukuksuz uygulamalara tolerans gösterdiği anlamına gelecek açıklamalardan kaçınmalıdır.
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
13:57
Kategoriler: Yeni Yayınlar
4 Haziran 2008 Çarşamba
MÜSLÜMANLARIN ZORLUK ANLARINDA GÜÇLENEN TESANÜDLERİ
Tarih boyunca peygamberlerin olmadığı dönemlerde, din ahlakını anlatma görevini samimi ve güçlü bir imana sahip olan müminler üstlenmişlerdir. Fakat bu değerli insanlar her dönemde, din ahlakını kendi kurdukları din aleyhtarı ve zalim sisteme bir tehdit olarak gören bazı çevrelerin çeşitli engellemelerine, iftiralarına, sözlü ve fiili saldırılarına maruz kalmışlardır.
Ancak geçmişte de günümüzde de; kötülüğü örgütleyen ve müminlerin tesanüdlerinin bozulması için çaba harcayan bu kişilerin gözardı ettikleri önemli bir gerçek vardır:
Allah'ın rızasını kazanmak için yaşayan Müslümanlar, zorluk anlarında iman etmeyenler gibi ittifaklarını bozup dağılmaz, aksine böyle zamanlarda Allah’ın izniyle daha güçlü kenetlenerek tesanüdlerini arttırırlar.
Müminler Allah'tan korkup sakınan, tüm insanlara daima dostane bir hoşgörüyle yaklaşan, çevrelerine hep huzur, neşe veren, güven hissettiren, daima adaleti gözeten, her türlü haram fiilden kaçınan güzel ahlaklı insanlardır. Dünyevi hırsları olmadığı için, kimseyle çıkar hesabı içinde olmazlar. Aksine fedakar, alçakgönüllü ve kanaatkardırlar. Ancak bu seçkin özelliklerine rağmen, din ahlakını yaymak için gerçekleştirdikleri ilmi mücadele boyunca, bazı kimselerin şiddetli düşmanlıkları ve saldırıları ile karşı karşıya kalırlar. Söz konusu bu kişilerin müminlere duydukları düşmanlığın altında yatan asıl neden ise, Allah'a ve din ahlakına olan düşmanlıklarıdır. (Allah’ı tenzih ederiz.) Bu düşmanlıklarının sonucu olarak, iman edenlerin tebliğ faaliyetlerini engellemeye çalışır, müminlere tuzaklar ve komplolar hazırlar, alaycı ve iftira dolu sözleri çeşitli yöntemlerle toplum içinde yaymaya çalışarak onlara zulmetmeye çalışırlar. Günümüzde de sürdürülen bu baskı yöntemleriyle iman edenleri sözde yıldırmaya, hak yoldan vazgeçirmeye ve tesanüdlerini bozup dağılmalarını sağlamaya çalışırlar. İman etmeyenlerin, tarih boyunca bir kez bile sonuç vermemiş olan bu düşmanlıklarını Allah bir ayetinde şöyle bildirir:
"Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir." (Mümtehine Suresi, 2)
Ancak din ahlakının yaşanmasını ve yayılmasını engellemek isteyen bu kişiler, önemli bir noktayı göz ardı etmektedirler. Müminlerin gerçek bir dostluk ve ittifaka vesile olan tesanüd bağının kaynağı, samimi imanlarıdır. İman sahipleri birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için birbirlerinin dostu olurlar. Bu dostluklarıyla, sağlam bir ittifakın temelini oluştururlar. İman etmeyen insanları imrendiren de zorluk anlarında daha da kuvvetlenen bu ittifaktır. Temeli Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağın bozulması, Allah’ın izniyle hiçbir şekilde mümkün değildir. Yüce Allah iman edenlerin, Kendi yolunda birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak hareket ettiklerini şöyle bildirmiştir:
"Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever." (Saff Suresi, 4)
Müminlerin Zorluk Anlarında Güçlenen Tesanüdlerinin Sırrı
1. Güçlü Bir Allah Sevgileri Vardır
İman edenlerin güçlü bir tesanüde, sadakat ve teslimiyete sahip olmalarını sağlayan birçok neden vardır. Bunun en önemlierinden biri, Allah’a olan derin sevgileridir.
