17 Haziran 2008 Salı

BAV DAVASI’NDAKİ AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ İHLALLERİ



Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne imza koyan taraflardan biridir. Bilim Araştırma Vakfı Davası yargı sürecinde yaşanan ve aşağıda bazılarını saydığımız uygulama ve kararlarla yaklaşık 80 maddede AİHS açıkça ihlal edilmiştir. Bu ihlaller sırası geldikçe Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi huzuruna taşınacaktır. AİHM’si tarafından hükmedilecek tazminatlar bu haksız kararları veren yargı mensuplarına yükletilmektedir. Hukuku ve yasaları göz ardı ederek; kararları hakkında hiçbir sorumluluğu olmadığını düşünerek hareket edenlerin bu konuda isabetli hareket etmediklerini bilmeleri gerekir.


BAV Davası’ndaki AİHM ihlallerinden bir kısmının listesini sunuyoruz.




1- 1996 yılındaki telefon dinleme kararlarıyla başla­yan soruşturma-kovuşturma süreciden sonra 12 sene geçmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 8 seneyi geçen yargılamaları her halükar­da makul sürede yargılanma hakkının ihlali olarak kabul etmektedir (AİHS m. 6/1). Bu nedenle, da­vada sanıkların MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKLARI ihlal edilmiştir.

2- 2004/337 Esas sayılı ana davayla birleşen 2004/155 Esas sayılı davada hazırlık soruşturma­sı 4 yıl sürmüştür. Üstelik bu zaman zarfında, 4 ki­şinin ifadesinin alınması dışında hiçbir işlem yapıl­mamıştır. MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKKI bu sanıklar açısından da ihlal edilmiştir. (AİHS m. 6/1)

3- Dava dosyasındaki 1996 ve 1997 yıllarına ait te­lefon dinlemelerinin hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Türkiye’de iletişime müdahaleye izin veren ilk yasa 1999 yılında çıkmıştır. 1999 yılından önce ise Türkiye’de iletişime müdahaleye izin veren herhan­gi bir yasa yoktur. Bu nedenle dava dosyasında bu­lunan ve üzerinde 1996, 1997 tarihleri bulunan tu­tanaklar, AİHM içtihatlarına göre ÖZEL HAYATIN İHLALİ (AİHS m. 8/1) niteliğindedir.

4- Dava dosyasındaki, 4422 sayılı kanuna göre yapı­lan telefon dinlemeleri de hukuka aykırıdır, çünkü DGM’nin görevsizlik kararıyla ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin kararıyla da ortaya çıktığı üzere, so­mut olayda 4422 sayılı kanunun uygulanmasına imkan sağlayacak bir durum olmamasına rağmen, sırf dinleme kararı verilebilmesi için 4422 sayılı ka­nundan yola çıkılmıştır. Bu nedenle dava dosyasın­daki 1999 tarihini taşıyan dinleme tutanakları da ÖZEL YAŞAMIN İHLALİ (AİHS m. 8/1) mahiyetinde­dir.

5- 12 Kasım 1999 ve devamındaki tarihlerde yapılan arama işlemleri sırasındaki zaptetme işlemlerinin tamamı usulsüzdür. Hiçbir kanıt değeri bulunma­yan ve davada sanık olmayan kişilere ait ilgisiz eş­yalar zapt edilmiştir. Bu eşyalar 2004 senesine ka­dar sahiplerine iade edilmemiştir. Bu haksız uygula­ma MÜLKİYET HAKKI’nın ihlalidir. (AIHS 1. Ek Pro­tokol, md 1)
6- 12 Kasım 1999 tarihinde gerçekleştirilen arama iş­lemlerinden bazıları Mahkeme kararına dayanmamak­tadır. Bu aramalarda KONUT DOKUNULMAZLIĞI HAK­KI ihlal edilmiştir. (AİHS m. 8/1)

7- Aramalar sırasında Emniyet güçleri BAV Fahri Baş­kanı Sayın Adnan Oktar’ın gözaltına alındığı eve gazetecilerle birlikte girmiştir. Bu davranış, SUÇ­SUZLUK KARİNESİNİN İHLALİ’dir. (AİHS m. 6/2)

8- AİHS’ne göre yakalama, ancak kişinin suç işlediği­ne ilişkin ciddi emarelerin bulunması halinde müm­kündür. Ancak, 12 Kasım 1999 tarihli polis ope­rasyonu sırasında arama yapılan evlerde bulunan herkes hiçbir ayırım yapılmaksızın gözaltına alın­mıştır. Bu durum KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİ­Ğİ’nin ihlalidir. (AİHS m. 5/3-c)

9- Operasyon sırasında ve sonrasında yakalanan kişi­lere yakalanma nedenleri bildirilmemiştir. Bu du­rum KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ’nin ihlalidir. (AİHS m. 5/2)

10- 2004/337 Esas sayılı ana davanın tüm sanıkları 12 Kasım 1999 – 18 Kasım 1999 tarihleri arasın­da gözaltında tutulmuştur. Bu 6 günlük gözaltı sü­resi AİHM içtihatlarında kabul edilen 4 günlük sınır süresinin üstündedir. Bu şekilde KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ (AİHS m. 5/3) ihlal edilmiştir.

