
Sayın Adnan Oktar’a Karşı Yürütülen
Psikolojik Savaş Yöntemleri
Bilim Araştırma Vakfı ve Sayın Adnan Oktar’a karşı yıllardır kesintisiz devam eden bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Belirli bir çevre tarafından yürütülen bu savaş, Sayın Adnan Oktar’ın materyalizm ve Darwinizm’e karşı mücadelesini hazmedememekten, gerçek ve doğruları ortaya çıkarmasını kabullenememekten kaynaklanan aciz bir yöntemdir. Sahte fikirleri insanlara psikolojik yöntemlerle inandırmaya çalışmak, gerçekleri ise aynı şekilde insanlardan gizlemeye çalışmak, doğru, dürüst ve samimi bir yaklaşımın değil, sahte ve taraflı bir yaklaşımın göstergesidir. Nitekim, onlarca yıl boyunca Sayın Adnan Oktar’a ve BAV camiasına karşı yürütülen karalama kampanyaları da bu psikolojik savaşın en önemli örneklerindendir.
Bu psikolojik savaşı yürüten çevrelerin etkisi ve yönlendirilmesi ile Sayın Adnan Oktar’a karşı şimdiye kadar bir çok komplo kurulmuş, bir çok iftira atılmış ve pek çok karalama kampanyası başlatılmıştır. Bu çevreler Sayın Adnan Oktar hakkında verilen herhangi bir mahkeme kararını büyük puntolarla ve olumsuz ifadelerle manşetlere taşıtmış, ancak Sayın Adnan Oktar’ın, hakkındaki onca komploya rağmen bütün bu iddialardan mahkemeler yoluyla beraat alarak aklanması ile ilgili haberleri kamuoyundan gizlemişlerdir. İnsanlar, bu art niyetli yöntemin etkisi ile uzun bir zaman boyunca Sayın Oktar’a karşı yöneltilen suçlamalar nedeniyle açılan mahkemelerin sürmekte olduğunu zannetmişlerdir. Söz konusu suçlamaların birer iftira olduğu delillerle kanıtlandığı ve Sayın Adnan Oktar’ın tüm bunlardan aklanarak beraat ettiği gerçeği toplumdan uzun zaman gizlenmeye çalışılmıştır. Çünkü bu tür bir psikolojik savaşta kullanılan ana yöntemlerden biri, insanlara yalnızca söz konusu suçlamaların yer aldığı mahkeme haberlerinin bilgisinin verilmesi, bu suçlamaların geçersizliğine dair herhangi bir bilginin ise insanlara duyurulmamasıdır.
Bu psikolojik savaşı sürdüren kesim, Sayın Adnan Oktar hakkında 1986 yılında itibaren uygulanan tüm komploların da destekçisi konumundadır.
Bilim Araştırma Vakfı ve Sayın Adnan Oktar’a karşı yıllardır kesintisiz devam eden bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Belirli bir çevre tarafından yürütülen bu savaş, Sayın Adnan Oktar’ın materyalizm ve Darwinizm’e karşı mücadelesini hazmedememekten, gerçek ve doğruları ortaya çıkarmasını kabullenememekten kaynaklanan aciz bir yöntemdir. Sahte fikirleri insanlara psikolojik yöntemlerle inandırmaya çalışmak, gerçekleri ise aynı şekilde insanlardan gizlemeye çalışmak, doğru, dürüst ve samimi bir yaklaşımın değil, sahte ve taraflı bir yaklaşımın göstergesidir. Nitekim, onlarca yıl boyunca Sayın Adnan Oktar’a ve BAV camiasına karşı yürütülen karalama kampanyaları da bu psikolojik savaşın en önemli örneklerindendir.
Bu psikolojik savaşı yürüten çevrelerin etkisi ve yönlendirilmesi ile Sayın Adnan Oktar’a karşı şimdiye kadar bir çok komplo kurulmuş, bir çok iftira atılmış ve pek çok karalama kampanyası başlatılmıştır. Bu çevreler Sayın Adnan Oktar hakkında verilen herhangi bir mahkeme kararını büyük puntolarla ve olumsuz ifadelerle manşetlere taşıtmış, ancak Sayın Adnan Oktar’ın, hakkındaki onca komploya rağmen bütün bu iddialardan mahkemeler yoluyla beraat alarak aklanması ile ilgili haberleri kamuoyundan gizlemişlerdir. İnsanlar, bu art niyetli yöntemin etkisi ile uzun bir zaman boyunca Sayın Oktar’a karşı yöneltilen suçlamalar nedeniyle açılan mahkemelerin sürmekte olduğunu zannetmişlerdir. Söz konusu suçlamaların birer iftira olduğu delillerle kanıtlandığı ve Sayın Adnan Oktar’ın tüm bunlardan aklanarak beraat ettiği gerçeği toplumdan uzun zaman gizlenmeye çalışılmıştır. Çünkü bu tür bir psikolojik savaşta kullanılan ana yöntemlerden biri, insanlara yalnızca söz konusu suçlamaların yer aldığı mahkeme haberlerinin bilgisinin verilmesi, bu suçlamaların geçersizliğine dair herhangi bir bilginin ise insanlara duyurulmamasıdır.
