18 Ocak 2008 Cuma

Fransız Öğrenciler Evrim Teorisine Karşı Direniyor - 18.10.2007 Fransa/Le Figaro



Fransa'nın lider günlük gazetelerinden Le Figaro gazetesi, 18 Ekim 2007 tarihinde Yaratılış Atlası'nın Fransa'daki etkilerini yeniden değerlendirdi. 400.000 tirajlı gazetedeki söz konusu haber, "Darwinizm Tartışması Fransa'da Gittikçe Yaygınlaşıyor" başlığı ile yer aldı. Fransa'da "derslerin içeriğini protesto eden öğrenci sayısının gittikçe artmasından" ve "bazı öğrencilerin ısrarlı sorularına karşı nasıl cevap vereceklerini bilemeyen öğretmenler"den bahsedilen haberde, "Yıllardır ABD’yi kasıp kavuran insanın yaratılışı tartışması, Fransız okullarını da sallamaya başladı." denilmekte.

Ayrıca Yaratılış Atlası'nın Paristeki kitapçılarda satıldığı bildirilen haberde, "İnternet Sitelerinin Etkisi" alt başlığı ile şöyle aktarıldı:

Yaratılışçı sitelerin etkisi ve bu teorilerin gittikçe yayılıyor olması, önemli bir gerçek. Geçen Şubat ayında okullar, 770 sayfa boyunca Darwinizm'i inkar eden Yaratılış Atlası isimli lüks bir kitabı postadan teslim aldılar. Harun Yahya isimli bir Türk tarafından yazılan eser, Türkiye ve Almanya’dan gönderilmişti ve "evrimcilerin aldatmacalarını, yanıltıcı iddialarını" herkese duyurmayı amaçlıyordu..."

Le Figaro gazetesi, Fransa'daki öğrencilerin evrim teorisine karşı tepkisini ise şöyle anlattı:

Başka bir eğitmen, bir tarih öğretmeni, kontrol ettiği ödevler arasında, internetten araştırılarak yapılmış ve neredeyse yarısını, öğrencilerinin inatla desteklediği yaratılış teorisinin oluşturduğu, bir ödeve rastladı. Bu tür konular genç Müslümanları, bazı Adventist Protestan kiliselerine bağlı öğrencileri, özellikle genç Yahova şahitlerini, aynı zamanda Katolikleri ve genç Yahudileri etkiliyor. Paris’in geleneksel Yahudi mahallelerindeki okullarda eğitim veren bazı öğretmenler, artık "evrim teorisine karşı gittikçe daha belirginleşen bir direnme" hissettiklerini bildiriyorlar... [Evrim teorisine şüphe ile yaklaşan] bu öğrencilerin içinde en sert olanları, derste susma ve kınayıcı bir hava içinde izleme eğiliminde oluyorlar...

16 Ocak 2008 Çarşamba

BİRKAÇ SANİYE Mİ, BİRKAÇ SAAT Mİ?

Bir tatil anı düşünün: Sonunda, iki saat süren yolculuğun ardından uzun süredir planladığınız tatile çıkmayı başardınız ve seçtiğiniz tatil köyüne vardınız. Tatil köyü çok kalabalıktı, sizin gibi tatile çıkan yüzlerce kişi vardı etrafta. Resepsiyonda tanıdık yüzlerle karşılaştınız ve hepsiyle selamlaştınız. Daha fazla vakit kaybetmeden deniz kıyısına inmek için acele etmeye başladınız. Hemen üstünüzü değiştirerek kumsala indiniz. Karşınızda harika bir deniz ve kumsal duruyordu. Hava ise gerçekten insanı bunaltacak kadar sıcaktı. Ve sonunda denize girip yüzmeye başladınız. Fakat yüzerken bir ses duydunuz: "Uyan! Saat 8 oldu!"

Bir anda duyduğunuz bu sese hiçbir anlam veremezsiniz. Duyduğunuz sesle bulunduğunuz ortam arasında bağlantı kurmaya çalışırsınız, fakat ilk anda başaramazsınız. Sonunda yavaş yavaş gözlerinizi açıp uyanırsınız. Gözleriniz bulunduğunuz odaya alışıp da şuurunuz yerine geldiğinde rüya gördüğünüzü fark edersiniz. Gerçekten de çok şaşırırsınız. "Herşey o kadar gerçekti ki, saatlerce yolculuk yaptım, masmavi denizi gördüm, çevremde bir sürü tanıdık insanla karşılaştım, hatta şu an kış olmasına rağmen o müthiş sıcağı bile hissettim" diye tüm samimiyetinizle şaşkınlığınızı ifade edersiniz.