11- AİHM, yakalanan kişilerin 48 saat içinde Hakim karşısına çıkarılmasını öngörmektedir. Oysaki, da­vanın sanıkları 6 günlük sürenin sonunda hakim karşısına çıkarılmışlardır. Bu 48 saatlik sürenin aşı­mı, KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ HAKKI’nın (AIHS m. 5/3) ihlalini oluşturmaktadır.

12- AİHM, gözaltındaki kişilerin 48 saatten daha uzun bir süre avukatlarıyla görüştürülmemelerini tecrit olarak isimlendirmekte ve bunu hem ADİL YARGILANMA HAKKI’nın ihlali (AIHS m. 6/3-c) hem de KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ HAK­KI’nın ihlali (AIHS m. 5/3) olarak kabul etmekte­dir. Davanın Emniyet soruşturmasında ise gözaltın­daki kişiler ancak 4. (Dördüncü) günde avukatlarıy­la görüştürülmüşlerdir.

13-Gözaltında Hakim güvencesini düzenleyen, (o dö­nemdeki) 1412 sayılı CMUK’un 128. maddesi 2002 yılına kadar DGM’lerde uygulanmamaktaydı. Davanın sanıkları da bu güvenceden yararlanama­mışlardır. Bu durum hem ADİL YARGI HAKKI’nın (AİHS m. 6) hem de ETKİLİ BAŞVURU HAKKI’nın (AİHS m. 13) ihlaline sebebiyet vermiştir.

14-Gözaltındaki kişilerin avukatlarıyla görüşmeleri es­nasında yanlarında polis memurları bulunmuştur. Oysaki AİHM içtihatlarına göre bu görüşmeler es­nasında sanıklar ile avukatlarının yalnız görüşmele­ri gerekmektedir. Davada bunun aksinin uygulan­mış olması, ADİL YARGILANMA HAKKI’nın ihlalidir. (AİHS m. 6/3-c)

15-Ülkemizde sanıkların hazırlık evrakını incelemeleri­ne izin veren (o dönemdeki) 1412 sayılı CMUK’un 143. maddesinin DGM’lerde uygulanmaması nede­niyle, davanın sanıklarının ve avukatlarının hazırlık evrakını incelemelerine izin verilmemiştir. Bu du­rum, AİHM içtihatlarına göre, ADİL YARGILANMA HAKKI’nın ihlalidir. (AİHS m. 6)

16-Gözaltına alınan kişiler gözaltı aşamasında basına elleri kelepçeli olarak teşhir edilmişlerdir. Bu uygu­lama, SUÇSUZLUK KARİNESİ’nin ihlalidir. (AHİS m. 6/2).

17-Soruşturmayı yapan Emniyet birimi, gözaltına alı­nanların isimlerini ve sahte Emniyet ifadelerini ya­sak olmasına rağmen basına sızdırmıştır. Bu uygu­lama da SUÇSUZLUK KARİNESİ’nin ihlalidir. (AHİS m. 6/2)

18-AİHM, toplu gözaltına almalarda susma hakkını kullanan hiç kimsenin olmamasını, onların hiçbirine susma hakkı tanınmadığının ispatı olarak kabul et­mektedir. Davanın dayandığı polis operasyonunda gözaltına alınan yaklaşık 100 kişinin hiç birinde “Susma hakkımı kullanmak istiyorum” seçeneği işa­retlenmemiştir. Bu durum, davanın sanıklarına sus­ma hakkının tanınmadığını göstermektedir ve sa­nıkların ADİL YARGILANMA HAKKI’nın ihlal edildiği­ni ispatlamaktadır. (AİHS m. 6/1)

19-AİHM içtihatlarına göre gözaltı süresinin uzatıla­bilmesi için sanıkların savunmalarının dinlemesi ve kimlik tespiti yapılması gerekir. AİHM, gözaltı süre­lerinin evrak üstünden uzatılmasını “ihlal” olarak kabul etmektedir. Davada gözaltı süresi uzatımı iş­lemleri tamamen evrak üstünden yapılmıştır. DGM bu süreyi uzatırken hiçbir savunma almamış, hiçbir sanığı dinlememiştir. Gözaltı süresi uzatım kararı sadece polis fezlekesindeki bilgilere dayalı olarak verilmiştir. Bu durum ADİL YARGILANMA HAK­KI’nın ihlalidir. (AİHS m. 6/1)