Bu psikolojik savaşı sürdüren kesim, Sayın Adnan Oktar hakkında 1986 yılında itibaren uygulanan tüm komploların da destekçisi konumundadır.
Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse;
Sayın Adnan Oktar, kendisine karşı 1986 yılında yürütülen komplo neticesinde 10 ay akıl hastanesinde, 9 ay cezaevinde olmak üzere 19 ay tutuklu kalmıştır. Sayın Adnan Oktar’ın büyük yankılar uyandıran Yahudilik ve Masonluk adlı eserini yazıp yayınladığı döneme denk gelen bu komplo, Sayın Oktar’ın materyalizm ve ateizme karşı yürüttüğü fikri çalışmaları engellemek amacını taşıyordu. Çeşitli basın organlarının mesnetsiz haberleri ve iftiraları sonucunda cezaevine ve oradan da akıl hastanesine konan Sayın Adnan Oktar’a kitabın yayınlanmasına son vermemesi halinde bu baskıların devam edeceği tehdidi geldi. Kendisinin orada gördüğü baskı yalnızca güçlü fikri mücadelesini durdurması için yapılmış bir caydırma metoduydu. Ancak bu yöntem tam anlamıyla başarısız olmuştur. Sayın Oktar, savcılığın "ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını" belirtmesiyle beraat etmiş ve mahkemece serbest bırakılmıştır.
Bu başarısız komplonun ardından gelen 1991 tarihli kokain komplosu ise, Darwinist ve masonik çevrelerin karşı mücadelede her türlü haksız yönteme başvurabileceklerinin en önemli kanıtlarından biridir. Bu dönemde Sayın Oktar, masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli bir kitap çalışması yapıyordu. Sayın Oktar'ın annesiyle birlikte yaşadığı Ortaköy'deki evine gelerek arama yapan polisler, yaklaşık iki bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini attıkları 3. kitabın içinde bir paket kokain buldular. Bunun üzerine tutuklanan Sayın Oktar, 72 saat boyunca gözaltında tutuldu. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde 72 saat sonunda kokain testi için Adli Tıp Kurumu'na gönderildi ve bunun ardından Adnan Oktar'ın kanında kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda bulunduğu açıklandı. Ancak daha sonra ortaya konulan delillerin tümü, bu iftiranın sadece bir komplo olduğunu kanıtladı. yaklaşık 20 polis memurunun eve operasyon düzenlemesinden hemen önce Sayın Oktar’ın annesinin, komşusu ve apartmanın kapıcısı ile birlikte bütün evi temizlediği ortaya çıkmış ve bu kişiler olaydan sonra "Adnan Oktar'ın kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu" diye noter tasdikli bir ifade vermişlerdir. Ayrıca Adnan Oktar'ın kanında çıkan kokain yan maddesi konusu da, bilimsel ve adli delillerle çürütülmüştür. Adnan Oktar emniyette 72 saat kalmış, tahlil bundan sonra yapılmıştır. Elde edilen bulgular ise, böylesine yüksek bir dozun 72 saat önce alınmış olması durumunda ölümcül olacağını, dolayısıyla kokainin 72 saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu sırada alındığını gösteriyordu.Yani kokain, Adnan Oktar'a gözaltındayken, yemeğine karıştırılmak suretiyle verilmişti.
Bu durum, çok sayıda yerli ve yabancı kurumun yanısıra Türk Adli Tıp Kurumu’nun da kokainin gözaltında yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid etmesi ile kanıtlanmış ve Adnan Oktar mahkemede beraat ederek aklanmıştır. Fakat bu beraat, bir kısım medyada Sayın Oktar’ın tutuklanması haberi gibi yer almamış, hiçbir şekilde manşet yapılmamış adeta gizlenmeye çalışılmıştır.