Rüyanızda çok uzun bir vaktin geçmiş olduğunu sanmanıza rağmen tüm rüya yalnızca birkaç saniye sürmüştür. Ne kadar aksini ispat etmek isteseniz de bunun yalnızca birkaç saniyelik bir rüya olduğunu kabul etmek durumunda kalırsınız.

İşte çok kısa süren dünya hayatını tüketip de ahirete giden inkarcıların şaşkınlığı da aynı bu şekilde olacaktır. Çok uzun süreceğini zannettikleri dünya hayatı onları aldatmıştır. Öyle ki kimi bin yıl, kimi bin yıldan da fazla hayatlarını sürdürebilecekleri gibi bir hisse kapılmışlardır. Oysa ölümlerinin ardından diriltildiklerinde, dünyada aslında çok az bir süre kaldıklarını anlayacaklardır. Bu durum Kuran'da şöyle anlatılır:

Dedi ki: " Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız? "
Dedi ki: " Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor."
Dedi ki: " Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz" (Müminun Suresi, 112-114)


10 yıl yaşamış bir insan da 100 yıl yaşamış bir insan da yukarıdaki ayetlerde ifade edildiği gibi dünyada en fazla bir gün kadar ömür sürdüğünü eninde sonunda fark edecektir. Tıpkı rüyadan uyanan ve çok uzun bir tatil geçirdiğini zannederken yalnızca birkaç saniyenin geçtiğini farkeden insan gibi... Hatta yaşadığı ömür ona öyle kısa gelecektir ki, aşağıdaki ayette bildirildiği gibi büyük hırslarla geçirdiği ve yıllarca süren hayatının yalnızca bir saat içine sığdığına yemin dahi edecektir:

Kıyamet saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı. (Rum Suresi, 55)
Herkesin kesin olarak bildiği gibi dünyadaki yaşam süresi sınırlıdır. Bir kaç saat, bir gün, bir yıl, 30 yıl ya da 70 yıl... Ve herkes şunu da kesin olarak bilir ki sınırlı olan herşey eninde sonunda bitecektir. Bir insan 80 yıl da yaşasa, 100 yıl da yaşasa her geçen gün kaçınılmaz olan sona doğru ilerler. Bunun örneklerini istisnasız herkes kendi hayatında görmüştür. Düşünün ki, uzun vadeli olarak yaptığınız her planla eninde sonunda karşılaşmışsınızdır. Şu anda geriye dönüp baktığınızda söyleyeceğiniz ilk söz "ne kadar çabuk geçti!" olacaktır.

Örneğin liseye başlayan bir genci düşünün. Birinci sınıftayken liseyi bitirmesinin çok uzun süreceğini, bu sürenin bir türlü sona ermeyeceğini düşünür. Ancak bir gün kendini liseyi ve hatta üniversiteyi bitirmiş bulur ve birinci sınıftayken neler düşündüğünü dahi hatırlamaz. Aklında başka planlar vardır. Belki de birkaç ay sonra yapacağı evliliği planlıyordur ve o günün bir türlü gelmeyeceği kanaatindedir. Ama o gün de gelir ve ondan sonra planını yaptığı başka günler de. Hatta zaman o kadar hızlı geçer ki kişi bir anda kendini evlenmiş, çocukları ve torunları olmuş yaşlı bir insan olarak bulur. Artık dünya hayatı için belirlenen süre dolmak üzeredir. O büyük güne belki birkaç yıl, belki bir kaç hafta, hatta belki de birkaç dakika kalmıştır...

Oysa dünyanın geçici bir yurt olduğu ve asıl yurdun ahiret olacağı Allah tarafından tarihin başından bu yana insanlara açıklanmıştır. Ahirette sonsuza kadar devam edecek olan cennet ve cehennem hayatının tüm detayları Allah'ın vahyiyle tarif edilmiştir. Buna rağmen insan çok kısa süren bu hayata yönelir ve nefsine fayda sağlamaya çalışır. Halbuki olayları biraz akılcı değerlendirebilen ve gerçekleri düşünen bir insan, dünya hayatının sonsuz hayat yanında ne kadar değersiz olduğunu görüp anlar. Ve ahirette sonsuza kadar sürecek olan hayatını eşşiz nimetlerle dolu cennette geçirmek için çalışır. Bunun tek yolu da ihlasla Allah'a yönelmektir. Kesinlikle gerçekleşecek olan bitişi hiç düşünmeyip, dünya hayatının sonunu görmek istemeyenler ise sonsuz azabı hak etmişlerdir kuşkusuz...