20-İstanbul Organize Suçlar Şubesi’nin 1998-2002 dönemi işkence uygulamalarıyla maruftur. Şube müdürü, müdür yardımcısı ve diğer bazı görevliler işkence suçu nedeniyle polislik görevinden ihraç edilmişlerdir. Ayrıca bu birimin müdür yardımcısı işkence suçu nedeniyle hüküm giymiş ve cezası in­faz edilmeye başlanmıştır. Bu birim, BAV Dava­sı’nın sanıklarına da sistematik işkence uygulamış­tır. Bunu gizlemek için de şubeye müdafilerin gir­mesine izin vermemiştir. Nitekim AİHM, emniyet ifadelerinin avukat huzurunda alınmamasını işken­ce kanıtı olarak kabul etmektedir. Bu nedenle, sağ­lık raporları, tanık anlatımları ve hâlihazırda süren işkence davalarıyla da sabit olduğu üzere, davada İŞKENCE YASAĞI ihlal edilmiştir. (AİHS m. 3)

21-Davanın soruşturma aşamasında, hiçbir gerçekliği bulunmayan (sahte) emniyet ifadeleri düzenli ola­rak basına sızdırılmıştır. Bu haksız ve hukuka aykı­rı uygulama, SUÇSUZLUK KARİNESİ’nin ihlalidir. (AİHS m. 6/2)

22-AİHM, idarecilerin, bir soruşturma veya kovuştur­ma sırasında sanıkları suçlayıcı beyanlarda bulun­malarını suçsuzluk karinesinin ihlali olarak nitele­mektedir. Davanın Emniyet soruşturması aşamasın­da, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, İçişleri Baka­nı Sadettin Tantan, İstanbul Emniyet Müdürü Ha­san Özdemir ve diğer bazı idareciler, davanın sa­nıkları hakkında haksız suçlamalarda bulunmuşlar­dır. Hatta Sadettin Tantan, sanıkları PKK’ya ben­zetmeye çalışmıştır. Daha henüz sanık sıfatı bile almamış kişilere yönelik bu YARGISIZ İNFAZLAR sa­nıkların SUÇSUZLUK KARİNESİ’ni ihlal etmiştir. (AİHS m. 6/2)

23-İdareciler ve görevliler, sanıkların şeref, şöhret, ahlak anlayışı yaşam tarzı ve kişiliklerini kamuoyu­na yanlış aktarmışlardır. Bu suretle ÖZEL YAŞAM HAKKI haksız olarak ihlal edilmiştir. (AİHS m. 8/1)

24-Tutuklu sanıklar 4.5 ay yargılanmadan cezaevin­de bekletilmişlerdir. Bu durum iç hukukta CMUK m. 222 ve DGM Usul Yasası m. 20/3’ün ihlali olduğu gibi AİHS’ne göre KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ HAKKI’nın ihlalidir. (AİHS m. 5/3)

25-Tutuklamaya ilişkin kararlar yeterli gerekçeden mahrumdur. Hep aynı, tamamen benzer ifadelerle, matbu, kalıplaşmış ifadeler kullanılmıştır. AİHM iç­tihatlarına göre bunlar “gerekçesiz karar”dır. Ge­rekçesi böyle genel ve matbu ifadelerle yazılmış tutuklama kararları KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİ­Ğİ HAKKI’nın ihlalidir. (AHİS m. 5/2 ve m. 3)

26-AİHM tutuklama uygulamasını sadece 3 durumda kabul etmektedir. Bunların hiçbiri bu davada mev­cut değildir. Geçerli olmayan nedenlere dayanarak yapılan tutuklama KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİ­Ğİ HAKKI’nın ihlalidir. (AHİS m. 5/2 ve m. 3)

27-Tutuklama kararına karşı müdafilerce yapılan iti­raz İstanbul 6. DGM Heyeti tarafından “infial” ge­rekçe gösterilerek reddedilmiştir. AİHM’in tutukla­ma kriterleri arasında “infial” yoktur. AİHM “infial” gerekçesiyle yapılan tutuklamaları KİŞİ ÖZGÜRLÜ­ĞÜ VE GÜVENLİĞİ HAKKI’nın ihlali olarak kabul et­mektedir. (AHİS m. 5/2 ve m. 3)

28-Tutuklu sanıkların tutukluluk süresi boyunca mü­dafiler her ay itiraz dilekçesi vermişlerdir. Bu itiraz dilekçelerinin tamamı DGM’ce evrak üstünden ince­lenerek karara bağlanmıştır. Tutukluluk denetimi­nin eksik yapıldığını belgeleyen bu durum KİŞİ ÖZ­GÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ HAKKI’nın ihlalidir. (AHİS m. 5/2 ve m. 3)

29-Tutukluluk sürelerinin uzatımında, buna karar ve­ren mahkemenin her defasında doyurucu nedenler öne sürmesi gerekir. Oysaki bu davada tutukluluk uzatımı son derece genel ve soyut ifadelerle ger­çekleştirilmiştir. AİHM bunu KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ HAKKI’nın ihlali olarak kabul etmekte­dir. (AHİS m. 5/2 ve m. 3)

30-BAV Fahri Başkanı Adnan Oktar 9 ay, Halil Hilmi Müftüoğlu 7 ay tutuklu kalmışlardır. Bu süreler, AİHM kriterlerine göre makul sürelerin üstündedir ve bu nedenle de KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ HAKKI’nın ihlali (AHİS m. 5/3) teşkil etmektedir.