Aynı çevreler 1999 yılında Sayın Adnan Oktar’ı çeşitli baskıcı yöntemlerle tekrar engelleme girişiminde bulundular. Sayın Adnan Oktar’ın Global Masonluk isimli kitabını yayınlamak üzere olduğu dönemde gerçekleştirilen bir operasyon sonucunda Sayın Adnan Oktar ve bazı Bilim Araştırma Vakfı mensupları gözaltına alındılar. Yapılan operasyondan güç alan bir kısım medya, psikolojik savaş yöntemlerini bu dönemde oldukça artırmışlardır. Operasyon sırasında hiçbir suç unsuruna rastlanmamış olmasına rağmen, çeşitli müzik kasetleri, dvd oynatıcılar, disket sürücüler çeşitli yayın organlarında sözde “şantaj aletleri” olarak gösterilmiştir.. Emniyette baskı altında alınmış olan yalan ifadeler, günlerce aynı odaklar tarafından gündem yapılmış, bu odakların kontrolünde olan yazılı ve görüntülü basın kanalları tarafından manşetlere taşınmıştır. Aylarca devam eden bu karalama kampanyası sırasında Sayın Oktar ve BAV mensupları hakkında akıl almaz iftiralar öne sürülmüş, hiçbir delil olmamasına rağmen Sayın Oktar ve BAV mensupları mesnetsiz iddialarla suçlanmışlardır. Söz konusu yayın organları, iddiaların kanıtlanmasına ihtiyaç duymamış, öne sürülen suçlamaların tümünü bir gerçekmiş gibi halkımıza yansıtmış ve açıkça yalan haber yapmışlardır. Bu çirkin provokasyonun bir sonucu olarak da Sayın Adnan Oktar, hiçbir geçerli hukuki delil öne sürülmeksizin 9 ay cezaevinde tutulmuştur.
Bu psikolojik savaş sırasında insanları en fazla etkileyecek konular özellikle seçilmiş, ahlaki dejenarasyon suçlamaları ortaya atılmış ve hiçbir delile başvurulmadan akla gelebilecek her türlü karalama yöntemi kullanılmıştır. İşin ilginç yanı ise, Sayın Adnan Oktar’ın, 12 Kasım 1999 tarihinde yaşanan baskın sonrasında gündeme gelen suçlamaların tümünden, mahkeme aşamasında elde edilen deilllerle aklanmış olmasına rağmen, bu sonucun aynı basın organlarında hiçbir şekilde gündeme getirilmemiş olmasıdır. Bu durum, söz konusu savaşın ardında karanlık bir yapılanmanın varlığını göstermektedir. Eğer söz konusu yayın organları samimi, dürüst ve tarafsız olsalardı, mahkeme aşamasında elde edilen adli sonuçları da aynı şekilde manşetten vermeleri gerekirdi. Fakat buna gerek duymamışlar, taraflı ve kasıtlı psikolojik savaşın bir yöntemi olarak yalnızca karalayıp yok etme yöntemine başvurmuşlardır.
Sayın Adnan Oktar’a karşı söz konusu psikolojik savaşın delilleri bunlarla sınırlı değildir. Örneğin 1999 polis operasyonu sırasında dönemin İçişleri Bakanı, Sayın Adnan Oktar ve fikirleri için “PKK’dan daha tehlikeli” ifadesini kullanmıştır. İnsanlara güzel ahlakı anlatan, Kuran’ı öğreten, iman hakikatlerini, Allah’ın yaratışındaki güzellikleri tüm dünyaya hatırlatan ve insanları Darwinizm ve komünizm tehlikesinden korumayı amaçlayan böyle üstün ahlaklı bir insanın PKK’dan daha tehlikeli olarak nitelendirilmesi açıkça Sayın Oktar’a karşı girişilen savaşın boyutlarını göstermektedir. PKK, komünist fikirleri yaymaya çalışan, dini inançları yok etme amacıyla hareket eden, masum insanları vahşice öldürmekten çekinmeyen, vatanımızı bölme niyetiyle ortaya çıkan bir terör örgütüdür. Yaşamını Allah rızasını kazanmaya adamış, komünizm ve terör ve bölücülüğün en büyük düşmanı olan Sayın Adnan Oktar ise, söz konusu psikolojik savaşın gereği olarak bu katil örgütten çok daha tehlikeli olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu, akla ve vicdana tamamen aykırı bir uygulamadır.