Kuran'da Allah'a kulluktan kaçınan insanların karşılaşacağı bu son şöyle bildirilmiştir:

Gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları bir arada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar. Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar hidayete ermiş (kimseler) değildi. (Yunus Suresi, 45)

Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi. Onlar için de acele etme. Onlar, tehdit edildikleri şeyi (azabı) gördükleri gün, sanki gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamışlardır. (Bu,) Bir tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır mı? (Ahkaf Suresi, 35)

KÖPEK BALIĞI


İri köpekbalıkları da denizlerdeki pekçok canlı gibi planktonlarla beslenirler. Köpek balıkları, yüzgeçlerini bir filtre gibi kullanırlar ve deniz suyunu buradan geçirerek planktonları toplarlar. Kuzey Denizi'nde her Kasım ayında plankton yoğunluğu azaldığı için köpekbalıkları besin ararken her zaman harcadıklarından çok daha fazla enerji harcamak zorunda kalırlar. Bu nedenle bir süre sonra güçsüz kaldıkları için yemek aramayı bırakıp, dibe çökerler ve kış uykusuna yatarlar. Okyanusun derinliklerinde aylarca hareket etmeden ve hiç beslenmeden yaşayabilirler. Bu sırada kalpleri sanki çalışmıyormuş gibi çok yavaş atar.

The Ocean World of J. Cousteau, Quest for Food, s.16

500 Elektrik Alıcısıyla Karanlıkta Cisimleri Ayırt Eden Canlı: Fil Balığı



Orta Afrika sularında yaşayan ve yaklaşık 10 cm. büyüklüğünde olan fil balığı (Gnathonemus petersii) yolunu elektrik sinyallerine göre bulur. Bu özelliği sayesinde tamamen karanlık bir ortamda bir cismi uzaktan tanıyabilir ya da ölü bir organizma ile yaşayan bir organizmayı birbirinden ayırt edebilir. Bonn Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı balığın sahip olduğu bu mükemmel sistemi inceleyerek Yüce Allah’ın yaratış sanatına delil oluşturan çarpıcı sonuçlar elde etmişlerdir.

Dedektör Görevi Gören Çene

Fil balığı çakıl kaplı deniz dibine yaklaşarak kafasını yere meyilli tutarak yüzer. Yavaş yavaş yüzerken hortuma benzeyen uzun çenesi ile deniz dibini birkaç mm mesafeden sağdan sola doğru sürekli olarak tarar. Fil balığı bu haliyle, dedektörle altın arayan hazine avcılarına benzetilebilir.

Peki, Balık Niçin Deniz Dibini Sürekli Olarak Tarar?

Aslında balığın yaptığı bu işlemin tek bir amacı vardır: Dipteki tortuların arasında en sevdiği yiyecek olan ölü nematocera larvalarını bulmak… Bonn Üniversitesi’nden zoologlar suyun dibine larvaları saklayarak fil balığının bunları bulup bulamayacağını ve ne kadar derinliğe kadar bunları bulabildiğini araştırmışlardır. Sonuç bilim adamları için çok şaşırtıcı olmuştur, çünkü balık her seferinde kusursuz bir yetenekle yiyeceklerin yerini bulmuştur. Aslında bu sonucun ortaya koyduğu çok önemli bir gerçek vardır. Bu gerçek, Yüce Allah’ın Rezzak (Rızık veren, insanların faydasına olmak üzere nimetlerini veren) sıfatının canlılar üzerindeki tecellisidir. Her canlıya rızkı veren Rabbimiz canlıların bu rızkı bulabilmesi için onlara mükemmel sistemler de bahşetmiştir. Rabbimiz bu gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle haber verir:

“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır.” (Hud Suresi, 6)

Fil Balığı Çenesini Nasıl Kullanır?

Fil balığının filin burnunu andıran organı gerçekte bir burun olmayıp alt çenenin uzamış bir parçasıdır. Buruna benzeyen bu çene, çevresindeki cisimleri hassas şekilde algılamasını sağlayan 500’den fazla elektrik sensörü içerir. Bu özellik sayesinde balık geceleri avlanır. Kuşkusuz gece avlanmanın balığa sağladığı en büyük avantaj gündüz saklanabilmesi ve yırtıcı balıklara av olmamasıdır.