31-Davanın 7 Nisan 2000 tarihli duruşmasında iddia makamının tüm sanıkların tahliyelerini talep etme­si üzerine, fena muamele neticesinde çekilen gö­rüntüler bazı basın gruplarına dağıtılmıştır. Bu ba­sın grupları da sanıkların güya kendilerini suçladık­ları bu düzmece görüntüleri “Sorgu Görüntüleri” adı altında yayınlamıştır. Böylece sanıkların SUÇ­SUZLUK KARİNESİ çok ağır şekilde ihlal edilmiştir. (AİHS m. 6)

32-DGM Savcılığı bu görüntüleri yayınlayanlar hakkın­da suç duyurusunda bulunulmasını istemiştir. Ama İstanbul 1. DGM bu haklı talebi reddetmiş ve mil­yonlarca kişinin gözleri önünde gerçekleşen bu ağır ihlale karşı sessiz kalmıştır. Yapılan yayınların ve bu yayınların içeriğinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu belgeleme imkanını ortadan kaldıran bu durum sanıkların SUÇSUZLUK KARİNESİ’ni bir kere daha ihlal etmiştir. (AİHS m. 6)

33- Hukuk sistemimizde sanıkların suçsuzluk karinele­rini koruyacak yeterli önlemler yoktur. Bu konuda caydırıcı bir yasa ve yaptırım da yoktur. Pozitif so­rumluluk ilkesi gereği, bunu engelleyecek tedbirle­rin ve yolların bulunması kurumların görevidir. Bun­ların olmayışı ADİL YARGILANMA HAKKI’nın ihlali nedenidir.

34-Sanıkların tahliyeleri yönünde mütalaa veren iki ayrı Cumhuriyet Savcısı (Selamettin Celep ve Me­te Göktürk) hakkında mesnetsiz bahanelerle idari soruşturmalar açılmış ve bu soruşturmaları müte­akiben bu savcılar görevlerinden alınmışlardır. Da­vaya bakan yargı mensupları üzerindeki baskının ne derece şiddetli olduğunu gösteren bu durum ADİL YARGILANMA HAKKI’nın ihlalidir. (AİHS m. 6)

35-Sanıklardan Tarkan Yavaş ve Altuğ Berker savcı­lık tarafından serbest bırakıldıktan sonra, bir TV programında Emniyet soruşturmasını eleştirdikleri için polis tarafından tekrar gözaltına alınmışlardır. Bu haksız gözaltı ADİL YARGI HAKKI’nın ihlalidir. (AİHS m. 6)

36-Bu soruşturmayı yürüten savcı, bu iki kişinin sa­vunmalarını almadan, hatta yüzlerini bile görme­den tutuklama kararı istemiştir. Bu tutum, KİŞİ ÖZ­GÜRLÜĞÜ VE GÜVENLİĞİ HAKKI’nın ihlalidir. (AHİS 5/3)

37-AİHM kriterlerine göre bir iddianamenin sanıklara isnat edilen fiili açıkça göstermesi gerekir. Hangi eylemin kim tarafından nerede, ne zaman, hangi delillere dayalı olarak ika edildiği açıkça yer almalı­dır. Ancak bu davanın dayanağı olan iddianame­de, hiçbir suç tefriki yapılmamıştır. Kimin neyle suçlandığı belli değildir. Öyle ki birçok sanığın ismi sadece baştaki listede yer almakta, iddianamenin başka hiçbir yerinde geçmemektedir. AİHM böyle bir durumu SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ İLKESİ’nin ihlali olarak kabul etmektedir. (AIHS 6/1 ve 3)

38-Mahkeme, kişide, tarafsız olduğuna ilişkin izlenim bırakmalıdır. Davanın sanıklarının İstanbul 1 nolu DGM’de yapılan 7 Nisan 2000 ve 2 Haziran 2000 tarihli sorgularında Mahkeme Başkanı tüm sanıkla­ra “örgüte üye misiniz?” sorusunu sormuştur. Orta­da bir örgütün varlığını peşinen önyargılı biçimde kabul eden Mahkemenin bu davranışı güven duygu­sunu zedelemiştir. Yine aynı mahkemenin hakimleri­nin duruşmalar sırasında müdafilere hitaben sarf ettikleri “konuşmazsanız hatırım kalır…” ve “ben sizin müvekkillerinize bunlar ne biçim adam diyor muyum?...” gibi hukuka aykırı sözler, bu güven duygusunu tamamen yok etmiştir. İstanbul 1. DGM Heyeti’nin bu tutumu sanıkların hem SUÇSUZ­LUK KARİNESİ’ni hem de ADİL YARGILANMA HAK­KI’nı ihlal etmiştir. (AİHS m. 6/2)

