25 Mart 2008 Salı

Yeni Asır Gazetesinin Bediüzzaman'ın talebeleri ile röportajı

Mustafa Sungur: Allah gayretimizi arttırsın, istikamette muhafaza etsin!
Malûmunuz, Rusya’da, Rusça olan bazı Risâle-i Nur eserleri yasaklandı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Oradaki arkadaşlar, Risâle-i Nur’un daha çok yayıldığını ve okunduğunu söylüyor. Zaten, Rusça bazı eserler yasaklanmış. Diğer dillerdeki eserler serbest. Bir dönem dinsizliğin merkezi olan Rusya’da, şimdi Risâle-i Nur serbestçe basılıyor, okunuyor ve hâlâ neşrolunuyor. Bayramdır yani bu. Büyük bir fütuhattır. “Rus da dinsiz kalamaz. Geri dönüp Hıristiyan da olamaz. Olsa olsa, küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakikate dayanan ve hüccet ve delile istinad eden ve aklı ve kalbi ikna eden Kur’ân ile bir musalâha veya tâbi olabilir” mânâsı tahakkuk ediyor inşallah.

Abdullah Yeğin: İttihad-ı İslâm için, önce kalplerimiz ittihad etmeli.
1951’de Emirdağ’da Üstadımızın yanında olduğum sıralardı. Üstadımız hastaydı, yatıyordu. Elinde de küçük bir kitap vardı. Bu kitap, İstanbul’dan gelmiş kendisine. Yattığı yerden bu kitabı okuyor, bakıyor, karıştırıyordu. Sonra, birdenbire doğruldu ve dedi ki: “Bu kitap, benim hastalığımın devâsıdır.” Zaten Üstad, her ne zaman bir kitap veya mühim bir mevzu hakkında makale yazmışsa, bir hastalıktan sonradır veya hastalık esnâsındadır. Bir sıkıntıdan sonra bir ferahlık gelir o şekilde. Kitabı göstererek, “Bunu da tercüme edeceğiz” dedi. “Bu Hutbe-i Şâmiyeyi tercüme edeceğiz. Eli kalem tutanlar gelsinler” dedi. Çağırdık, dört kişi olduk. Üstadımız tercüme etti, biz de yazdık. Kaç saat sürdüğü hatırımda kalmadı. İşte, Hutbe-i Şamiye’nin ilk defa Türkçe’ye çevrilmesi bu senedir.
Sonra Hutbe-i Şamiye, kitap halinde çıktıktan sonra İstanbul’da çıkan bazı gazetelerin makalelerinden ilâveler, zeyller yapıldı. Kitap halinde teksir edildi. O zamanki Demokrat Parti’nin dindar mebuslarına gönderildi. Üstadımız diyordu ki: “Benden siyaset istiyorlar. Bu kitap, benim siyasetimdir.” Çünkü o, ittihad-ı İslâmdan bahsediyor. İslâm birliğinden, kalplerin birliğinden ve İslâm âlemindeki hastalıklardan bahsediyor. Bu esere çok ehemmiyet veriyordu Üstadımız.

Mehmet Fırıncı: Bediüzzaman Said Nursî 100 sene sonra yeni yeni anlaşılıyor.
Meşrutiyet (ikinci) ilân edildikten sonra Bediüzzaman, Doğudaki aşiretleri gezerek meşrutiyet ve hürriyetin güzelliğini anlatmış, daha sonra bunları Münâzarât isimli eserinde toplayarak neşretmişti. Sözkonusu eserinin bir yerinde "Eğer siz tembel kalıp da onun (meşrutiyetin) yolunu yapmazsanız, tembellik etseniz, yüz sene sonra tamamen cemâlini göreceksiniz" demektedir.

21 Mart 2008 Cuma

ADNAN OKTAR'IN BASIN TOPLANTISI (08.03.2008)





19 Mart 2008 Çarşamba

Harun Yahya'nın Anıtsal Eseri: Yaratılış Atlası - 19.06.2007 İtalya/Avvenire

İtalya'nın basın yayın merkezi Milano şehrinde kurulu, Roma Katolik Kilisesi'ne bağlı günlük gazete Avvenire, 19 Haziran 2007 tarihli sayısında Yaratılış Atlası ile ilgili ikinci bir habere yer verdi. Tirajı 100 bin'den fazla olan, İtalyanca gazetenin Fiorenzo Facchini imzalı haberinde şöyle aktarıldı:

... Türkiye’den Müslüman yazar Harun Yahya’nın (gerçek adı Adnan Oktar) anıtsal eseri Yaratılış Atlası da bu amaçla hazırlanmış ve yeryüzündeki canlılık tarihinin hiçbir evrimsel süreç olmaksızın yaratılışla açıklanmasını savunuyor...

Bu bilimsel eser (7 ciltlik bir serinin ilki) geçmişte yaşamış canlı türlerine ait son derece cazip fotoğrafik bir belge... Fosilleşmiş türlerin tanımlandığı kitapta, canlıların resimlerini göstererek evrimin gerçekleşmiş olamayacağı sonucuna varılıyor.

Evrime karşı yapılan sert bir eleştiri de, neredeyse yüz milyonlarca yıllık evrim sürecinde olduğu varsayılan ve belgelenmiş olması gereken ara formların bulunmuyor olması. Yazara göre bunun sonucunda çeşitli canlı türlerinin yaratılmalarını veya yok olmalarını Allah’ın doğrudan gerçekleştirdiğini kabul etmek gerekiyor. "Yaşamın tamamı mükemmel bir planın ürünüdür." (s. 751) Fakat "Allah’ın yaratmak için tasarıma ihtiyacı yoktur… O aynı anda tasarlar ve yaratır. Yalnız "Ol" demesi yeterlidir." (s. 627) Sıklıkla Kuran’a yapılan başvurular, dinin bilime yardımcı olduğunu gösteriyor…

Darwinizmin kaygı verici sonuçları olduğu söylenen, Nazizm, komünizm, terörizm, materyalizm nedeniyle yapılan suçlamalarla, "evrim aldatmacasına" karşı çıkış hareketlendiriliyor...

18 Mart 2008 Salı

Kazakistan da Neler Oluyor.com

KAZAKİSTAN CUMHURBAŞKANI SN. NURSULTAN NAZARBAYEV'İ HUKUKSUZLUK VE ZORBALIKLARA MÜDAHALEYE ÇAĞIRIYORUZ

TÜRK İŞ ADAMLARINA YÖNELİK
BASKILAR VE SALDIRILAR DURDURULMALIDIR

- Gazeteci-Yazar Hasan Cemal'in "…Demokrasi ve hukuk devleti hak getire, rüşvet ve yolsuzluk çıtası fena halde yüksek..." (Milliyet, 10 Nisan 2002) ifadeleriyle tanımladığı Kazakistan, Kazak mafyasının günden güne kontrolünü daha da arttırdığı, hukukun hiçe sayıldığı bir ülke haline gelmiştir.

- Kazakistan'daki mafya yapılanmalarının, başta Türk şirketleri olmak üzere Kazakistan'da yatırım yapan yabancı firmaları hedef alan saldırıları çok vahim boyutlara ulaşmıştır. Gasp, darp, silahlı baskın, zorla alıkoyma gibi zorbaca yöntemler kullanılarak, yabancı yatırımcılar Kazakistan'dan uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır.