Aynı psikolojik savaş yöntemi başka şekillerde de kullanılmıştır. Örneğin Sayın Adnan Oktar hakkında, BAV ile ilgili son olarak devam eden davada bir sonraki celseye iştirak etmesi için ihzar kararı çıkarılması yine bazı basın organlarında manşetten duyrulmuştur. Fakat Sayın Oktar’ın kendisi adliyeye gidip ifade vermiş ve söz konusu karar bozulmuştur. Bu haberin de aynı şekilde söz konusu basın organlarında duyurulması gerekirken böyle birşey gerçekleşmemiştir. Çünkü bu psikolojik savaşın bir gereğidir ve sözkonusu odakların böyle bir haber yaptırması, kullandıkları savaş yöntemlerine uygun düşmemektedir. Bu çevrelerin yöntemi "çamur at, izi kalsın" mantığına dayanmaktadır. Oysaki ihzar kararı hergün yüzlerce mahkemede bir insanın mahkemeye gelmesi için alınan son derece olağan bir karardır. Ancak Sayın Adnan Oktar hakkında olduğu gibi böyle bir konuda hiçkimse hakkında sür manşetten haber yapılmamaktadır. Tüm bunlar güçlü bir fikre karşı yapılan psikolojik savaşın yöntemlerindendir. Sayın Adnan Oktar’a karşı uygulanan psikolojik savaşın gereği olarak uygulanan bir çok örnek mevcuttur bunlardan bir diğeri de söz konusu yayın organlarından bir tanesinin, Bilim Araştırma Vakfı aleyhine açılan davanın zamanaşımına uğraması kararının Yargıtay tarafından bozulması karşısında “Adnan Hoca Şimdi Yandı!” başlığını kullanmış olmasıdır. Sol çizgideki bir başka yayın organının Darwinist olduğu bilinen bir köşe yazarı ise “Adnan Hoca keşke yansa!” başlığıyla bu savaşa destek sağlamaya çalışmıştır. Dikkat edilirse, ortada Sayın Adnan Oktar’ın aleyhinde bir delil yoktur. Polis operasyonunun yapıldığı ve mahkemelerin başladığı zamandan bu yana tam 9 senedir aleyhte kullanılabilecek tek bir delil ortaya çıkmamıştır. Suçlamaların tümünün geçersizliği anlaşılmış ve Sayın Oktar her birinden beraat etmiştir. Fakat buna rağmen bir takım odaklar, akıl almaz ifadelerle düşmanlıklarını açıkça belirtmekte ve bu savaşı aleni şekilde sürdürmekten çekinmemektedirler.
Aynı şekilde Ebru Şimşek tarafından Sayın Adnan Oktar’a ve BAV camiasına yönelik olarak atılmış olan iftiralar da bu savaşa destek için kullanılmıştır. Bir kısım basın, aynı savaşın bir gereği olarak bu iftiraları kullanmış, bunları manşetten gündeme getirmiştir. Nitekim Ebru Şimşek’in attığı iftiraların tam anlamıyla birer yalandan ibaret olduğu mahkemece ispat edilmiş ve Sayın Adnan Oktar konuyla ilgili iddialardan aklanmıştır. Ebru Şimşek’in açıkça mahkeme önünde yalan söylediği kesin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Elbette bu sonuçlar da psikolojik savaşın kalesi olan yayın organlarında hiçbir şekilde dile getirilmemiştir. Ebru Şimşek’in yalana dayalı suçlamaları manşetten son derece taraflı yorumlarla verilirken, tüm bunların yalan olduğuna dair mahkeme kayıtları her nedense insanlardan itina ile gizlenmektedir.
Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen söz konusu psikolojik savaş çeşitli köşe yazarlarının da kuşkusuz dikkatinden kaçmamış, 1999 yılı operasyonu sırasında gerçekleştirilen haksız saldırının bir psikolojik savaş olduğunu Radikal gazetesinin yazarı İsmet Berkan bile itiraf etmiştir. Sayın Adnan Oktar’a karşı yöneltilen bu savaş ile ilgili olarak Berkan, “Bu savaşta soruşturmanın gizliliği ilkesine yer yok”, ifadeleriye yürütülen psikolojik savaş yöntemini açıkça dile getirmiştir. (*)
Özetle, 1986 yılından beri Sayın Adnan Oktar’a karşı devam eden psikolojik savaş, görüldüğü kadarıyla Sayın Oktar’ın materyalizme, ateizme ve Darwinizm’e karşı mücadelesi devam ettikçe sürecek gibi görünmektedir. Çünkü materyalist, komünist, Marksist çevreler, şimdiye dek kendi ideolojilerine karşı böylesine büyük ve kararlı bir fikri mücadele görmemişlerdir. Sayın Adnan Oktar’ın bu konudaki gücünü, aklını ve çalışmalarını hayranlık dolu bir korku ile izlemekte ve Allah yolunda gösterilen bu çabanın sonuca ulaşmakta olduğunu fark etmektedirler. Adeta bir panik yaşamakta, Darwinizm’e ve materyalizme karşı elde edilen bu üstün başarıyı engelleyebilmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ancak bu çevrelerin bilmedikleri bir gerçek vardır: Onlar, bu sahte yöntemlerle ne kadar vakit harcarlarsa harcasınlar, psikolojik engellemelere ne kadar başvururlarsa başvursunlar, mutlak galip gelecek olanlar, Allah’ın izniyle, Allah’ın taraftarlarıdır. İşte bu nedenle batıl yöntemlerle gerçekleştirilen bir mücadele, geçmişte ne kadar etkili görünürse görünsün mutlaka başarısız olacaktır. Allah’a güvenip dayanan Sayın Adnan Oktar, yıllar boyunca kendisine yöneltilmiş olan bu savaştan hiçbir şekilde materyalistlerin bekledikleri şekilde etkilenmemiş, bu saldırılar karşısında hep daha da güçlenmiştir. Bunun farkında olan bir kısım odakların korku ve endişeleri daha da artmakta, yenilgiden kaynaklanan çaresizlik ve acizlik üsluplarından hissedilmektedir.