Allah'ın, "Ve de ki: "Allah'a hamd olsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir." (Neml Suresi, 93) ayetiyle haber verdiği gibi, Allah müminlerin kalplerini güçlendirmek, onların Kendisi'ne olan sevgi ve bağlılıklarını artırmak için, nefislerinde ve de çevrelerinde meydana gelen herşeyin 'hak' olduğunu onlara göstereceğini vadetmiştir. Bu ayetin hükmü gereği müminler, hayatları boyunca başlarına gelen herşeyin Allah'ın kendilerine olan vaadinin bir gereği olarak gerçekleştiğini bilerek hareket ederler. Allah'a olan imanları, sevgileri ve buna bağlı olarak da teslimiyet ve sadakatleri sürekli olarak artar. Allah'ın her zaman müminlerin dostu ve yardımcısı olduğunu, tüm dualarına karşılık verdiğini bilir ve O’na karşı büyük bir sevgi duyarlar. Zorluklar karşısında Allah'ın rızasını kazanabilmek için teslimiyetle sabreder, Allah'ı vekil edinir ve O'na sığınırlar. Allah’ın bildirdiği din ahlakını tebliğ ederken karşılaştıkları zorlukların ilmi mücadelelerini engellemesine izin vermez, olumsuz gibi görünen durumlarda, din ahlakının yayılmasını önlemek için çaba harcayan kişilerin düşündüklerinin aksine tesanüdlerini daha da güçlendirirler. Bu da müminlerin gerçekten güçlü bir Allah sevgisine ve sadakat duygusuna sahip olduklarının en güzel delillerinden biridir. Allah Kuran'da müminlerin güçlü bir bağlılık ve teslimiyet duygusuna sahip olduklarını şöyle bildirmektedir:
"...Onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) arayıp, Allah'a ve O'nun Resulüne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından sürülüp çıkarılmışlardır. İşte bunlar, sadık olanlar bunlardır. (Haşr Suresi, 8)
2. Allah Korkularında Samimidirler
Allah sevgisi, tesanüdün yaşanması ve artması için çok önemli bir özelliktir ancak tek başına yeterli değildir. Beraberinde mutlaka Allah korkusu da gereklidir. Çünkü Allah korkusu, kişinin Allah'ın emir ve yasaklarına karşı son derece titiz olmasını, O'nun beğenmeyeceği tavırlardan şiddetle kaçınıp sakınmasını, şeytanın ve nefsinin telkinlerine karşı güçlü ve iradeli olabilmesini sağlar. Tesanüdün temeli de budur. Bu birliği oluşturan müminlerin her biri, Allah'a karşı içli bir korku duyup O'ndan sakınır, Kuran ayetlerine kayıtsız şartsız teslimiyet gösterirler. Allah'tan başka hiç kimsenin rızasını aramaz, Allah'tan başka hiç kimseden korkmazlar. İhlası daima ayakta tutmalarından dolayı Allah'ın desteğini kazanmış olurlar ki, Allah'ın Aziz (mağlup edilmesi mümkün olmayan, galip olan) sıfatı nedeniyle işlerinde her zaman üstün gelip, başarı kazanırlar. Allah'ın “… Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz.” (Bakara Suresi, 150) ayetinin sırrına vakıf oldukları için kimsenin nifak sokup dağıtamadığı, birbirine düşürmeyi başaramadığı, şüphe verip gücünü kıramadığı olağanüstü bir direnç ve kuvvet gösterirler.
3. Tesanüd İçinde Olmazlarsa Kötülüğün Yayılacağını Bilirler
Kuran’da “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) ayetiyle tesanüdün İslam ahlakındaki önemi haber verilmiştir. Rabbimiz, bu ayetle müminlerin bir araya gelmemeleri, birbirlerine dost ve veli olmamaları durumunda, yeryüzünde fitnenin artacağını bildirmiştir. Dolayısıyla müminler, kötülüğü örgütleyenlerin baskıları sonucu tesanüdlerini kaybeder ve fikri mücadelelerinin zarar görmesine izin verirlerse, yeryüzünde zulüm ortamının yayılacağının bilincindedirler. Bu nedenle tüm iyi özelliklerini kaybetmiş, acıma duygusunu yitirmiş, manevi değerleri tamamen göz ardı eden insanların ortaya koydukları zulüm ve kötülüklere engel olmak için kararlılıkla ittifak eder, yeryüzünde kötülüğün yerine iyiliğin ve güzelliğin hakim olması için yoğun bir çaba içine girerler.