- Kazak mafyası, ülkeyi yabancı şirketler için yatırım yapılabilecek bir yer olmaktan çıkararak, sanayi ve ticarette tekel olmayı hedeflemektedir. Bu nedenle ülkedeki pek çok yabancı yatırımcı, baskı, tehdit ve şantaja maruz bırakılarak Kazakistan'daki yatırımlarından vazgeçmeye zorlanmaktadır.

- Son birkaç yıldır ekonomisi zaten darboğazda olan Kazakistan Devleti, mafyanın günden güne artan etkinliği ve faaliyetleri sebebiyle iktisadi açıdan büyük bir çöküşe doğru sürüklenmektedir.

- Ülkenin demokratikleşme süreci Kazak mafyası nedeniyle geriye doğru işlemekte, Kazakistan günden güne despot mafya liderlerinin hüküm sürdüğü bir orta çağ devleti haline dönüşmektedir. Ülkenin dünya kamuoyundaki itibari ciddi anlamda zedelenmiştir. Bunun en büyük göstergesi “Kazakistan'da Sıkıntılı Dönem Başlıyor” (http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=34087) gibi başlıklarla basına da yansıdığı gibi uluslar arası şirketlerin paralarını Kazakistan'dan çekmesidir.

- Kazakistan'da, bazı mafya yapılanmalarının son derece planlı ve organize şekilde yürüttükleri bu faaliyetler artık iyice aleniyet kazanmıştır. Ülkede pasaportlara el koymak, firma görevlilerini rehin almak, işyeri mühürlemek, makinelere el koymak, anlaşmalarla belirlenmiş hak edişleri ödememek, ölümle tehdit etmek gibi yöntemler adeta günlük hayatın bir parçası haline gelmiştir.

Gece saat 10.00'dan sonra sokağa çıkmanın çok tehlikeli olduğu, ekonomik kriz nedeniyle hırsızlık ve gaspın sıradan olaylar haline geldiği Kazakistan'da, şantiyelerdeki güvenlik görevlileri geceleri kamyonlarla inşaat malzemeleri çalmaktadır. Hiçbir devlet dairesi rüşvet almadan iş yapmamakta, devlet ihalelerinde bile rüşvet vermeden hak edişlerin alınması mümkün olmamaktadır.

Ülkede faaliyet gösteren pek çok yabancı şirketi tedirgin eden bu durum kısa dönemde, Kazakistan'ın adının "can güvenliği riski taşıyan ülkeler" arasında anılmasına sebep olacak kadar ciddi boyuta ulaşmıştır. Ülkede faaliyet gösteren yabancı işadamları ciddi tehlike içindedir.

Son olarak yaşanan bir olayda, Kazakistan'ın Alma Ata şehrinde faaliyet gösteren BN-Pegasus yetkililerinden Tahsin Akkaş, bazı hukukdışı uygulamalara maruz bırakılmıştır. Kazakistan başta olmak üzere yurt dışında pek çok başarılı projelere imza atmış, iş çevrelerinde sevilen bir işadamı ve mimar olan Tahsin Akkaş, 11 Mart 2008 tarihinde hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın gözaltına alınmıştır. Gözaltı süresince çeşitli tehditlere maruz bırakılan Tahsin Akkaş, serbest bırakılır bırakılmaz Türk Büyükelçiliği'ne sığınmıştır. Tahsin Akkaş, Büyükelçilik kapısında bekleyen silahlı kalabalık bir grup sebebiyle saatlerce dışarıya çıkamamış, tam bir hukuk skandalı yaşanmıştır. Halen Kazakistan Devlet Başkanı'nın kardeşi ile evli olan Mayra Nazarbayeva'nın talimatıyla hareket ettiği bilinen Edgar Salduzi'nin bu olayda birinci dereceden rol oynadığı ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Mayra Nazarbayeva ile temasa geçilmiş ve yazılı bir anlaşma ile mutabakat sağlanmış, böylece Tahsin Akkaş'ın can güvenliği bir ölçüde sağlanmıştır. Tahsin Akkaş bu anlaşmaya istinaden, sığındığı Türk Büyükelçiliği'nden çıkmış, ancak can güvenliği endişesiyle evine gidememiştir. Anlaşmada mutabık kalınan hususlar 13 Mart gününde yine çiğnenmiş, Tahsin Akkaş sebepsiz yere yine emniyete götürülmek istenmiştir.

Hiçbir anlaşmanın ve hukuk kuralının dikkate alınmadığı bu süreçte adeta esir muamelesi gören arkadaşımız Tahsin Akkaş'ın can güvenliği konusunda ciddi endişelerimiz bulunmaktadır. Tamamen hukuk dışı olarak sürdürülen bu uygulamaların önüne geçilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını, Kazakistan Devlet Başkanı Sayın Nursultan Nazarbayev'den talep ediyoruz.

Tahsin Akkaş'ın Alma Ata'da BN Pegasus bünyesinde göreve başlamasından önce Ocak 2008'de, BN Pegasus Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Seçim Köse'ye ve şirket bünyesindeki Türk işçilere de saldırılarda bulunulmuş ve bu saldırıların arkasında aynı ismin olduğu ortaya çıkmıştır. Söz konusu saldırıda Seçim Köse ve çok sayıda işçisi yaralanmıştır. Bu saldırılar “Kazak Vahşeti Hortladı” ve benzeri başlıklarla basınımıza da yansımıştır.

Daha önce ENKA gibi başka Türk şirketlerine de saldırılarda bulunulan Kazakistan'da, bu gibi hukuksuz uygulamalar günlük hayatın bir parçası haline gelmiştir. ENKA Holding işçilerine Ekim 2006'da yapılan saldırılar hakkındaki gazete haberleri olayın vahametini ortaya koymaktadır:

"Kazakistan'da ENKA Holding'in şantiyesinde Kazak işçilerin saldırısına uğrayan Türk işçilerden bir grup yaralı özel uçakla Sabiha Gökçen Hava Limanı"na indi. Dehşet anını anlatan yaralı işçiler, "Bu bir katliamdı. Bizi öldürmek için her yolu denediler." İşçiler, Türk işçilere karşı olan planlı mafya türü bu saldırıda kayıp arkadaşları olduğunu söylediler. Kazakların, bazı arkadaşlarını vinçlere astıklarını, kapılarını açamadıkları konteynırların içine propan gazı sıktıklarını, konteynırları ateşe verdiklerini anlatan yaralı işçiler, hiçbir yetkilinin kendileriyle ilgilenmediğini ve can güvenliklerinin olmadığını söylediler." (24 Ekim 2006 tarihli Milliyet ve Akşam)

Kazak yönetimine yakın olmayı, Kazakistan milli menfaatlerine aykırı davranmak için ruhsat olarak kullanan kimselerin varlığı son derece tehlikelidir. Çünkü Kazak resmi makamlarının bilgisi dışında faaliyet gösteren bu gibi kimseler sadece bu ülkede ticari faaliyet yürüten şirketleri değil bizzat Kazakistan'ın iç güvenliğini tehdit eder hale gelmişlerdir. Kazakistan'ı bir mafya ülkesine dönüştürme sevdasında olan bu gibi odaklara karşı gerekli tedbirlerin alınmaması halinde ülkenin büyük bir kaosa sürükleneceğine kuşku yoktur.