39-CMUK 222, tutuklu işlerde zaruret olsa bile duruş­maya 1 aydan fazla ara verilemeyeceğini belirt­mektedir. Oysaki DGM ilk tensip zaptında 2.5 ay sonrasına duruşma vermiştir. İkinci duruşma ise 2 ay sonraya talik edilmiştir. Sanıkların yargılanma­dan aylarca gereksiz yere tutuklu kalmalarına ne­den olan bu durum hem YASALLIK İLKESİ’nin (AİHS m. 6/1) hem de KİŞİ ÖZGÜRLÜĞÜ VE GÜ­VENLİĞİ HAKKI’nın ihlalidir. (AHİS m. 5/3)

40-Davanın DGM’deki duruşmalarında Hakimlerin mü­zakerelerine savcılar da iştirak etmişlerdir. CMUK 382. (CMK 227) maddenin açık ihlali olan bu hak­sız uygulama hem YASALLIK İLKESİ’nin (AİHS m. 6/1) hem de SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ İLKESİ’nin ihlali­ni teşkil etmektedir. (AİHS m. 6/1)

41-CMUK 212. madde savunmaya, tanıklarını ilk du­ruşmada bulundurma hakkını vermektedir. Ancak İstanbul 3. DGM bu maddeye dayanarak tanıkları­nı duruşmaya davet ettirmek isteyen savunmaya bu hakkı kullandırmamıştır. Açık bir madde ihlali olan bu durum AİHM Hukuku’na göre YASALLIK İL­KESİ’nin ihlalidir. (AİHS m. 6/1)

42-Davanın 11 Ocak 2000 – 12 Eylül 2003 tarihleri arasındaki bölümü İstanbul DGM’nde gerçekleşmiş­tir. Dört seneye yaklaşan bu süre zarfında DGM, 61 savunma tanığından hiç birini dinlememiştir. DGM, iddia makamının tüm tanıklarını dinlerken sa­vunmanın hiçbir tanığını dinlememiştir. Bu durum ADİL YARGILANMA HAKKI’nın (AİHS 6/3-d) ve Sİ­LAHLARIN EŞİTLİĞİ İLKESİ’nin (AİHS m. 6/1) ihlali­ni oluşturmaktadır.

43-İddia Makamı’nın talep ve beyanları bizzat savcı tarafından kelimesi kelimesine duruşma zaptına ge­çirilirken, savunmanın talep ve beyanları Başkan ta­rafından özetlenerek zapta geçirilmiştir. Bu, Sİ­LAHLARIN EŞİTLİĞİ İLKESİ’nin (AİHS m. 6/1) ihlali­dir.

44-Duruşma salonundaki oturma düzeni de aynı ihlali içermektedir. Savcının müdafilerden daha yüksek­te ve hakimlerle aynı seviyede (hatta bazen yan yana) oturması SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ İLKESİ’nin (AİHS m. 6/1) ihlalidir.

45-DGM Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame­de isnat edilen eylemlerle uzaktan yakından ilgisi bulunmadığı halde, sanıkların dini yaşamlarını ve dini inançlarını hedef alan mesnetsiz anlatımlara id­dianamede sayfalarca yer verilmiştir. Bu dunum, DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ’nün ihlalidir. (AİHS m. 9)

46-DGM’deki duruşmalarda ara-kararların yazımı aşa­masına gelindiğinde Mahkeme salonlarını tama­men boşalttırmışlardır. Duruşmaların bu bölümleri sanıklar ve müdafileri bulunmaksızın gerçekleştiril­miştir. Duruşmanın bu kısmına sanıkların ve müda­filerin sokulmaması ALENİYET İLKESİ’nin (AIHS m. 6/1) ve DURUŞMAYA KATILMA HAKKI’nın (AIHS 6/1) ihlalidir.

47-Davaya bakan ikinci mahkeme olan İstanbul 3 no­lu DGM savunma dilekçelerini almakta son derece isteksiz davranmıştır. Mahkeme başkanı, dilekçe getiren müdafilere, dilekçeleri okumadığını itiraf etmiş ve dilekçe getirmemelerini söylemiştir. Bunla­rın her biri ADİL YARGILANMA HAKKI’nın çok ağır ihlalleridir. (AİHS m. 6)

48-Bu mahkeme başkanı dosyadaki bazı evraklardan suret isteyen müdafilerin bu taleplerini sürekli ola­rak reddetmiştir. Baro temsilcisinin raporuyla da tevsik olan bu durum ADİL YARGILANMA HAK­KI’nın çok ağır ihlalidir. (AİHS m. 6)

49-Savunma haklarının kısıtlı olduğu bir yargı merci olan DGM’lerin görev alanını belirleyen suç kriterle­ri AİHM tarafından kabul edilmemektedir. DGM’nin görev alanının, hukuk haricindeki kriterlere göre belirlenmesi, devletin güvenliğini tehdit etmesi ihti­mali bulunmayan suçların DGM kapsamında olması nedeniyle, AİHM, DGM’leri yoğun insan hakları ihla­linin yaşandığı mahkemeler olarak nitelemektedir. Davanın 3 sene 9 aylık bölümü DGM’de görülmüş­tür. Bu gerçek davada sırf bu yönden bile ADİL YARGILANMA HAKKI’nın (AİHS m. 6) ihlal edildiği­ni göstermektedir. Üstelik iç hukuk açısından bile ortada sanıkların DGM’de yargılanmasını gerektire­cek bir yön bulunmadığı göz önünde bulunduruldu­ğunda ise ihlalin boyutlarının çok daha büyük oldu­ğu ortaya çıkmaktadır.