Allah rızası için birlik içinde hareket etmek, müminlerin zorluklar karşısında başarı elde etmesinde önemli bir imani sırdır. Müslümanların tarih boyunca yaşadıkları olaylara baktığımızda da zorluk ve sıkıntıların hep bu şekilde aşılabildiğini görürüz. Başta, Allah'ın tüm insanlara örnek kıldığı Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ve sahabeler olmak üzere, Müslümanlar bu ahlakı en güzel şekilde yaşamış, gösterdikleri üstün tesanüd ve fedakarlık örnekleriyle İslamiyet'in ve Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılmasına vesile olmuşlardır.
4. Kader Gerçeğine Gönülden İman Ederler
Müminler, hayattaki her şeyin Allah’ın emri, kontrolü ve belirlediği kader dahilinde meydana geldiğini çok iyi bilirler. Kuran-ı Kerim’in “… “Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.”” (Tevbe Suresi, 51) ayetinde vurgulandığı üzere, her ne olursa olsun her şeyi Allah’ın yarattığının bilincindedirler. Dolayısıyla bu değerli insanlar, karşı karşıya kaldıkları hiçbir olayı "kötü" olarak değerlendirmez, başlarına gelenler veya gelebilecekler nedeniyle asla telaşa ve üzüntüye kapılmazlar. Bazı olaylar kötü gibi gözükse de, gerçekte bunların kendileri için hayırlı sonuçlara vesile olacağını bilirler. Çünkü Allah müminin karşısına bir olay çıkarmışsa, mutlaka onda bir hayır vardır. İslam tarihi bunun somut örnekleriyle doludur. Gerek Sahabe-i Kiram’ın yaşamları, gerekse Kuran’da haklarında bilgi verilen peygamberler ve beraberlerindeki iman edenlerin yaşadıkları olaylar, bu durumun en güzel örneklerindendir. Sonsuz rahmet sahibi olan Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
“...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)
5. Allah Yolunda Çaba Harcamak Konusunda Kararlıdırlar
Allah’ın rızasını aramaktaki kararlılıkları, müminlerin güçlü tesanüdlerinin en önemli kaynaklarından biridir. Allah’ın izniyle hiçbir zorluk, tek amaçları Allah’ın rızasını kazanmak olan müminleri, O’nun emirlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Bu nedenle de dinsizliği yayan sistemlere karşı sürdürdükleri fikri mücadele boyunca yakın çevrelerinden ya da din ahlakının yayılmasını istemeyen diğer kişilerden ne tür bir baskı görürlerse görsünler bu kararlı tutumlarını sürdürürler. Allah’ın izniyle hayatları boyunca gittikçe artan bir şevk ve azim içinde kulluk görevlerini yerine getirir ve Allah’ın yoluna ve diğer mümin kardeşlerine daha güçlü bir şekilde sarılırlar. Herşeyi yapanın Allah olduğunu bildikleri için şevk ve heyecan içinde karşılarına çıkan her fırsatı değerlendirir ve hayırlarda yarışırlar. Çünkü müminler, Kuran’da "Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler." (Ahzab Suresi, 23) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah’ın rızasını kazanmak için ölünceye dek aynı kararlılığı gösteren kişilerdir.
Bir arada olmaktan büyük zevk alan, birbirlerini onore etmeyi, şevklendirmeyi seven, fedakarlık yapmaktan mutluluk duyan, kendisi için istediğinin aynısını hatta daha fazlasını kardeşleri için isteyen bir anlayış muhakkak ki, dünyevi beklentilere dayalı bir birliktelikten çok farklı olacaktır.
Müslümanların bu tesanüdünü diğer tüm dayanışmalardan farklı kılan en önemli unsur ise, iman edenlerin, Allah rızası için birbirlerini sevmelerinin verdiği güç vesilesiyle büyük bir manevi kuvvete sahip olmalarıdır. “… (O zaman) Muhakkak Allah’a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: “Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 249) ayetiyle bildirildiği gibi müminler, kalplerindeki iman vesilesiyle, az sayıda bile olsalar, büyük zorluklara ve güçlüklere karşı galip gelecek bir şevk ve irade kazanmış olurlar. Gösterdikleri güzel ahlaktan dolayı Allah’ın yardımını ve desteğini kazanırlar. Allah’ın “… eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle bildirdiği gibi, kimsenin birbirine düşüremediği, gücünü kıramadığı üstün bir manevi kuvvet oluştururlar.
İman etmeyenler, geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte de iman edenlere iftira atmaya, onlara karşı baskı ve hatta zulüm uygulamaya devam edeceklerdir. Ancak onların iftira ve eziyet verici sözleri, baskı ve zulümleri geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de iman edenleri üzmeyecek ve onlara bir zarar veremeyecektir.