Tüm bu konulara Kazakistan resmi birimlerinin ve özellikle Devlet Başkanı Sayın Nazarbayev'in ivedilikle el koyması ve gerekli tedbirleri alması elzemdir. Aksi halde ekonomik açıdan zor günler geçiren kardeş Kazakistan Devleti, yabancı yatırımcıların tamamen ülkeden çekilmesi sebebiyle büyük bir ekonomik buhranla karşı karşıya kalacaktır.

Erol Şimşek (BN Pegasus Yönetim Kurulu Üyesi)


Sayın Tahsin Akkaş'ın 15 Mart 2008 tarihli Basın Toplantısı

Modern Çağda Batıl Bir Din New Age







Yoga, meditasyon, reiki, Feng Shui, taoizm, fal, kehanet…

Son dönemde adını sıkça duyduğumuz batıl inanışlar…


Bu filmde bu sapkın inanışlar ve bunların çıkış noktası olan New Age hareketi incelenmektedir.

Bazı insanların bu yöntemlere başvurma nedenlerinden en önemlisi yaşadıkları hayatın karmaşasından, sıkıntılarından, stresinden uzaklaşabilmek, huzuru ve güveni bulmaktır.

Nitekim bu gibi batıl uygulamaların reklamlarında da genelde “iç huzur, ruhsal denge, iç barış...” gibi kavramlar kullanılmaktadır.

Birçok kişi de, içinde yaşadıkları toplumdaki acımasız, sevgisiz, çatışmacı, rekabeti ve bencilliği teşvik eden hayattan uzaklaşmak için bu batıl inanışları bir kurtuluş yolu olarak görme yanılgısına düşmektedir.

Oysa bu batıl inanışların insanların iç huzurunu ve ruhsal dengesini sağlaması mümkün değildir.

Tam aksine Uzak Doğu dinleri, insanları, taş ve tahtadan yapılmış putlardan yardım bekleyen, büyü ve batıl ritüellerle sorunlarına çözüm bulabileceğini zanneden, akıllı ve mantıklı hareket etme yeteneklerini kaybetmiş kimseler haline getirmektedir.

Şu açık bir gerçektir ki, insanların dünya üzerinde gerçek huzur ve mutluluğu bulmalarının, her türlü kötülükten, acımasızlıktan, karamsarlıktan ve mutsuzluktan kurtulmalarının tek yolu, Yaratıcımız olan Allah’a teslim olmak ve O’nun razı olacağı bir hayat sürmektir.

Allah bu durumu ayetlerde şu şekilde bildirir:

... Kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır... (Taha Suresi, 123-124)

Bilinmelidir ki, dünya ve ahiret hayatında gerçek mutluluk ancak Allah’a gönülden iman etmek ve Allah’ın ayetlerine uymakla mümkündür. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

“... Allah, Hakkın ta Kendisi’dir. O’nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir...” (Hac Suresi, 62)

HAZRETİ MEHDİ'NİN ÖZELLİKLERİ







Peygamber Efendimiz (sav), "Mehdi ile müjdelenin" (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 12) buyurarak, Hz. Mehdi'nin gelişini heyecan ve şevkle beklemenin, bu mübarek zat için hazırlık yapmanın önemine dikkat çekmiştir. Bir başka hadis-i şerifte ise iman edenlerin Hz. Mehdi'ye karşı göstermeleri gereken sevgi ve bağlılık şöyle ifade edilmiştir:

Sizden ona kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa ona gelsin. Ona katılsın. Zira o, Mehdi'dir. (İbn Mace, Fiten, B 34, H 4082; İbn Ebi Şeybe, c. VII, sf. 527; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 14)

Bu belgeselde Hz. Mehdi’nin Peygamberimiz (sav)’in soyundan geldiğini, sahip olduğu üstün ahlakı, yapacağı ilmi çalışmalarla İslam ahlakının tüm dünyada yaygın olarak yaşanmasına vesile olacağını, hadisler ışığında izleyeceksiniz.

Hz. Mehdi'nin Çıkış Alametleri: Doğu Tarafından Bir Ateşin Görülmesi

"İkdiddurer" isimli kitapta Mehdi'nin zuhur alametleri bahsinde geçiyor: Doğuda, semada üç gece görünen büyük bir ateşin çıkması. Mutad (alışılmış) şafak kızıllığı gibi olmayan bir kırmızılığın semada görülüp ufukta yayılması. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 32)

Doğudan üç veya yedi gün ardı ardına büyük bir ateş zuhur edecek, gökte karanlık görülecek, gökte alışılmış olan kırmızılığın aksine bambaşka bir kızıllık yayılacak. Yeryüzünün duyup anlayabileceği bir dille nida edilecek. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 166)

Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali (r.a.)dan rivayet edildi. Siz üç veya yedi gün, doğudan bir ateşi gördüğünüz zaman Al-i Muhammed'in çıkmasını bekleyiniz, inşaAllah-ü Teala, bir münadi Mehdi'nin ismi ile semadan nida edecek ki, doğuda batıda olan herkes bu sesi işitecek. Öyle ki korkudan uykuda olanlar uyanacak, ayakta olan çökecek, oturan ise ayağa fırlayacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman , s. 32)


Abd'deki Latinler Müslüman oluyor...

Chicago'daki Amerikan Müslüman Konseyi, Birleşik Devletler'de 200.000'den fazla Latin Müslüman olduğunu belirtmiştir. Bunların içinde İslam'a dönmüş olanların %60'ını kadınlar oluşturuyor. İslam'ı seçmelerinin nedenleri içinde yetiştikleri dinlerinin (genelde Katolik Hristiyan oluyorlar) kendilerini tatmin etmemesi veya Müslüman birisiyle evlenmeleri olduğunu belirtiyorlar. Şehirlerdeki camilerde Müslüman olan kadınların eğitilmesi için camiler özel sınıflar açılmaya başlanmıştır. Kadınlar İslami kıyafetler ile kendilerini daha korunmuş ve erkeklerin eskiden kendilerine yaptığı tacizci konuşmalardan kurtulmuş hissediyorlar.

http://religionblog.dallasnews.com/archives/2008/03/latinos-converting-to-islam.html

Matematikle Allah'ın varlığını ispatladı

Polonyalı bilim adamı, matematik ile Allah'ın varlığını ispatladı. Heller, bu ispatı ile dünyanın en pahalı ödülünü BM'de bir törenle aldı.

Polonyalı Katolik rahip ve aynı zamanda usta bir matematikçi olan Prof. Dr. Michael Heller, dünyanın en yüksek miktarlı akademik ödülünü Allah'ın varlığını Matematikle ispatladığından dolay kazandı.
TimeTurk'ün haberine göre, John Templeton Kuruluşunun kurucusu John Templeton, “Heller'in derin araştırmaları dini kavramlara ve bilim alanına yeni ufuklar açmıştır” dedi. Kurum, Heller'i kosmoloji ve filozofi ile matematik ve metafizik alanlarında üstlenmiş olduğu görev çizgisinden dolayı bu prestijli ödüle layık gördü.

Birleşmiş Milletler (BM)'nin New York'taki binasında yapılan ödül töreninde, ömrünün 40 yılını din ve bilimin uzlaşmasına adayan 72 yaşındaki Heller'e bu ödülün “manevi gerçeklerle alakalı araştırma ve keşfetme çalışmalarındaki ilerlemelerden” dolayı bu ödülün verildiği belirtildi.