50-Davanın sanıklarının 4422 sayılı yasayla uzaktan yakından ilgileri bulunmadığı halde sırf davayı DGM’de görerek, sanıklarının savunma haklarını ye­terince kullanamamaları sonucunu doğuracak şekil­de soruşturma ve kovuşturma 4422 sayılı yasaya dayandırılmıştır. Bu suretle 4422 sayılı yasanın özel yargılama usulleri devreye sokularak sanıkla­rın savunma hakları, özel yaşamları, mülkiyet hak­ları, konut dokunulmazlıkları haksız olarak ihlal edilmiştir. Bu uygulama ADİL YARGILANMA HAK­KI’nın (AİHS m. 6) ihlalidir.

51-İddianamenin sevk maddesi olan 4422 sayılı yasa­nın suçun tanımını içeren 1. maddesi anlamayı im­kansız kılacak derecede karışıktır. 106 kelimeden oluşan tek bir cümlelik bu uzun tanımda tam 18 kere “veya” ve “ve” bağlaçları kullanılmıştır. Han­gi bağlacın hangi kelime guruplarını bağladığını an­lamak imkansızdır ve bir vatandaşın bu yasada ne­yin yasaklandığını, neyin yasaklanmadığını anlama­sı mümkün değildir. Bu belirsizlik, ADİL YARGILAN­MA HAKKI’nın (AİHS m. 6) ihlalidir.

52-İddianamenin sevk maddesi olan 4422 sayılı yasa­daki kavramlar, (4723 sayılı yasanın gerekçesin­de de açıkça ifade edildiği üzere) olağanüstü muğ­laktır. Bir davada sanıkların yargılandıkları ceza maddesinin kavramlarının muğlak olması AİHM içti­hatlarına göre ADİL YARGILANMA HAKKI’nı ihlal eden bir durumdur. (AİHS m. 6)

53-4616 sayılı yasanın uygulanmaması, mahkemele­rin, hakkında mahkumiyet ya da beraat kararı vere­meyecekleri gereksiz iddialarla (Ebru Şimşek ve Fa­tih Altaylı’nın iddiaları gibi) senelerce zaman kay­betmesine neden olmuştur. Bu da MAKUL SÜREDE YARGILANMA HAKKI’nı ihlal etmiştir. (AİHS m. 6)

54-AİHM içtihatlarına göre reddi hakim talebi tali bir ceza davasıdır. Bir hakim, bir davanın hem objesi hem de sujesi olamayacağı için reddi hakim talep­lerini başka hakimlerin karara bağlaması gerekir. Reddi hakim talebini bizzat reddedilen hakimin kendisinin karara bağlaması ciddi bir AİHS ihlalidir. Oysaki davanın 07 Haziran 2002 tarihli celsesinde davaya bakan DGM hakimleri aleyhine vaki olan reddi hakim taleplerini 21 Haziran 2002 tarihli cel­sede yine aynı hakimler karara bağlamıştır (red ta­lebini reddetmişlerdir). Bu durum, ADİL YARGILAN­MA HAKKI’nın ihlalidir. (AİHS m. 6)

55-Operasyon sırasında (dava dışı, 3.kişi) Fatma Ceyda Ertüzün’e ait evde arama kararı olmaksızın arama yapılmış ve hakim kararı olmaksızın zaptet­me işlemi yapılmıştır. Üstelik bu işlem hiçbir haki­me de tasdik ettirilmemiştir. Bu durum MÜLKİYET HAKKI’nın ihlalidir. (AIHS 1. Ek Protokol, md 1)

56-Ceyda Ertüzün hakkında takipsizlik kararı verildiği halde ona ve ailesine ait ziynet eşyaları kendilerine iade edilmemiştir. Üstelik eşyaları zaptedilen bu ki­şilerin davaya müdahale hakları da 28 Mart 2003 tarihine kadar engellenmiştir. Ceyda Ertüzün, sanı­ğı olmadığı bir davada el konan eşyalarını ancak 2004 yılında geri alabilmiştir. Dört yıl süren bu haksız mağduriyet hem MÜLKİYET HAKKI’nın (AIHS 1. Ek Protokol, md 1) hem de ADİL YARGI­LANMA HAKKI’nın ağır ihlalidir. (AİHS m. 6/1)

57-Davanın başladığı İstanbul 1. DGM heyeti dava de­vam ederken değişmiştir. Davanın son olarak görül­düğü İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti de iki duruşma (24 Eylül 2004 ve 9 Aralık 2004) yaptıktan sonra değişmiş ve sondaki 3 duruşma­nın (17 Mart 2005, 23 Mart 2005, 13 Ekim 2005) her birine başka heyetler çıkmıştır. Nihai karara imza atacak olan hakimlerin hiç biri davanın ne başında ne ortasında hatta ne de sonunda bu­lunmamış olacaklardır. Davanın safahatında delil­lerle doğrudan temas etmemiş olan yargıçların ka­rar verecek olmaları açık bir ADİL YARGILANMA HAKKI ihlalidir. (AİHS m. 6)

58-İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşma salonu­nun küçük olmasını gerekçe göstererek, salona ta­raflar dışında hiç kimseyi almamıştır. Bu uygulama DURUŞMANIN ALENİYETİ İLKESİ’ni (AİHS m. 6/1) ihlal etmiştir.