Dünyanın barışa, dostluğa ve kardeşliğe belki de en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerden birini yaşamaktayız. 20. yüzyıla damgasını vuran çatışmalar, yeni yüzyılda da tüm hızıyla devam ediyor, dünyanın dört bir yanında masum insanlar bu kargaşa ve çatışma ortamından dolayı maddi ve manevi kayba uğruyorlar. Bu nedenle bugün müminlerin birlik içinde hareket etmeleri, Allah yolunda yürüttükleri fikri mücadelenin tüm engellemelere rağmen devam etmesi, karşılaştıkları her zorlukta Allah’a sığınarak dayanışmalarını arttırmaları büyük önem taşımaktadır. Kuran ahlakının gereği ve Peygamberimiz (sav)'in emri budur. Bu büyük fikri mücadele sonucunda yalnız Müslümanların değil, tüm insanlığın çektiği sıkıntılar -Allah'ın izniyle- sona erecek, insanlık barış, huzur ve mutluluğa kavuşmuş olacaktır. Ahir zamanın kutlu şahısları Hz. İsa ve Hz. Mehdi önderliğinde tüm Müslümanlar kenetlenmiş bir bina gibi bir araya gelecek, kardeşlik ve tesanüdleriyle tüm dünyaya örnek olacaklar ve bu vesileyle dünyada Kuran ahlakının güzelliklerinin yaşanmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. Bu Allah'ın vaadidir ve gerçekleşmesi Allah’ın izniyle çok yakındır:
"Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile." (Saff Suresi, 9)
Sayın Adnan Oktar’ın Mayıs Ayında Haber5.com ile Yaptığı Röportajdan…
“ Komplolar üreterek, iftira atarak, oyun oynayarak netice elde etmeye çalışıyorlar. Ama bu tip şeyler olduğunda daha olumlu etkileniyor Müslümanlar, yani saldırıldıkça, baskı gördükçe, Müslümanlar daha şevklenip, daha güçleniyorlar. Çünkü baskı olmadığında bir meskenet (uyuşukluk) meydana gelir. Mesela sıcak bir ortamda insanı uyku basar. Özellikle adamın bir amacı gayesi de yoksa. Ama ani bir hareketlenmede, orada bir yağmurun yağması, pencerelerin açılması, önemli bir haberin gelmesi, orada ani bir canlanmaya sebep olur. Müslümanların da bu tip canlanmaya ihtiyaçları vardır. Adeta adrenalin etkisi yapar. Onlara yapılan her türlü baskı, zulüm, cebir onların güç kazanmasına sebep olur. Diğer türlü bir sakinlik ve meskenet olur.”
İman Etmeyenlerin İttifakı Bozulmaya Mahkumdur Allah'a ve ahirete inanmayan ve özellikle müminlere ve fikri mücadelelerine zarar vermek isteyen insanların birlikteliklerinin temelinde dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere yönelik beklentiler vardır. Bu kimseler, bir araya gelerek bir anlamda karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmışlardır. Ancak Allah'ın "… Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir." (Haşr Suresi, 14) ayetiyle haber verdiği gibi, iman etmeyenler her ne kadar birlik ya da dayanışma içerisinde gibi görünseler de temelde birlik olamazlar. Dolayısıyla da ilk zorluk anında bozulan dayanışmaları gibi, din ahlakının tebliğini önlemek için iman sahiplerine kurdukları tuzaklar da Allah’ın izniyle en başından bozulmaya mahkumdur.
Bediüzzaman Said Nursi’nin İman Edenlere Öğüdü"...yüzer ayet ve ehadis-i nebeviyyenin (Peygamberimiz (sav)'in hadislerinin) şiddetle emrettikleri uhuvvet (kardeşlik), muhabbet ve teavünü (yardımlaşmayı) yapıp bütün hissiyatınızla ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslekdaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz... yani ihtilafa düşmeyiniz. "Böyle küçük meseleler için kıymetdar vaktimi sarfetmekten ise, o kıymetli vaktimi zikir ve fikir gibi kıymetdar şeylere sarfedeceğim " deyip çekilerek, ittifakı zaifleştirmeyiniz (birliği zayıflatmayınız). Çünkü bu manevi mücadelede küçük mesele zannettiğinizden çok büyük olabilir. "
“Artık 'kötülüğü örgütleyip düzenleyenler', Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler? Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler.” (Nahl Suresi, 45-46)
Ancak geçmişte de günümüzde de; kötülüğü örgütleyen ve müminlerin tesanüdlerinin bozulması için çaba harcayan bu kişilerin gözardı ettikleri önemli bir gerçek vardır:
Allah'ın rızasını kazanmak için yaşayan Müslümanlar, zorluk anlarında iman etmeyenler gibi ittifaklarını bozup dağılmaz, aksine böyle zamanlarda Allah’ın izniyle daha güçlü kenetlenerek tesanüdlerini arttırırlar.