(*) http://www.radikal.com.tr/2000/02/05/yazarlar/ismber.shtml
Bu psikolojik savaşı yürüten çevrelerin etkisi ve yönlendirilmesi ile Sayın Adnan Oktar’a karşı şimdiye kadar bir çok komplo kurulmuş, bir çok iftira atılmış ve pek çok karalama kampanyası başlatılmıştır. Bu çevreler Sayın Adnan Oktar hakkında verilen herhangi bir mahkeme kararını büyük puntolarla ve olumsuz ifadelerle manşetlere taşıtmış, ancak Sayın Adnan Oktar’ın, hakkındaki onca komploya rağmen bütün bu iddialardan mahkemeler yoluyla beraat alarak aklanması ile ilgili haberleri kamuoyundan gizlemişlerdir. İnsanlar, bu art niyetli yöntemin etkisi ile uzun bir zaman boyunca Sayın Oktar’a karşı yöneltilen suçlamalar nedeniyle açılan mahkemelerin sürmekte olduğunu zannetmişlerdir. Söz konusu suçlamaların birer iftira olduğu delillerle kanıtlandığı ve Sayın Adnan Oktar’ın tüm bunlardan aklanarak beraat ettiği gerçeği toplumdan uzun zaman gizlenmeye çalışılmıştır. Çünkü bu tür bir psikolojik savaşta kullanılan ana yöntemlerden biri, insanlara yalnızca söz konusu suçlamaların yer aldığı mahkeme haberlerinin bilgisinin verilmesi, bu suçlamaların geçersizliğine dair herhangi bir bilginin ise insanlara duyurulmamasıdır.
Bu psikolojik savaşı sürdüren kesim, Sayın Adnan Oktar hakkında 1986 yılında itibaren uygulanan tüm komploların da destekçisi konumundadır.
Bilim Araştırma Vakfı ve Sayın Adnan Oktar’a karşı yıllardır kesintisiz devam eden bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Belirli bir çevre tarafından yürütülen bu savaş, Sayın Adnan Oktar’ın materyalizm ve Darwinizm’e karşı mücadelesini hazmedememekten, gerçek ve doğruları ortaya çıkarmasını kabullenememekten kaynaklanan aciz bir yöntemdir. Sahte fikirleri insanlara psikolojik yöntemlerle inandırmaya çalışmak, gerçekleri ise aynı şekilde insanlardan gizlemeye çalışmak, doğru, dürüst ve samimi bir yaklaşımın değil, sahte ve taraflı bir yaklaşımın göstergesidir. Nitekim, onlarca yıl boyunca Sayın Adnan Oktar’a ve BAV camiasına karşı yürütülen karalama kampanyaları da bu psikolojik savaşın en önemli örneklerindendir.
Bu psikolojik savaşı yürüten çevrelerin etkisi ve yönlendirilmesi ile Sayın Adnan Oktar’a karşı şimdiye kadar bir çok komplo kurulmuş, bir çok iftira atılmış ve pek çok karalama kampanyası başlatılmıştır. Bu çevreler Sayın Adnan Oktar hakkında verilen herhangi bir mahkeme kararını büyük puntolarla ve olumsuz ifadelerle manşetlere taşıtmış, ancak Sayın Adnan Oktar’ın, hakkındaki onca komploya rağmen bütün bu iddialardan mahkemeler yoluyla beraat alarak aklanması ile ilgili haberleri kamuoyundan gizlemişlerdir. İnsanlar, bu art niyetli yöntemin etkisi ile uzun bir zaman boyunca Sayın Oktar’a karşı yöneltilen suçlamalar nedeniyle açılan mahkemelerin sürmekte olduğunu zannetmişlerdir. Söz konusu suçlamaların birer iftira olduğu delillerle kanıtlandığı ve Sayın Adnan Oktar’ın tüm bunlardan aklanarak beraat ettiği gerçeği toplumdan uzun zaman gizlenmeye çalışılmıştır. Çünkü bu tür bir psikolojik savaşta kullanılan ana yöntemlerden biri, insanlara yalnızca söz konusu suçlamaların yer aldığı mahkeme haberlerinin bilgisinin verilmesi, bu suçlamaların geçersizliğine dair herhangi bir bilginin ise insanlara duyurulmamasıdır.
Bu psikolojik savaşı sürdüren kesim, Sayın Adnan Oktar hakkında 1986 yılında itibaren uygulanan tüm komploların da destekçisi konumundadır.
Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse;
Sayın Adnan Oktar, kendisine karşı 1986 yılında yürütülen komplo neticesinde 10 ay akıl hastanesinde, 9 ay cezaevinde olmak üzere 19 ay tutuklu kalmıştır. Sayın Adnan Oktar’ın büyük yankılar uyandıran Yahudilik ve Masonluk adlı eserini yazıp yayınladığı döneme denk gelen bu komplo, Sayın Oktar’ın materyalizm ve ateizme karşı yürüttüğü fikri çalışmaları engellemek amacını taşıyordu. Çeşitli basın organlarının mesnetsiz haberleri ve iftiraları sonucunda cezaevine ve oradan da akıl hastanesine konan Sayın Adnan Oktar’a kitabın yayınlanmasına son vermemesi halinde bu baskıların devam edeceği tehdidi geldi. Kendisinin orada gördüğü baskı yalnızca güçlü fikri mücadelesini durdurması için yapılmış bir caydırma metoduydu. Ancak bu yöntem tam anlamıyla başarısız olmuştur. Sayın Oktar, savcılığın "ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını" belirtmesiyle beraat etmiş ve mahkemece serbest bırakılmıştır.
Bu başarısız komplonun ardından gelen 1991 tarihli kokain komplosu ise, Darwinist ve masonik çevrelerin karşı mücadelede her türlü haksız yönteme başvurabileceklerinin en önemli kanıtlarından biridir. Bu dönemde Sayın Oktar, masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli bir kitap çalışması yapıyordu. Sayın Oktar'ın annesiyle birlikte yaşadığı Ortaköy'deki evine gelerek arama yapan polisler, yaklaşık iki bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini attıkları 3. kitabın içinde bir paket kokain buldular. Bunun üzerine tutuklanan Sayın Oktar, 72 saat boyunca gözaltında tutuldu. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde 72 saat sonunda kokain testi için Adli Tıp Kurumu'na gönderildi ve bunun ardından Adnan Oktar'ın kanında kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda bulunduğu açıklandı. Ancak daha sonra ortaya konulan delillerin tümü, bu iftiranın sadece bir komplo olduğunu kanıtladı. yaklaşık 20 polis memurunun eve operasyon düzenlemesinden hemen önce Sayın Oktar’ın annesinin, komşusu ve apartmanın kapıcısı ile birlikte bütün evi temizlediği ortaya çıkmış ve bu kişiler olaydan sonra "Adnan Oktar'ın kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu" diye noter tasdikli bir ifade vermişlerdir. Ayrıca Adnan Oktar'ın kanında çıkan kokain yan maddesi konusu da, bilimsel ve adli delillerle çürütülmüştür. Adnan Oktar emniyette 72 saat kalmış, tahlil bundan sonra yapılmıştır. Elde edilen bulgular ise, böylesine yüksek bir dozun 72 saat önce alınmış olması durumunda ölümcül olacağını, dolayısıyla kokainin 72 saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu sırada alındığını gösteriyordu.Yani kokain, Adnan Oktar'a gözaltındayken, yemeğine karıştırılmak suretiyle verilmişti.
Bu durum, çok sayıda yerli ve yabancı kurumun yanısıra Türk Adli Tıp Kurumu’nun da kokainin gözaltında yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid etmesi ile kanıtlanmış ve Adnan Oktar mahkemede beraat ederek aklanmıştır. Fakat bu beraat, bir kısım medyada Sayın Oktar’ın tutuklanması haberi gibi yer almamış, hiçbir şekilde manşet yapılmamış adeta gizlenmeye çalışılmıştır.
Aynı çevreler 1999 yılında Sayın Adnan Oktar’ı çeşitli baskıcı yöntemlerle tekrar engelleme girişiminde bulundular. Sayın Adnan Oktar’ın Global Masonluk isimli kitabını yayınlamak üzere olduğu dönemde gerçekleştirilen bir operasyon sonucunda Sayın Adnan Oktar ve bazı Bilim Araştırma Vakfı mensupları gözaltına alındılar. Yapılan operasyondan güç alan bir kısım medya, psikolojik savaş yöntemlerini bu dönemde oldukça artırmışlardır. Operasyon sırasında hiçbir suç unsuruna rastlanmamış olmasına rağmen, çeşitli müzik kasetleri, dvd oynatıcılar, disket sürücüler çeşitli yayın organlarında sözde “şantaj aletleri” olarak gösterilmiştir.. Emniyette baskı altında alınmış olan yalan ifadeler, günlerce aynı odaklar tarafından gündem yapılmış, bu odakların kontrolünde olan yazılı ve görüntülü basın kanalları tarafından manşetlere taşınmıştır. Aylarca devam eden bu karalama kampanyası sırasında Sayın Oktar ve BAV mensupları hakkında akıl almaz iftiralar öne sürülmüş, hiçbir delil olmamasına rağmen Sayın Oktar ve BAV mensupları mesnetsiz iddialarla suçlanmışlardır. Söz konusu yayın organları, iddiaların kanıtlanmasına ihtiyaç duymamış, öne sürülen suçlamaların tümünü bir gerçekmiş gibi halkımıza yansıtmış ve açıkça yalan haber yapmışlardır. Bu çirkin provokasyonun bir sonucu olarak da Sayın Adnan Oktar, hiçbir geçerli hukuki delil öne sürülmeksizin 9 ay cezaevinde tutulmuştur.