59-Anayasamızın 144. maddesi, hakimleri denetle­me yetkisini Adalet Bakanlığı’na vermektedir. Ada­let Bakanlığı’nın doğrudan emriyle hakimler hakkın­da soruşturma başlatılabildiği hepimizin malumu­dur. Hakimlerin, yürütme organının soruşturma baskısı altında kalması manasına gelen bu durum hakim bağımsızlığını ihlal etmektedir. Sanıkların, hakimlere karşı güvenlerini zedeleyen bu kuşku ne­deniyle davadaki sanıkların da ADİL YARGILANMA HAKKI’nın ihlal edildiği tartışmasızdır. (AİHS m. 6)

60-İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi 9 Mayıs 2008’de verdiği kararda müdafisiz alınan ve daha sonra Savcılık ve Mahkeme huzurunda kabul edile­meyen Emniyet ifadelerini geçerli sayılmış ve karar geçerli olmayan Emniyet ifadelerine göre verilmiş­tir. Aynı mahkeme 6 sanıklı olan paralel davada bu ifadeleri geçersiz saymış ve beraat vermiştir. Bu durumda ADİL YARGILANMA HAKKI’nın ihlal edildiği tartışmasızdır. (AİHS madde 6)

61- Dosyada geçersiz Emniyet ifadeleri dışında başka hiçbir delil yokken 2 yıl olan ceza miktarı gerekçe­siz şekilde 1 yıl arttırılmış ve 3 yıl ceza verilmiş­tir. Bu durum ADİL YARGILANMA HAKKI’nı ihlal et­miştir. (AİHS madde 6)

62-İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dava dosya­sı ile ilgili verdiği kararı Yargıtay 8. Ceza Dairesi geçersiz Emniyet ifadelerine dayanarak bozup geri gönderdikten sonra sanıkların 4 tanesinden boz­maya karşı hiçbir beyanları alınmamış, ayrıca sa­nıkların hiçbirinden savunmaları da alınmamıştır. Bu durum SAVUNMA HAKKININ tamamen iptal edil­mesidir. (AİHS madde 6)

63- Davanın Yargıtay 8. Ceza Dairesi’ndeki aşamasın­da görev alan hakimler hakkında yapılan red istem­leri yine aynı hakimlerce reddedilmiştir. Bu karara itiraz yolu da kapalıdır. Bu durum ETKİLİ BAŞVU­RU HAKKI’nın bir ihlalidir. (AİHS madde 13)

64-Sanıklar tarafından Yargıtay 8. Ceza Dairesi ha­kimlerine karşı açılan tazminat davaları “Yargıtay hakimlerine dava açılamaz” gerekçesiyle reddedil­miştir. Bu uygulama ETKİLİ BAŞVURU HAKKI’nın bir ihlalidir. (AİHS madde 13)

65-Yargıtay 8. Ceza Dairesi, dava hakkındaki ilanını imzalamadan 4 gün önce basına sızdırmış, bu şe­kilde sanıklar aleyhinde suçlayıcı yayınlar yapılma­sına yol açmışlardır. Bu uygulama SUÇSUZLUK KA­RİNESİ’nin ihlalidir. (AİHS madde 6)

66-İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi Yargıtay 8. Ce­za Dairesi’nin bozma ilamını talimat gibi almış ve sanıklara hiçbir savunma hakkı vermeden direk haklarında karar almıştır. Bu olayda da ADİL YAR­GILANMA HAKKI’nın ihlal edildiği tartışmasızdır. (AİHS madde 6)

67-Yargılananlar tarafından Adalet Bakanlığı vb. ma­kamlara dilekçeler sunulması ve dosyadaki (Savcı­lık mütalaası gibi) bazı aleni belgelerin yayınlanma­sı mahkeme tarafından yargıya baskı olarak yo­rumlanmış ve bu gerekçe ile verilen cezada indirim yapılmamıştır. Bu uygulama ADİL YARGILAMA HAKKININ ihlalidir. (AİHS madde 6)

68-Bir kısım sanıklar ile İstanbul 2. Ağır Ceza Mahke­mesi heyet başkanı ve heyet üyesi arasında tazmi­nat davaları açılmış olup karşılıklı husumet oluş­muştur. Bu husumet sebebi ile sanıklar ilgili kanu­nun kendilerine tanıdığı reddi hakim taleplerinde bulunmuşlar, yine bu talep heyet tarafından red edilmiştir. Bu olay ADİL YARGILANMA HAKKI ihlali­dir. (AİHS madde 6)