Müminler Allah'tan korkup sakınan, tüm insanlara daima dostane bir hoşgörüyle yaklaşan, çevrelerine hep huzur, neşe veren, güven hissettiren, daima adaleti gözeten, her türlü haram fiilden kaçınan güzel ahlaklı insanlardır. Dünyevi hırsları olmadığı için, kimseyle çıkar hesabı içinde olmazlar. Aksine fedakar, alçakgönüllü ve kanaatkardırlar. Ancak bu seçkin özelliklerine rağmen, din ahlakını yaymak için gerçekleştirdikleri ilmi mücadele boyunca, bazı kimselerin şiddetli düşmanlıkları ve saldırıları ile karşı karşıya kalırlar. Söz konusu bu kişilerin müminlere duydukları düşmanlığın altında yatan asıl neden ise, Allah'a ve din ahlakına olan düşmanlıklarıdır. (Allah’ı tenzih ederiz.) Bu düşmanlıklarının sonucu olarak, iman edenlerin tebliğ faaliyetlerini engellemeye çalışır, müminlere tuzaklar ve komplolar hazırlar, alaycı ve iftira dolu sözleri çeşitli yöntemlerle toplum içinde yaymaya çalışarak onlara zulmetmeye çalışırlar. Günümüzde de sürdürülen bu baskı yöntemleriyle iman edenleri sözde yıldırmaya, hak yoldan vazgeçirmeye ve tesanüdlerini bozup dağılmalarını sağlamaya çalışırlar. İman etmeyenlerin, tarih boyunca bir kez bile sonuç vermemiş olan bu düşmanlıklarını Allah bir ayetinde şöyle bildirir:
"Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir." (Mümtehine Suresi, 2)
Ancak din ahlakının yaşanmasını ve yayılmasını engellemek isteyen bu kişiler, önemli bir noktayı göz ardı etmektedirler. Müminlerin gerçek bir dostluk ve ittifaka vesile olan tesanüd bağının kaynağı, samimi imanlarıdır. İman sahipleri birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için birbirlerinin dostu olurlar. Bu dostluklarıyla, sağlam bir ittifakın temelini oluştururlar. İman etmeyen insanları imrendiren de zorluk anlarında daha da kuvvetlenen bu ittifaktır. Temeli Allah sevgisine ve Allah korkusuna dayalı olan bu bağın bozulması, Allah’ın izniyle hiçbir şekilde mümkün değildir. Yüce Allah iman edenlerin, Kendi yolunda birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak hareket ettiklerini şöyle bildirmiştir:
"Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever." (Saff Suresi, 4)
Müminlerin Zorluk Anlarında Güçlenen Tesanüdlerinin Sırrı
1. Güçlü Bir Allah Sevgileri Vardır
İman edenlerin güçlü bir tesanüde, sadakat ve teslimiyete sahip olmalarını sağlayan birçok neden vardır. Bunun en önemlierinden biri, Allah’a olan derin sevgileridir.