Şu ana kadar bilim ve teoloji alanında 30 kitabı ve 400 akademik yazısı olan Heller, Cracow'da Pontifical Academy of Theology'de profesör olarak görev yapıyor.

Prof. Dr. Heller, “kâinatın bir başlangıcı olduğuna göre, bir yaratıcısı olmalıdır ve bu yaratma eylemi uzay ve zaman dışında gerçekleşmiştir. Kâinatın yaradılış nedenini soracak olursak, matematik kurallarının nedenlerini sorgulamak zorundayız. Bunu yaptığımızda da tekrardan Allah'ın kâinatı yaratma düşüncesine varıyoruz. Asıl sor ortaya söyle çıkıyor; hiçbir şey olmamaktansa neden bir şeyler var? Bu soruyu sorduğumuzda tüm diğer nedenler gibi bir nedeni sorgulamış olmuyoruz. Tüm muhtemel nedenlerin kökünü sorgulamış oluyoruz. Bilim; insan zihninin, Allah'ın zihnini okuyabilmek için, bizim ve yaratılan şu dünyanın etrafında olup bitenleri sorgulama yolunda kolektif bir çabadır” dedi.

Heller, kazandığı 1.6 milyon dolarlık ödülü, bilimsel ve teolojik çalışmalar yapan Cracow'daki Copernicus Merkezinin gelişimi için bağışlayacağını söyledi.

Şarap Beyine Zarar Veriyor

Çoğu zaman sıkıntılardan uzaklaşmak ve eğlenmek için tüketilen şarap beyne zarar veriyor, unutkanlığa neden oluyor. İngiltere'de yapılan araştırmada şarap kullanan kişilerin beyinlerinin hafıza bölgesinde küçülme saptandı. İngiltere'de Alkolle Mücadele Derneği tarafından yapılan bir araştırma şarabın söylendiği gibi kalbe faydalı bir etkisinin olmadığını tersine beyne zarar verdiğini ortaya koydu. Uzmanlar alkolün özellikle de şarabın beynin hippocampus (hafıza bölgesinde) yavaşlamaya sebep olduğunu ortaya çıkardı.

ALZHEİMER’İ HIZLANDIRIYOR

Alzheimer hastalığında ilk olarak hippocampus bölgesinin etkilendiğini kaydeden araştırmacılar şarap kullanımının bun daha da hızlandırdığını saptadı. Şarabın üretildiği üzümün çekirdeğinde bulunan antioksidanın kolestrolü düşürdüğünü belirten uzmanlar bunun için de şarap tüketmenin gerekli olmadığını üzüm yenilebileceğini kaydetti. Sonuçları Alkol ve Alkolizm dergisinde yayınlanan araştırmaya göre kadınların yüzde 36'sı şarap içerken erkeklerde bu oranın yüzde 21'de kaldığı saptandı.

UNUTKANLIK NEDENİ

Şarap kullanan ve kullanmayan kişilerin beyin taramalarında kullanmayanların daha sağlıklı olduğu belirlendi. Uzmanlar şarap kullanan kişilerin beyinlerinin hippocampus bölgesinde yüzde 10 oranında küçülme saptandı. Alkol tüketmeyen kişilerin hippocampus bölgeleri 3.85 mililitre, bira tüketenlerin 3.4 mililitre ve şarap tüketenlerin ise 2.9 mililitre olarak belirlendii. Bunun da yüksek oranda unutkanlığa yol açtığını belirten araçtırmacılar günlük koşuşturmaca içerisinde bireylerin ufak şeyleri dahi unutmasının büyük oranda alkolle ilgili olduğu ortaya çıktı.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=61782&cat=220&dt=2008/03/18

16 Mart 2008 Pazar

Vücudumuzun Hayat Kaynağı Kalp

Sizin için vücudunuzdaki bu sistemi ve hayati öneme sahip diğer tüm sistemleri yaratan, en kusursuz şekilde bedeninize yerleştiren Yüce Allah’tır. Sonsuz güç sahibi Allah, dünya tarihi boyunca yaşamış ve şu anda yaşayan tüm insanları aynı mükemmel sistemlere sahip olarak yaratmaktadır.

Bu filmde, bedeninizde durmaksızın dolaşan ve hücrelerinize her an hayat taşıyan kanın itici gücünü, yani kalbin sizin için ne kadar büyük bir nimet olduğunu görecek, onu Yaratan Rabbimiz’in varlığına ve kudretine bir kez daha tanık olacaksınız. Allah, yaratmasındaki kudretini dinimizin mukaddes kitabı Kuran'da şöyle haber verir:

"Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler." (İsra Suresi, 99)

14 Mart 2008 Cuma

Güzel Kazakistan.com

KAZAKİSTAN'DA KOMÜNİST KOMPLO

Kazakistan’da kendilerini başta Türk Milliyetçisi olarak tanıtan bir kısım kişiler daha sonra gerçek kimliklerini göstererek Komünistliklerini ilan ettiler.

Masonlarla işbirliği halinde olan bu Komünistler hiçbir neden yokken Türk Milliyetçileri ile aramızın açılması için komplo kuruyorlar.



BN – PEGASUS ŞİRKETİNDEN KAZAKİSTAN’DA SÜREN KEYFİ UYGULAMALAR HAKKINDA AÇIKLAMA


Kazakistan başta olmak üzere yurt dışında pek çok başarılı projelere imza atmış, iş çevrelerinde sevilen bir işadamı ve mimar olan Tahsin Akkaş 11 Mart 2008 tarihinde hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın Kazakistan Alma Ata’da gözaltına alınmıştır.

Gözaltı süresince çeşitli tehditlere maruz bırakılan Tahsin Akkaş serbest bırakılır bırakılmaz Türk Büyükelçiliği’ne sığınmıştır. Halen Kazakistan Devlet Başkanı’nın kardeşi ile evli olan Mayra Nazarbayeva’nın talimatıyla hareket ettiği bilinen Edgar Salduzi isimli kişinin bu olayda birinci dereceden rol oynadığı ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Mayra Nazarbayeva ile temasa geçilmiş ve yazılı bir anlaşma ile mutabakata varılmış, böylece Sayın Tahsin Akkaş’ın can güvenliği bir ölçüde sağlanmıştır. Fakat bu aşamadan sonra da Tahsin Akkaş, elçilik kapısında bekleyen kalabalık bir silahlı grup sebebiyle saatlerce dışarı çıkamamış, tam bir güvenlik ve hukuk skandalı yaşanmıştır. Bu grubun elçilik kapısından ayrılmasından sonra Tahsin Akkaş sığındığı Türk elçiliğinden çıkmış ancak evine gidememiştir.

Zira Tahsin Akkaş, bugün yine hiçbir gerekçe belirtilmeden emniyete götürülmek istenmiştir. Bunun üzerine Sayın Tahsin Akkaş tekrar Türk Büyükelçiliğine sığınmıştır. Elçilik yetkilileri Tahsin Akkaş’ın emniyete çağırılmasının gerekçesinin ne olduğunu sorduklarında Kazak emniyetince anlaşılır bir gerekçe söylenmemiş, sadece Tahsin Akkaş’ı “görmek istedikleri”, “sağ olduğunu bilmek istedikleri” söylenmiştir.