Fil balığının çenesi aslında gözleri gibi işlev görür. Kas hücreleri düzenli olarak birkaç volt büyüklüğünde elektrik sinyalleri üretirler. Balık saniyede 80 kez bu bataryayı açıp kapayarak etrafına bakar. Aynı zamanda vücudunda yaratılmış olan sensörler aracılığıyla elektriksel alanları ölçer. Yakınındaki objeler yaydıkları elektrik ile balığın hedeflediği objenin elektrik sinyallerini bozsalar dahi fil balığı hayranlık uyandıran kompleks bir işlemle etrafındaki objelerin görüntülerini algılar ve hedeflediği objeyi şaşırmadan bulur. Balığın sahip olduğu bu özellik araştırmacılar tarafından birçok kez denenmiş hatta araştırmacılar katı objeler yerine elektriksel sinyaller kullandıklarında dahi balık yolunu ve hedefini şaşırmamıştır. Bu durum elbette canlılığın tesadüflerle oluştuğunu iddia eden evrim teorisinin basit ve akıl dışı mantığı ile açıklanamayacak kadar kusursuzdur ve Rabbimiz’in mükemmel yaratma sanatının delillerinden yalnızca biridir.

Fil Balığının Hassas Algılayıcıları Allah’ın Yaratma İlminin Tecellilerindendir

Araştırmalar balığın algılamasının sadece cismin yerini bulmakla sınırlı kalmadığını aynı zamanda cisme dokunmadan onun ölü ya da canlı olduğunu anladığını ortaya koymuştur. Balık bu işlemi kendi elektriksel duyusu ile karşısındaki varlığın akım depolama kapasitesini ölçerek gerçekleştirmektedir. Ölü bitkiler ve hayvanlar akım depolayamadıkları için balık bunların ölü olduklarını algılar.

Balık elektrik akımı duyusu sayesinde karşısındaki materyalin malzemesi hakkında da bilgi sahibi olur. Örneğin metal görüntüsü çok parlak olup iletken olmayan maddelere nazaran balığın etrafındaki elektrik akımını zayıflatır.

Fil balığı birkaç milimetrelik mesafe farkını bile ölçebilecek hassasiyete sahiptir. Bunu cisimlerden gelen elektriksel görüntülerin bulanıklığının artmasına göre aradaki mesafeyi hesaplayarak yapmakta ve bulanıklığın derecesine göre uzaklığı hesaplayabilmektedir.

Buraya kadar sayılan tüm bu özellikleri birkaç cm’lik bir balığın başarması elbette imkansızdır. Balığın cisimlerin canlı mı ölü mü olduğu, sahip oldukları özellikler ve cisimlerin uzaklığı gibi kavramlar hakkında aslında en küçük bir bilgisi dahi yoktur. Ancak, Yüce Allah’ın ilhamı ile bu üstün donanımlara sahip olmuştur ve bu donanımları ancak Allah izin verdiği sürece rızkını bulmak veya kendini korumak için kullanabilir. Bir canlının, yaşadığı ortama uygun ve kendisi için hayati olan son derece özel bir sistemle donatılması, ancak onu var eden, ihtiyaçlarını ve bulunduğu ortamı bilen ve tüm bunları bir canlıda yaratmaya kadir olan, Alim ve Aziz olan Allah'a aittir. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:

"Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)

Kirliliğe Karşı Balık Dedektörü

Ana vatanı Nijerya olan 10 cm. boyundaki fil balığı, çamurlu sularda gözlerini çok az kullandığı için yolunu düzenli olarak yaydığı elektrik sinyalleri ile bulur. Normalde, dakikada 300–500 sinyal yaymasına rağmen suyun kirlilik oranı arttıkça dakikada ürettiği sinyal sayısı 1000'i aşabilir.

İngiltere'nin Bourmounth şehrinde kirliliği ölçmek için, fil balıklarından faydalanılarak yapılan dedektörler kullanılmaktadır. Bourmounth'daki bir su şirketi, Stour nehrinden aldığı su örneklerini 20 fil balığının kontrolüne vermiştir. Her balık nehirden gelen su ile doldurulmuş bir akvaryumda yaşatılmaktadır. Akvaryumlardaki alıcılar sinyalleri alıp bağlı oldukları bilgisayarlara iletmektedir. Eğer su kirli ise balığın artan sinyalleri tespit edilerek bilgisayar aracılığı ile alarm verilmektedir.

14 Ocak 2008 Pazartesi


Siz doğruluğa devam ediniz, çünkü doğruluk muhakkak sahibini hayırlara
eriştirir.
İyilikler de cennete hidayet eder, götürür. Doğruluğa devam ettikçe
ve
doğruyu aradıkça Allah Teala'nın indinde sıddik olarak yazılır.
Yalandan sakınınız, muhakkak yalan insanı fücura götürür, fücur ise
ateşe yani cehenneme götürür, kul yalana devam ettikçe
ve yalanı aradıkça indi İlahi'de yalancı yazılır."

(Mehmed Zahid Kotku, Hadislerle Nasihatlar, Cilt 1, s.279; Buhari ve Müslim'den)