Allah'ın, "Ve de ki: "Allah'a hamd olsun, O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları bilip tanıyacaksınız." Senin Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir." (Neml Suresi, 93) ayetiyle haber verdiği gibi, Allah müminlerin kalplerini güçlendirmek, onların Kendisi'ne olan sevgi ve bağlılıklarını artırmak için, nefislerinde ve de çevrelerinde meydana gelen herşeyin 'hak' olduğunu onlara göstereceğini vadetmiştir. Bu ayetin hükmü gereği müminler, hayatları boyunca başlarına gelen herşeyin Allah'ın kendilerine olan vaadinin bir gereği olarak gerçekleştiğini bilerek hareket ederler. Allah'a olan imanları, sevgileri ve buna bağlı olarak da teslimiyet ve sadakatleri sürekli olarak artar. Allah'ın her zaman müminlerin dostu ve yardımcısı olduğunu, tüm dualarına karşılık verdiğini bilir ve O’na karşı büyük bir sevgi duyarlar. Zorluklar karşısında Allah'ın rızasını kazanabilmek için teslimiyetle sabreder, Allah'ı vekil edinir ve O'na sığınırlar. Allah’ın bildirdiği din ahlakını tebliğ ederken karşılaştıkları zorlukların ilmi mücadelelerini engellemesine izin vermez, olumsuz gibi görünen durumlarda, din ahlakının yayılmasını önlemek için çaba harcayan kişilerin düşündüklerinin aksine tesanüdlerini daha da güçlendirirler. Bu da müminlerin gerçekten güçlü bir Allah sevgisine ve sadakat duygusuna sahip olduklarının en güzel delillerinden biridir. Allah Kuran'da müminlerin güçlü bir bağlılık ve teslimiyet duygusuna sahip olduklarını şöyle bildirmektedir:
"...Onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) arayıp, Allah'a ve O'nun Resulüne yardım ederlerken yurtlarından ve mallarından sürülüp çıkarılmışlardır. İşte bunlar, sadık olanlar bunlardır. (Haşr Suresi, 8)
2. Allah Korkularında Samimidirler
Allah sevgisi, tesanüdün yaşanması ve artması için çok önemli bir özelliktir ancak tek başına yeterli değildir. Beraberinde mutlaka Allah korkusu da gereklidir. Çünkü Allah korkusu, kişinin Allah'ın emir ve yasaklarına karşı son derece titiz olmasını, O'nun beğenmeyeceği tavırlardan şiddetle kaçınıp sakınmasını, şeytanın ve nefsinin telkinlerine karşı güçlü ve iradeli olabilmesini sağlar. Tesanüdün temeli de budur. Bu birliği oluşturan müminlerin her biri, Allah'a karşı içli bir korku duyup O'ndan sakınır, Kuran ayetlerine kayıtsız şartsız teslimiyet gösterirler. Allah'tan başka hiç kimsenin rızasını aramaz, Allah'tan başka hiç kimseden korkmazlar. İhlası daima ayakta tutmalarından dolayı Allah'ın desteğini kazanmış olurlar ki, Allah'ın Aziz (mağlup edilmesi mümkün olmayan, galip olan) sıfatı nedeniyle işlerinde her zaman üstün gelip, başarı kazanırlar. Allah'ın “… Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz.” (Bakara Suresi, 150) ayetinin sırrına vakıf oldukları için kimsenin nifak sokup dağıtamadığı, birbirine düşürmeyi başaramadığı, şüphe verip gücünü kıramadığı olağanüstü bir direnç ve kuvvet gösterirler.
3. Tesanüd İçinde Olmazlarsa Kötülüğün Yayılacağını Bilirler
Kuran’da “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) ayetiyle tesanüdün İslam ahlakındaki önemi haber verilmiştir. Rabbimiz, bu ayetle müminlerin bir araya gelmemeleri, birbirlerine dost ve veli olmamaları durumunda, yeryüzünde fitnenin artacağını bildirmiştir. Dolayısıyla müminler, kötülüğü örgütleyenlerin baskıları sonucu tesanüdlerini kaybeder ve fikri mücadelelerinin zarar görmesine izin verirlerse, yeryüzünde zulüm ortamının yayılacağının bilincindedirler. Bu nedenle tüm iyi özelliklerini kaybetmiş, acıma duygusunu yitirmiş, manevi değerleri tamamen göz ardı eden insanların ortaya koydukları zulüm ve kötülüklere engel olmak için kararlılıkla ittifak eder, yeryüzünde kötülüğün yerine iyiliğin ve güzelliğin hakim olması için yoğun bir çaba içine girerler.
Allah rızası için birlik içinde hareket etmek, müminlerin zorluklar karşısında başarı elde etmesinde önemli bir imani sırdır. Müslümanların tarih boyunca yaşadıkları olaylara baktığımızda da zorluk ve sıkıntıların hep bu şekilde aşılabildiğini görürüz. Başta, Allah'ın tüm insanlara örnek kıldığı Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ve sahabeler olmak üzere, Müslümanlar bu ahlakı en güzel şekilde yaşamış, gösterdikleri üstün tesanüd ve fedakarlık örnekleriyle İslamiyet'in ve Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılmasına vesile olmuşlardır.