Bunun üzerine Türk büyükelçilik yetkilileri Tahsin Akkaş’ın emniyete gitmesine gerek bırakmayacak bir belgenin, Tahsin Akkaş’ın sağ olduğunu ve yaşanan olaylarla ilgili herhangi bir şikayeti vb olmadığını belirten bir beyanının elçilik ve noter onaylı olarak hazırlanarak gönderilmesini teklif etmiş, Kazak emniyet yetkilileri bunu kabul etmişlerdir.

Bunun üzerine Türk Büyükelçiliği üzerinde mutabık kalınan metni hazırlamış, Kazak emniyetine göndermiştir.

Ancak Kazak emniyet yetkilileri, elçilik onaylı ve noter tasdikli bu belge kendilerine geldikten sonra, Tahsin Akkaş’ın yine de emniyete gelmesinde ısrar etmişlerdir ve halen de etmektedirler.

Konunun bizim tarafımızdan Türk makamlarına aksettirilmesi ve Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere bu makamlarımızın konuyu etkili bir şekilde takip etmeleri üzerine, bu defa da “ses çıkarmayın, ezeriz” baskısı başlamış, Tahsin Akkaş’la görüşen Kazak muhatapları, olayı daha yayması halinde kendisini en az 15 yıl hapsedeceklerini söyleyerek tehdit etmişlerdir.

Hiçbir hukuki dayanağı olmayan, bu gibi tamamen keyfi uygulamalar bizleri ciddi biçimde tedirgin etmektedir. Zira Tahsin Akkaş’ın Alma Ata’da BN Pegasus bünyesinde göreve başlamasından önce, BN – PEGASUS’a iki ayrı saldırıda bulunulmuştur. Bunlardan birinde Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Seçim Köse fiili saldırıya ve darba maruz kalmış, diğerinde de şirketin işçileri yaralanmıştı. Bu saldırılar “Kazak vahşeti hortladı” gibi başlıklarla basına da yansımıştı.

Sonuç olarak Türk Makamlarından;

Sayın Tahsin Akkaş’a ve Kazakistan’da faaliyette bulunan tüm Türk iş adamlarına sahip çıkmalarını, orada maruz kaldığımız hukuksuz ve keyfi uygulamalara son verilmesi için Kazak makamları ve yetkilileri nezdinde konunun önemle ve aciliyetle takip edilmesini, devletimizin mimar Sayın Tahsin Akkaş’ı bu esaretten kurtarmasını talep ediyoruz.

BN – PEGASUS YÖNETİM KURULU ÜYESİ

EROL ŞİMŞEK

13 Mart 2008 Perşembe

KAMBRİYEN DÖNEMİ






Flv Dosyasını İndirmek İçin Tıklayınız.

English (THE CAMBRIAN AGE)

Darwin'in Acmazı Ruh.net



Bilim adamları, 20. yüzyılın başlarında bir şey keşfettiler: Madde bildiğimiz gibi değildi. Madde sert değildi. Madde renkli değildi. Koku, ses ve görüntü vermiyordu. Madde yalnızca bir enerjiydi. Oturduğumuz koltuk, dayandığımız masa, içinde bulunduğumuz ev, köpeğimiz, karşımızdaki insanlar, binalar, uzay, yıldızlar, kısacası tüm maddesel dünya, bir enerji şekli olarak vardı. Dolayısıyla madde üzerine kurulan tüm felsefeler, bu beklenmedik keşif ile bilimsel olarak çöktü. Bilim, insan bedeni içinde ama bedene ait olmayan, tüm fiziksel dünyayı algılayan ama kendisi fiziksel olmayan bir gerçeğin ispatını gösterdi: İnsan ruhunun.

Ruh, materyalistlerin iddiaları ile hiçbir şekilde açıklanamazdı. Canlılığın hayali evrimine sayısız uydurma hikaye üretmiş olan Darwinizm, ruhun varlığı karşısında suskundu. Çünkü ruh, madde değildi. Metafizik bir kavramdı. Metafizik ise, materyalistler için hiçbir şekilde kabul edilemezdi. Çünkü metafizik, onların sözde ilahlaştırdığı şuursuz olayları, tesadüfleri, bilinçsiz süreçleri ortadan kaldırmakta, bilinçli bir yaratılışın yani Allah'ın varlığının kanıtlarını sunmaktaydı. Zaten materyalistlerin eski Yunan'dan beri ruhun varlığına karşı mücadele vermiş olmaları da bundandı.

Eski Yunan'dan günümüze kadar süren bu mücadelenin artık hiçbir anlamı kalmamıştır. Çünkü insanı insan yapan, "ben benim" diyen varlık, yani ruh vardır ve Allah'a aittir. Bilim, her şeyin insan ruhuna izlettirildiğini, izlenen bu görüntüler dışında hiçbir gerçeklikten söz edilemeyeceğini kesin olarak ispat etmiştir. Bir başka deyişle bilim, tek mutlak Varlık'ın Allah olduğunu açıkça ilan etmiştir.



Bilimin bu ispatı, kuşkusuz materyalist felsefeyi ilahlaştıran zihinlerin ikna olması için önem taşımaktadır. Ama aslında, bilinç ve şuur sahibi olan her insan, üstün bir ruh taşıdığının farkındadır. İnsan, eğer akledebiliyorsa, sevindiği, düşündüğü, karar verdiği, muhakeme ettiği, neşelendiği, heyecanlandığı, sevgi duyduğu, acıdığı, endişelendiği, bir elmanın tadından zevk aldığı, bir müziği dinlemekten hoşlandığı, uçaklar inşa ettiği, gökdelenler yükselttiği, laboratuvarlar kurup kendisini incelediği sürece, bunların tümünü gerçekleştirenin kendi ruhu olduğunu anlayacaktır.

Ruh sahibi insan, başıboş yaratılmamıştır. Bu dünyadaki varlığının bir amacı vardır. Allah'ın ruhunu taşımakta ve bu dünyada imtihan olmaktadır. Yaptığı ve düşündüğü her şeyden sorumlu tutulacaktır. Yaşamında, Darwinistlerin iddia ettikleri şekilde bir rastgelelik, şuursuz tesadüfi olaylar ve amaçsızlık yoktur. Her şey Allah'ın dilemesiyle yaratılmıştır ve bunların tümü tabi olduğu imtihanın bir parçasıdır. Ölüm ile sonlanacak bu yaşamında geride bırakacağı sadece bedeni olacaktır. Ruhu ise, ruhun barınacağı gerçek hayat olan ahirette sonsuza kadar yaşayacaktır.

Bu, ruh sahibi olduğunun farkında olan, Allah'ı takdir edebilen her insan için büyük bir müjdedir. Ama Darwinistler, ruh sahibi olduklarını kabul etmedikleri sürece, bu gerçekten olanca güçleriyle kaçmaya devam edeceklerdir. Yaşamları boyunca inkar ettikleri Yüce Allah'ın huzuruna çıkacakları gerçeğine inanmaya direneceklerdir. Kendilerini, rastgele oluşmuş bir hücre yığını olarak görmeyi sürdürecek, DNA'ları keşfeden, atomun yapısını inceleyen, hücrenin derinliklerine inip hayranlık duyan insan bilinci karşısında ise bocalamaya devam edeceklerdir. İnsan ruhu, Darwin'in ve Darwin yandaşlarının büyük bir açmazıdır. İçinden çıkamadıkları, açıklayamadıkları, çözümsüz kaldıkları en temel gerçektir. Allah onları; maddeyi yok ederek, ruhun varlığını –onların inkar edemeyecekleri şekilde– bilimsel olarak ispat ederek yenilgiye uğratmıştır. Artık bu gerçeğe karşı getirecekleri tüm itirazlar geçersiz ve anlamsızdır.