69-Bir takım sanıkların yeni tayin ettikleri ve daha ve­kaletnamelerini karar celsesinde sunmuş avukatları vardır. Bu avukatlar İstanbul 2. Ağır Ceza Mahke­mesi’ndeki bu davaya yeni dahil olduklarından ba­hisle savunma yapmak için süre istemişler ve en doğal hakları olan bu süre kendilerine verilmemiş­tir. Bu olay SAVUNMA HAKKI VE ADİL YARGILAN­MA HAKKI ihlalidir. (AİHS madde 6)

70-İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların savun­ma yapmalarına izin vermemiştir. Savunma hazırla­mak için istedikleri süreyi reddetmiştir. Bu da SA­VUNMA HAKKI VE ADİL YARGILANMA HAKKI ihlali­dir. (AİHS madde 6)

71-İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi savunma delille­rinin ve savunma tanıklarının tamamını reddetmiş­tir. Bu durum SAVUNMA HAKKI VE ADİL YARGI­LANMA HAKKI ihlalidir. (AİHS madde 6)

72-İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi sanıkları iddiana­mede “Suç Tarihi” olarak gösterilen zamanda yü­rürlükte bulunmayan bir yasaya göre (5237 Sayılı TCK’nın 220. Maddesi) cezalandırmıştır. Bu uygu­lama CEZALARIN YASALLIĞI İLKESİ (LEGACY PRIN­CIPLE)’NE aykırıdır. (AİHS Madde 7)

73-İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi sanıkları iddiana­mede gösterilen maddeden ayrı bir kanun maddesi­ne göre cezalandırmış, üstelik bunu yaparken iç hukukun ek savunma hakkı tanınmasını emreden CMK 226. Maddesine aykırı şekilde ek savunma hakkı vermemiştir. Bu uygulama HUKUKİLİK İLKE­Sİ’NE aykırıdır. (AİHS madde 6)

74-Yapılan hukuka aykırılıklar sebebi ile bir kısım sa­nıklar vekilleri istifa etmişlerdir. Fakat İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi sanıklara müdafi atamak için süre vermemiş ve barodan yeni avukat tayin etmemiş ve müdafisiz kalan sanıklar hakkında aynı celsede hemen karar vermiştir. Bu eylem sanıkların SAVUNMA HAKLARININ ve ADİL YARGI HAKLARI­NIN ihlalidir. (AİHS madde 6)

75-İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, yargıçlar hak­kında verilen reddi hakim talepleri hakkında karar vermemiştir. Bu uygulama hem iç hukuk kuralları­nın ihlali nedeniyle HUKUKİLİK İLKESİNE, hem de savunma hakkını kısıtladığı için ADİL YARGI İLKE­Sİ’ne aykırıdır. (AİHS madde 6)

76-İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi BAV Fahri Baş­kanı Sayın Adnan Oktar için süresiz olarak YURTDI­ŞINA ÇIKIŞ YASAĞI kararı almıştır. Bu durum ÖZ­GÜRLÜK VE GÜVENLİK HAKLARINA aykırıdır. (AİHS Madde 5)

77-BAV Davasına ek olarak 1987 yılında Sayın Ad­nan Oktar’ın akıl hastanesine kapatılmasını ve 1990 yılında Sayın Adnan Oktar’a yapılan kokain komplosunun da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından araştırılması gerekmektedir. Her iki olay da açık olarak ADİL YARGI HAKKI ihlalidir.


Yukarıda sayılan ve dava dosyasının ayrıntılı bir incelemesiyle hemen ortaya çıkacak diğer insan hakkı ihlalleri, Bilim Araştırma Vakfı Davası’nda Anayasamız’ın 90. maddesi gereği iç hukukun bir parçası olan AİHS’nin birçok defa ve çok ağır şekilde ihlal edildiğini göstermektedir. Ülkemizdeki yargılamalarda meydana gelen AİHS ihlallerinin AİHM’e önüne götürülmesi, devletimizin tüm vatandaşlarımıza tanıdığı ve kullanımını önerdiği bir hak olmakla birlikte, hukuki ihlallerle dolu bir dava dosyasının uluslararası yargı makamları önüne gitmesinin ülkemiz açısından pek çok yönden mahsurlu olacağı da aşikârdır. Haksız yere hapis yatanların daha sonra ülkemiz aleyhine AİHM’de açtıkları davalar sebebi ile ülkemiz pek çok defa yüklü tazminatlar ödemeye mahkûm edilmiştir. Yargılamayı adil ve insan haklarına uygun yapmak yargıçların görevi olduğundan bu gibi durumlarda hâkimlerimizin verecekleri kararların mutlaka AİHS’yi ihlal etmeyecek kararlar olması gerekmektedir.Kamuoyuna saygı ile duyururuz.


(Sedat Altan -Bilim Araştırma Vakfı Başkanı)