4. Kader Gerçeğine Gönülden İman Ederler
Müminler, hayattaki her şeyin Allah’ın emri, kontrolü ve belirlediği kader dahilinde meydana geldiğini çok iyi bilirler. Kuran-ı Kerim’in “… “Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.”” (Tevbe Suresi, 51) ayetinde vurgulandığı üzere, her ne olursa olsun her şeyi Allah’ın yarattığının bilincindedirler. Dolayısıyla bu değerli insanlar, karşı karşıya kaldıkları hiçbir olayı "kötü" olarak değerlendirmez, başlarına gelenler veya gelebilecekler nedeniyle asla telaşa ve üzüntüye kapılmazlar. Bazı olaylar kötü gibi gözükse de, gerçekte bunların kendileri için hayırlı sonuçlara vesile olacağını bilirler. Çünkü Allah müminin karşısına bir olay çıkarmışsa, mutlaka onda bir hayır vardır. İslam tarihi bunun somut örnekleriyle doludur. Gerek Sahabe-i Kiram’ın yaşamları, gerekse Kuran’da haklarında bilgi verilen peygamberler ve beraberlerindeki iman edenlerin yaşadıkları olaylar, bu durumun en güzel örneklerindendir. Sonsuz rahmet sahibi olan Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
“...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)
5. Allah Yolunda Çaba Harcamak Konusunda Kararlıdırlar
Allah’ın rızasını aramaktaki kararlılıkları, müminlerin güçlü tesanüdlerinin en önemli kaynaklarından biridir. Allah’ın izniyle hiçbir zorluk, tek amaçları Allah’ın rızasını kazanmak olan müminleri, O’nun emirlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Bu nedenle de dinsizliği yayan sistemlere karşı sürdürdükleri fikri mücadele boyunca yakın çevrelerinden ya da din ahlakının yayılmasını istemeyen diğer kişilerden ne tür bir baskı görürlerse görsünler bu kararlı tutumlarını sürdürürler. Allah’ın izniyle hayatları boyunca gittikçe artan bir şevk ve azim içinde kulluk görevlerini yerine getirir ve Allah’ın yoluna ve diğer mümin kardeşlerine daha güçlü bir şekilde sarılırlar. Herşeyi yapanın Allah olduğunu bildikleri için şevk ve heyecan içinde karşılarına çıkan her fırsatı değerlendirir ve hayırlarda yarışırlar. Çünkü müminler, Kuran’da "Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler." (Ahzab Suresi, 23) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah’ın rızasını kazanmak için ölünceye dek aynı kararlılığı gösteren kişilerdir.
Müminlerin Dayanışmasının Neden Yeryüzünde Başka Bir Örneği Yoktur?
Bir arada olmaktan büyük zevk alan, birbirlerini onore etmeyi, şevklendirmeyi seven, fedakarlık yapmaktan mutluluk duyan, kendisi için istediğinin aynısını hatta daha fazlasını kardeşleri için isteyen bir anlayış muhakkak ki, dünyevi beklentilere dayalı bir birliktelikten çok farklı olacaktır.
Müslümanların bu tesanüdünü diğer tüm dayanışmalardan farklı kılan en önemli unsur ise, iman edenlerin, Allah rızası için birbirlerini sevmelerinin verdiği güç vesilesiyle büyük bir manevi kuvvete sahip olmalarıdır. “… (O zaman) Muhakkak Allah’a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: “Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 249) ayetiyle bildirildiği gibi müminler, kalplerindeki iman vesilesiyle, az sayıda bile olsalar, büyük zorluklara ve güçlüklere karşı galip gelecek bir şevk ve irade kazanmış olurlar. Gösterdikleri güzel ahlaktan dolayı Allah’ın yardımını ve desteğini kazanırlar. Allah’ın “… eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle bildirdiği gibi, kimsenin birbirine düşüremediği, gücünü kıramadığı üstün bir manevi kuvvet oluştururlar.
İman etmeyenler, geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte de iman edenlere iftira atmaya, onlara karşı baskı ve hatta zulüm uygulamaya devam edeceklerdir. Ancak onların iftira ve eziyet verici sözleri, baskı ve zulümleri geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de iman edenleri üzmeyecek ve onlara bir zarar veremeyecektir.