Allah, ayetlerinde şöyle buyurur:

Allah'ı bırakıp kıyamet gününe kadar kendisine icabet etmeyecek şeylere tapandan daha sapmış kimdir? Oysa onlar, bunların tapmalarından habersizdirler. İnsanlar haşrolunduğu (bir araya getirildiği) zaman, (Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman kesilirler ve (kendilerine) ibadet etmelerini de tanımazlar. (Ahkaf Suresi, 5-6)

Darwinistlerin ve materyalistlerin şu gerçeği görmeleri gerekmektedir: Tek gerçek ve mutlak Varlık Allah'tır. Bu gerçek karşısında tüm batıl dinler çıkmazdadır. Tümü, boş birer aldanıştır, bir aldatmacadır. Allah, Yüce Kudreti ile tüm varlıkları kaplamıştır. Her şey O'na aittir, O'nun kontrolündedir. Ruhun varlığını ve yaratılmışlığı inkar etmek, bu gerçekleri değiştirmeyecektir.

Bu kitapta, materyalistlerin büyük yanılgısı, bunun bilimsel kanıtı, bu gerçek karşısında Darwinizm çıkmazı ve ruhun tereddütsüz varlığı konu edilmektedir. Ruhun algıladığı dünyanın yalnızca bir hayal olarak var edildiği ve tüm evrene hakim olan tek mutlak Varlık'ın, yerlerin ve göklerin Hakimi ve Sahibi olan Allah olduğu hatırlatılmaktadır. Bu gerçekleri görüp anlayan şuuru açık her insan, artık yaşadığı dünyaya farklı bir bakış açısı ile bakacak ve tek kurtarıcısının Allah olduğunu kavrayacaktır. İnsanın asıl hayat olan ahirette kurtuluşa ermesi için yapması gereken, işte bu anlayış doğrultusunda davranmaktır.

ALMAN ART KANALININ ADNAN OKTAR ILE YAPTIGI ROPORTAJ 9

ALMAN ART KANALININ ADNAN OKTAR ILE YAPTIGI ROPORTAJ 8

ALMAN ART KANALININ ADNAN OKTAR ILE YAPTIGI ROPORTAJ 7

ALMAN ART KANALININ ADNAN OKTAR ILE YAPTIGI ROPORTAJ 6

ALMAN ART KANALININ ADNAN OKTAR ILE YAPTIGI ROPORTAJ 5

ALMAN ART KANALININ ADNAN OKTAR ILE YAPTIGI ROPORTAJ 4

ALMAN ART KANALININ ADNAN OKTAR ILE YAPTIGI ROPORTAJ 3

ALMAN ART KANALININ ADNAN OKTAR ILE YAPTIGI ROPORTAJ 2

ALMAN ART KANALININ ADNAN OKTAR ILE YAPTIGI ROPORTAJ 1

ALMAN ART KANALININ ADNAN OKTAR ILE ROPORTAJI

10 Mart 2008 Pazartesi

DARWİN'İ YIKAN KAFATASLARI.COM



Darwin'in insanlarla maymunların ortak bir atadan geldikleri tezi, ortaya ilk atıldığı dönemde de sonraki dönemlerde de bilimsel bulgularla desteklenemedi. O zamandan bu yana, yaklaşık 150 yıldır, insanın evrimi masalını desteklemek için gösterilen bütün gayretler boş çıktı. Elde edilen fosiller, maymunların hep maymun, insanların da hep insan olarak var olduklarını, maymunların insanlara dönüşmediklerini ve maymunla insanın ortak bir ataya sahip olmadıklarını ispatladı. Gerek maymunların, gerek diğer canlıların, gerekse geçmişte yaşamış farklı ırklara ait insanların kafatasları üzerinde yapılan incelemeler, bu canlıların sahip oldukları tüm özelliklerle var olduklarını ve tarih boyunca hiç değişikliğe uğramadıklarını göstermiştir. Bunun anlamı, canlıların evrim geçirmedikleri, hepsini Yüce Allah'ın yarattığıdır. işte bu sitede asıl gerçeğin delilleri olan kafatası fosil örneklerini görecek, Darwinizm'in çöküşüne tanıklık edeceksiniz.

4 Mart 2008 Salı

3 Mart 2008 Pazartesi

Darwinist Panik: ÖĞRENCİLER EVRİM TEORİSİNE İNANMIYOR

Tüm dünyada yıllardır Darwinist eğitimle Yaratılış Gerçeğinden uzaklaştırılmaya çalışılan öğrencilere, Darwinist aldatmacaları telkin etmek artık neden mümkün olmuyor?

Darwinistlerin kabusu olan bu ilmi uyanış, nasıl gerçekleşti?

Evrim dogmasını körü körüne destekleyen akademisyenler ve diğer eğitimciler, Yaratılış Gerçeğini delilleriyle ortaya koyan öğrencilerine karşı neden suskun kalmayı tercih ediyor?


Başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyada son 30 yıldır Darwinizm'e karşı çok kapsamlı bir ilmi mücadele yürütülmektedir. Bu mücadelenin en etkili ve önemli sonuçları ise bugün ülkemizdeki ve dünyadaki öğrenciler üzerinde görülmektedir.

1970'li ve 80'li yıllarda;

* Tüm dünya ile birlikte ülkemizi de saran komünist düşünce ve evrim teorisi gerek liselerde gerekse üniversitelerde hakim güç iken;
* Dindar öğrenciler, inançlarından dolayı taciz ediliyorken;

* Üniversitelerde özellikle akademisyenler ve öğrenciler arasında saldırgan ateist ve materyalist akımlar hakimken;

* Hatta, öğretim üyelerinin bir kısmı, derslerinde konuyla bağlantısız olmasına rağmen hemen her fırsatta materyalist felsefe ve evrim teorisinin propagandasını yapıyorken; günümüzde durum tam tersine dönmüştür.

Öncelikle Türk gençleri tarihin en büyük bilim sahtekarlığı olan evrim teorisine karşı bilinçlenmiştir. Daha önceki kuşakların aksine körü körüne evrim teorisine inanmayı reddeden Türk gençlerini, sayıları büyük bir hızla artan dünya gençleri izlemektedir. Tüm dünyada öğrenciler kendilerine verilmeye çalışılan Darwinist eğitime bilimsel kaynaklarla karşı çıkmakta ve Yaratılış Gerçeğini savunmaktadır. Bugün Darwinist çevrelerde yaşanan büyük paniğin, hayal kırıklığının ve mağlubiyet hissinin temelinde dünya tarihinde önemli bir dönüm noktası olan bu gerçek yatmaktadır. Evrim teorisi sahtekarlığına karşı tüm dünyayı etkisi altına alan bu ilmi uyanış, bugün artık açıkça görülmektedir. Dünya basınında çıkan son haberler, yapılan araştırmalar, düzenlenen kamuoyu yoklamaları artık gençlerin evrim teorisine karşı çıktığını ve maneviyata yöneldiğini göstermektedir.