Bu psikolojik savaş sırasında insanları en fazla etkileyecek konular özellikle seçilmiş, ahlaki dejenarasyon suçlamaları ortaya atılmış ve hiçbir delile başvurulmadan akla gelebilecek her türlü karalama yöntemi kullanılmıştır. İşin ilginç yanı ise, Sayın Adnan Oktar’ın, 12 Kasım 1999 tarihinde yaşanan baskın sonrasında gündeme gelen suçlamaların tümünden, mahkeme aşamasında elde edilen deilllerle aklanmış olmasına rağmen, bu sonucun aynı basın organlarında hiçbir şekilde gündeme getirilmemiş olmasıdır. Bu durum, söz konusu savaşın ardında karanlık bir yapılanmanın varlığını göstermektedir. Eğer söz konusu yayın organları samimi, dürüst ve tarafsız olsalardı, mahkeme aşamasında elde edilen adli sonuçları da aynı şekilde manşetten vermeleri gerekirdi. Fakat buna gerek duymamışlar, taraflı ve kasıtlı psikolojik savaşın bir yöntemi olarak yalnızca karalayıp yok etme yöntemine başvurmuşlardır.
Sayın Adnan Oktar’a karşı söz konusu psikolojik savaşın delilleri bunlarla sınırlı değildir. Örneğin 1999 polis operasyonu sırasında dönemin İçişleri Bakanı, Sayın Adnan Oktar ve fikirleri için “PKK’dan daha tehlikeli” ifadesini kullanmıştır. İnsanlara güzel ahlakı anlatan, Kuran’ı öğreten, iman hakikatlerini, Allah’ın yaratışındaki güzellikleri tüm dünyaya hatırlatan ve insanları Darwinizm ve komünizm tehlikesinden korumayı amaçlayan böyle üstün ahlaklı bir insanın PKK’dan daha tehlikeli olarak nitelendirilmesi açıkça Sayın Oktar’a karşı girişilen savaşın boyutlarını göstermektedir. PKK, komünist fikirleri yaymaya çalışan, dini inançları yok etme amacıyla hareket eden, masum insanları vahşice öldürmekten çekinmeyen, vatanımızı bölme niyetiyle ortaya çıkan bir terör örgütüdür. Yaşamını Allah rızasını kazanmaya adamış, komünizm ve terör ve bölücülüğün en büyük düşmanı olan Sayın Adnan Oktar ise, söz konusu psikolojik savaşın gereği olarak bu katil örgütten çok daha tehlikeli olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu, akla ve vicdana tamamen aykırı bir uygulamadır.
Aynı psikolojik savaş yöntemi başka şekillerde de kullanılmıştır. Örneğin Sayın Adnan Oktar hakkında, BAV ile ilgili son olarak devam eden davada bir sonraki celseye iştirak etmesi için ihzar kararı çıkarılması yine bazı basın organlarında manşetten duyrulmuştur. Fakat Sayın Oktar’ın kendisi adliyeye gidip ifade vermiş ve söz konusu karar bozulmuştur. Bu haberin de aynı şekilde söz konusu basın organlarında duyurulması gerekirken böyle birşey gerçekleşmemiştir. Çünkü bu psikolojik savaşın bir gereğidir ve sözkonusu odakların böyle bir haber yaptırması, kullandıkları savaş yöntemlerine uygun düşmemektedir. Bu çevrelerin yöntemi "çamur at, izi kalsın" mantığına dayanmaktadır. Oysaki ihzar kararı hergün yüzlerce mahkemede bir insanın mahkemeye gelmesi için alınan son derece olağan bir karardır. Ancak Sayın Adnan Oktar hakkında olduğu gibi böyle bir konuda hiçkimse hakkında sür manşetten haber yapılmamaktadır. Tüm bunlar güçlü bir fikre karşı yapılan psikolojik savaşın yöntemlerindendir. Sayın Adnan Oktar’a karşı uygulanan psikolojik savaşın gereği olarak uygulanan bir çok örnek mevcuttur bunlardan bir diğeri de söz konusu yayın organlarından bir tanesinin, Bilim Araştırma Vakfı aleyhine açılan davanın zamanaşımına uğraması kararının Yargıtay tarafından bozulması karşısında “Adnan Hoca Şimdi Yandı!” başlığını kullanmış olmasıdır. Sol çizgideki bir başka yayın organının Darwinist olduğu bilinen bir köşe yazarı ise “Adnan Hoca keşke yansa!” başlığıyla bu savaşa destek sağlamaya çalışmıştır. Dikkat edilirse, ortada Sayın Adnan Oktar’ın aleyhinde bir delil yoktur. Polis operasyonunun yapıldığı ve mahkemelerin başladığı zamandan bu yana tam 9 senedir aleyhte kullanılabilecek tek bir delil ortaya çıkmamıştır. Suçlamaların tümünün geçersizliği anlaşılmış ve Sayın Oktar her birinden beraat etmiştir. Fakat buna rağmen bir takım odaklar, akıl almaz ifadelerle düşmanlıklarını açıkça belirtmekte ve bu savaşı aleni şekilde sürdürmekten çekinmemektedirler.