SONUÇ:
Müslümanların Tesanüdü Allah'ın İzniyle Kuran Ahlakının Hakimiyetine Vesile Olacaktır
Müslümanların Tesanüdü Allah'ın İzniyle Kuran Ahlakının Hakimiyetine Vesile Olacaktır
Dünyanın barışa, dostluğa ve kardeşliğe belki de en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerden birini yaşamaktayız. 20. yüzyıla damgasını vuran çatışmalar, yeni yüzyılda da tüm hızıyla devam ediyor, dünyanın dört bir yanında masum insanlar bu kargaşa ve çatışma ortamından dolayı maddi ve manevi kayba uğruyorlar. Bu nedenle bugün müminlerin birlik içinde hareket etmeleri, Allah yolunda yürüttükleri fikri mücadelenin tüm engellemelere rağmen devam etmesi, karşılaştıkları her zorlukta Allah’a sığınarak dayanışmalarını arttırmaları büyük önem taşımaktadır. Kuran ahlakının gereği ve Peygamberimiz (sav)'in emri budur. Bu büyük fikri mücadele sonucunda yalnız Müslümanların değil, tüm insanlığın çektiği sıkıntılar -Allah'ın izniyle- sona erecek, insanlık barış, huzur ve mutluluğa kavuşmuş olacaktır. Ahir zamanın kutlu şahısları Hz. İsa ve Hz. Mehdi önderliğinde tüm Müslümanlar kenetlenmiş bir bina gibi bir araya gelecek, kardeşlik ve tesanüdleriyle tüm dünyaya örnek olacaklar ve bu vesileyle dünyada Kuran ahlakının güzelliklerinin yaşanmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. Bu Allah'ın vaadidir ve gerçekleşmesi Allah’ın izniyle çok yakındır:
"Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile." (Saff Suresi, 9)
Sayın Adnan Oktar’ın Mayıs Ayında Haber5.com ile Yaptığı Röportajdan…
“ Komplolar üreterek, iftira atarak, oyun oynayarak netice elde etmeye çalışıyorlar. Ama bu tip şeyler olduğunda daha olumlu etkileniyor Müslümanlar, yani saldırıldıkça, baskı gördükçe, Müslümanlar daha şevklenip, daha güçleniyorlar. Çünkü baskı olmadığında bir meskenet (uyuşukluk) meydana gelir. Mesela sıcak bir ortamda insanı uyku basar. Özellikle adamın bir amacı gayesi de yoksa. Ama ani bir hareketlenmede, orada bir yağmurun yağması, pencerelerin açılması, önemli bir haberin gelmesi, orada ani bir canlanmaya sebep olur. Müslümanların da bu tip canlanmaya ihtiyaçları vardır. Adeta adrenalin etkisi yapar. Onlara yapılan her türlü baskı, zulüm, cebir onların güç kazanmasına sebep olur. Diğer türlü bir sakinlik ve meskenet olur.”
İman Etmeyenlerin İttifakı Bozulmaya Mahkumdur Allah'a ve ahirete inanmayan ve özellikle müminlere ve fikri mücadelelerine zarar vermek isteyen insanların birlikteliklerinin temelinde dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere yönelik beklentiler vardır. Bu kimseler, bir araya gelerek bir anlamda karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmışlardır. Ancak Allah'ın "… Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir." (Haşr Suresi, 14) ayetiyle haber verdiği gibi, iman etmeyenler her ne kadar birlik ya da dayanışma içerisinde gibi görünseler de temelde birlik olamazlar. Dolayısıyla da ilk zorluk anında bozulan dayanışmaları gibi, din ahlakının tebliğini önlemek için iman sahiplerine kurdukları tuzaklar da Allah’ın izniyle en başından bozulmaya mahkumdur.
Bediüzzaman Said Nursi’nin İman Edenlere Öğüdü"...yüzer ayet ve ehadis-i nebeviyyenin (Peygamberimiz (sav)'in hadislerinin) şiddetle emrettikleri uhuvvet (kardeşlik), muhabbet ve teavünü (yardımlaşmayı) yapıp bütün hissiyatınızla ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslekdaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz... yani ihtilafa düşmeyiniz. "Böyle küçük meseleler için kıymetdar vaktimi sarfetmekten ise, o kıymetli vaktimi zikir ve fikir gibi kıymetdar şeylere sarfedeceğim " deyip çekilerek, ittifakı zaifleştirmeyiniz (birliği zayıflatmayınız). Çünkü bu manevi mücadelede küçük mesele zannettiğinizden çok büyük olabilir. "
“Artık 'kötülüğü örgütleyip düzenleyenler', Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler? Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler.” (Nahl Suresi, 45-46)
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
20:20
Kategoriler: Kuran Ahlakı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