* İşte evrim teorisinin tarih sahnesinden silinmesine vesile olan benzersiz sürecin aşamaları:

Evrim Teorisiyle İlmi Mücadelede Benzersiz İlkler

Tüm dünyadaki Darwinist çevreleri büyük bir paniğe uğratan Yaratılış Atlası’nın yazarı Sayın Adnan Oktar, özellikle materyalizm ve ateizmin dayanak noktası olan evrim teorisinin çökertilmesine özel önem vermiştir. Zira, Sayın Oktar evrim teorisinin ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren, ateist ve materyalist akımlar tarafından sahiplenildiğini görmüştür. İşte bu amaçla, öncelikli olarak yüzyılı aşkın bir zamandır insanları etkisi altına alan ve onları din ahlakını yaşamaktan uzaklaştıran bu aldatmacanın geçersizliğini ispatlama konusundaki çalışmalar üzerine yoğunlaşmıştır.

www.darwinistleresorun.com
Gençler, öğretmelerinize bu sitedeki soruları sorarak Darwinizm’in açmazlarını görebilirsiniz.

Sayın Adnan Oktar, sözde bilim adına ortaya çıkan evrim teorisinin gerçek yüzünü ortaya koymanın en etkili yolunun yine bilimin kendisi olduğunu düşündüğü için 1980’li yılların başında evrim teorisinin hiçbir bilimsel değeri olmadığını ve bir aldatmacadan ibaret olduğunu ortaya koyan kapsamlı bir ilmi mücadele başlatmıştır. Bu ilmi mücadelenin başlangıç noktası ise; Sayın Oktar’ın geniş çaplı araştırma ve çalışmalarının bir özeti olan Evrim Teorisi adlı bir kitapçık çıkartması ve bu kitapçığı üniversite öğrencilerine ücretsiz olarak dağıtması olmuştur. Bu çalışmanın ardından Sayın Oktar’ın yıllar içinde evrim teorisine cevap olarak hazırladığı diğer kitapları da teveccühle karşılanmış ve bugün evrim teorisinin çökertilmesinde gelinen noktanın temel dayanağı olmuştur. Ayrıca;

* Tamamen bilimsel veriler doğrultusunda hazırlanan ve evrim teorisinin sahtekarlığını gözler önüne seren kitapların tüm Türkiye’de ücretsiz olarak milyonlarca adet dağıtılması;

* Sayın Adnan Oktar’ın eserlerinden yararlanılarak hazırlanmış 32 ayrı dildeki 300’den fazla internet sitesinde, yediden yetmişe herkes tarafından rahatça anlaşılacak şekilde düzenlenmiş zengin bir kaynak sunulması ve bu sitelerde Harun Yahya’nın tüm eserlerinin ücretsiz olarak yayınlanması;

* Türkiye ile birlikte dünyanın en tanınmış üniversiteleri de dahil olmak üzere Avustralya’dan Kanada’ya, İngiltere’den Malezya’ya kadar pek çok yerde evrim aldatmacasını anlatmak üzere yapılan ve sayısı bugün 2500’ü aşan konferanslar;

* Ülkemizin çeşitli şehirleri ile birlikte Amerika’da da ücretsiz olarak ziyaret edilebilen, dünyanın farklı bölgelerinden gelen milyonlarca yıllık “Biz evrim geçirmedik, yaratıldık” diyen fosillerin sergilendiği ve dünya tarihinde bir ilk olan “Yaratılış Müzeleri”;

* Muazzam içeriği ve baskı kalitesiyle evrim teorisinin maskesini düşürerek bütün dünyada yankı uyandıran; ulaştığı her ülkede yabancı basının ifadesiyle “İdeolojik Deprem” meydana getiren; evrim teorisinin bilim tarihinin en büyük aldatmacası olduğunu içeriğindeki milyonlarca yıllık fosil örnekleri ile gözler önüne seren “Yaratılış Atlası”;

* Sayın Adnan Oktar’ın eserlerinden ve makalelerinden faydalanılarak hazırlanan ve her ay ücretsiz bir kitap ile okurlarına sunulan, bugüne kadar 6 milyonluk tiraja ulaşmış olan İlmi Araştırma ve İlmi Mercek dergileri;

* İnternet sitelerinden her ay yaklaşık olarak 1 milyon adet indirilen ve İslam ahlakının önemini, Darwinizm’in dayanaksız bir safsata olduğunu ve Sosyal Darwinizm’in acımasızlığını gözler önüne seren belgesel filmler; insanların imana yönelmelerine, milli ve manevi değerlerine sahip çıkmalarına ve Darwinizm'in büyüsünden kurtulmalarına vesile olmuştur.

Harun Yahya Eserlerinin Vesile Olduğu İlmi Uyanış


* Özellikle Türkiye'de bu ilmi mücadele çok güzel sonuçlar doğurmuş, Türk gençliği, milli ve manevi değerlerine sahip çıkarak, ateist ve bölücü ideolojilere yönelmekten kurtulmuştur.

* Bu eserler ülkemiz gençleri gibi tüm dünyadaki gençlerin de evrim aldatmacasına karşı bilinçlenmesinde büyük rol oynamıştır.

* 1970’li ve 80’li yıllarda tüm dünya ile birlikte ülkemizi de saran komünizm, materyalizm ve Darwinizm gibi belalar, öğretim kurumlarında artık kendilerine taraftar bulamamaktadır.

* Geçmişte evrime karşı güçlü bir ses olmadığı için Darwinist fikirlerin etkisi altında kalan kimseler, bu konularda adeta tartışmaya can atıyorlardı. Onları bu konuda hevesli hale getiren en önemli faktör ise karşılarında, evrim teorisine karşı sürdürülmesi gereken fikri mücadele konusunda yeterli bir donanıma sahip olmayan insanların bulunmasıydı. Ancak insanlar özellikle de gençler bu konuda bilinçlendikçe bu durum tam tersine dönmeye başladı. Yıllar önce Sayın Adnan Oktar’ın okulda her fırsatta evrim propagandası yapan akademisyenlere en sağlam delillerle yanıt vermesi ve bir süre sonra bu akademisyenlerin Sayın Oktar’ı görünce yolunu dahi değiştirmesi, bugün tüm dünyadaki öğrencilerin geldiği noktanın bir başlangıcıydı. Yaratılışa inanan ama suskun kalan veya inançlarını savunmak için yeterli donanıma sahip olmayan öğrenciler, Adnan Oktar’ın evrimcilerin tüm iddialarını bilimsel olarak çürüten çalışmaları vesilesiyle cesaretlendiler ve okul yıllarında Sayın Oktar’ın yaptığı gibi kendilerine empoze edilmeye çalışılan fikirleri sorgulamaya başladılar.

* Bugün Türkiye başta olmak üzere çok sayıda önemli ülkede öğrenciler, kendi okullarında Darwinist eğitime karşı aynı bilimsel duruşu göstermektedirler. Öğrenciler Sayın Adnan Oktar’ın eserlerindeki üslubu, evrimi çürütme yöntemlerini ve verdiği örnekleri de kullanarak Yaratılış inancını büyük bir kararlılıkla savunmaktadırlar.