Aynı şekilde Ebru Şimşek tarafından Sayın Adnan Oktar’a ve BAV camiasına yönelik olarak atılmış olan iftiralar da bu savaşa destek için kullanılmıştır. Bir kısım basın, aynı savaşın bir gereği olarak bu iftiraları kullanmış, bunları manşetten gündeme getirmiştir. Nitekim Ebru Şimşek’in attığı iftiraların tam anlamıyla birer yalandan ibaret olduğu mahkemece ispat edilmiş ve Sayın Adnan Oktar konuyla ilgili iddialardan aklanmıştır. Ebru Şimşek’in açıkça mahkeme önünde yalan söylediği kesin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Elbette bu sonuçlar da psikolojik savaşın kalesi olan yayın organlarında hiçbir şekilde dile getirilmemiştir. Ebru Şimşek’in yalana dayalı suçlamaları manşetten son derece taraflı yorumlarla verilirken, tüm bunların yalan olduğuna dair mahkeme kayıtları her nedense insanlardan itina ile gizlenmektedir.
Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen söz konusu psikolojik savaş çeşitli köşe yazarlarının da kuşkusuz dikkatinden kaçmamış, 1999 yılı operasyonu sırasında gerçekleştirilen haksız saldırının bir psikolojik savaş olduğunu Radikal gazetesinin yazarı İsmet Berkan bile itiraf etmiştir. Sayın Adnan Oktar’a karşı yöneltilen bu savaş ile ilgili olarak Berkan, “Bu savaşta soruşturmanın gizliliği ilkesine yer yok”, ifadeleriye yürütülen psikolojik savaş yöntemini açıkça dile getirmiştir. (*)
Özetle, 1986 yılından beri Sayın Adnan Oktar’a karşı devam eden psikolojik savaş, görüldüğü kadarıyla Sayın Oktar’ın materyalizme, ateizme ve Darwinizm’e karşı mücadelesi devam ettikçe sürecek gibi görünmektedir. Çünkü materyalist, komünist, Marksist çevreler, şimdiye dek kendi ideolojilerine karşı böylesine büyük ve kararlı bir fikri mücadele görmemişlerdir. Sayın Adnan Oktar’ın bu konudaki gücünü, aklını ve çalışmalarını hayranlık dolu bir korku ile izlemekte ve Allah yolunda gösterilen bu çabanın sonuca ulaşmakta olduğunu fark etmektedirler. Adeta bir panik yaşamakta, Darwinizm’e ve materyalizme karşı elde edilen bu üstün başarıyı engelleyebilmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Ancak bu çevrelerin bilmedikleri bir gerçek vardır: Onlar, bu sahte yöntemlerle ne kadar vakit harcarlarsa harcasınlar, psikolojik engellemelere ne kadar başvururlarsa başvursunlar, mutlak galip gelecek olanlar, Allah’ın izniyle, Allah’ın taraftarlarıdır. İşte bu nedenle batıl yöntemlerle gerçekleştirilen bir mücadele, geçmişte ne kadar etkili görünürse görünsün mutlaka başarısız olacaktır. Allah’a güvenip dayanan Sayın Adnan Oktar, yıllar boyunca kendisine yöneltilmiş olan bu savaştan hiçbir şekilde materyalistlerin bekledikleri şekilde etkilenmemiş, bu saldırılar karşısında hep daha da güçlenmiştir. Bunun farkında olan bir kısım odakların korku ve endişeleri daha da artmakta, yenilgiden kaynaklanan çaresizlik ve acizlik üsluplarından hissedilmektedir.
(*) http://www.radikal.com.tr/2000/02/05/yazarlar/ismber.shtml