* Sayın Adnan Oktar’ın başlattığı evrim karşıtı ilmi mücadele dünyanın dört bir yanındaki Yaratılışa inanan bilim adamı, eğitimci ve yazarları da etkilemiş ve şevklendirmiştir. Onların da katkılarıyla bugün evrim teorisi ve taraftarı olan evrimci bilim adamları büyük bir darbe almıştır.

* Bu konunun önemi bugün dünya siyasetinde de daha iyi anlaşılmaktadır. Örneğin Kasım 2008 tarihinde ABD’de yapılacak olan başkanlık seçimlerinde dahi başkan adayının evrim teorisine inanıp inanmaması belirleyici rol oynamaktadır. Iowa eyaletinde bir partinin başkan adaylığı için ön elemeyi “evrim teorisine inanmadığını açıklayan” papaz Mike Huckabee’nin kazanması, evrimi destekleyen bazı çevrelerde rahatsızlık uyandırmıştır. Bu nedenle de evrime inanmayan bir ABD başkanının tüm bilimsel gerçeklere duyarsız kalacağı gibi tamamen gerçek dışı bir iddia ortaya atmışlardır. 1 Oysa Yaratılış inancı bilimle çelişmez ve birtakım asılsız iddiaların aksine bilimsel gelişmelerin önünü açar. Bundan herhangi bir şekilde endişe duymanın yersiz olduğu açıktır. Modern bilimin temelleri zaten yaratılış gerçeği üzerine kuruludur. Evrenin bir plan dahilinde yaratılmış olduğu ve bir Yaratıcı’nın belirlediği sistematik ilkelere göre hareket ettiği düşüncesi insanları evreni araştırmaya yöneltmiş, bilimsel araştırmayı mümkün kılmıştır.

Ayrıca Avrupa Konseyi’nde “Avrupa okullarında Yaratılış Gerçeğinin okutulmasının mutlak surette engellenmesini” öngören bir karar alınması; Avrupa’nın yanı sıra dünyanın çeşitli ülkelerinde de sıcak bir gündem oluşturan bu konunun tartışılması; Yaratılış Gerçeğinin anlatılmasına yasaklamalar getirerek fikre fikirle karşılık veremeyen materyalist zihniyetin acizliğinin deşifre olması evrim aldatmacası karşısında ortaya çıkan bu ilmi uyanışın bir sonucudur.

SONUÇ: Evrime İnanmayan Öğrencilerin Oluşturacağı Yeni Nesil Dünya Çapında Çok Önemli Değişimlere Vesile Olacak


Dünyanın pek çok ülkesinde evrim teorisine karşı yaşanan ilmi uyanış, dünya tarihinde yeni bir döneme girildiğinin en önemli işaretlerindendir. Dünyaya yayılmış olan Darwinist-materyalist eğitim sisteminin bir sonucu olarak yaşanan şiddetli ahlaki dejenerasyon, okullarda sık sık gerçekleşen şiddet olayları, gençlerin verimsiz ve tehlikeli bir hale bürünmesine ve sağlıklarını kaybetmelerine neden olan madde bağımlılıkları Yaratılış Gerçeğinin yayılması ile birlikte tamamen son bulacaktır.

Dünyaya tesadüfen ve boş yere gelmediklerinin, kendilerini Yüce Allah’ın yaratmış olduğunun ve Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği güzel ahlaka göre yaşamalarının gerçek huzurun ve mutluluğun kaynağı olduğunun bilincinde olan bir nesil, günümüzde ihtiyaç duyulan kardeşlik, huzur ve barışın hayata geçirilmesine önemli bir katkı sağlayacaktır. Ateizmden kurtulan dünya gençleri sahip oldukları inançlı, adaletli, iyiliksever, insaniyetli ve vatansever ahlakla Allah’ın izniyle dünyanın, çok yakın olan, aydınlık günlerine ulaşılmasına vesile olacaklardır. Bir ayette şöyle buyrulur:

“Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile.” (Saff Suresi, 9)

Dünya Geçlerinin Evrim Teorisini Reddettiğine Dair Haberler

* FRANSA, POLITIS, 18-24 EKİM 2007
"FRANSIZ ÜNİVERSİTELERİ'NDE EVRİM TEORİSİ SORGULANMAYA BAŞLANDI"


Fransa'nın haftalık haber dergilerinden Politis, 18-24 Ekim 2007 tarihli sayısında kapak konusunu "Darwin'e Karşı Yaratılışçı Atak" başlığı ile evrim karşıtı yaratılışçı çalışmalara ayırdı. Ingrid Merckx'in dört sayfada incelediği konuda, asıl olarak Yaratılış Atlası'nın Fransa'daki etkileri üzerinde duruldu. Yaratılış Atlası'nın ülkede yaygınlaşmasının ardından, ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN ARTIK EVRİM TEORİSİNİ SORGULAMAYA BAŞLADIĞI bildirilerek şunlar ifade edildi:

"Üniversiteler bu durumun farkına çok geç vardılar. ÖĞRENCİLERİNİN BİR GÜN KENDİLERİNE BU SORULARLA GELMESİNİ HİÇ BEKLEMİYORLARDI."


* FRANSA, LE FIGARO, 18 EKİM 2007
"FRANSIZ ÖĞRENCİLER EVRİM TEORİSİNE KARŞI DİRENİYOR"

Fransa'nın günlük lider gazetelerinden Le Figaro gazetesi, 18 Ekim 2007 tarihinde Yaratılış Atlası'nın Fransa'daki etkilerini yeniden değerlendirdi. 400.000 tirajlı gazetedeki söz konusu haber, "Darwinizm Tartışması Fransa'da Gittikçe Yaygınlaşıyor" başlığı ile yer aldı. Fransa'da "DERSLERİN İÇERİĞİNİ PROTESTO EDEN ÖĞRENCİ SAYISININ GİTTİKÇE ARTMASINDAN" ve "BAZI ÖĞRENCİLERİN ISRARLI SORULARINA KARŞI NASIL CEVAP VERECEKLERİNİ BİLEMEYEN ÖĞRETMENLER"den bahsedilen haberde, "Yıllardır ABD'yi kasıp kavuran insanın yaratılışı tartışması, Fransız okullarını da sallamaya başladı." ifadeleri kullanıldı. Le Figaro gazetesi, Fransa'daki öğrencilerin evrim teorisine karşı tepkisini ise şöyle anlattı:

“Başka bir eğitmen, bir tarih öğretmeni, kontrol ettiği ödevler arasında, internetten araştırılarak yapılmış ve neredeyse yarısını, ÖĞRENCİLERİNİN İNATLA DESTEKLEDİĞİ YARATILIŞ teorisinin oluşturduğu, bir ödeve rastladı. Bu tür konular genç Müslümanları, bazı Adventist Protestan kiliselerine bağlı öğrencileri, özellikle genç Yahova şahitlerini, aynı zamanda Katolikleri ve genç Yahudileri etkiliyor. Paris'in geleneksel Yahudi mahallelerindeki okullarda eğitim veren bazı öğretmenler, artık "EVRİM TEORİSİNE KARŞI GİTTİKÇE DAHA BELİRGİNLEŞEN BİR DİRENME" hissettiklerini bildiriyorlar...”

* AVRUPA ULUSLARARASI BİYOETİK BİRLİĞİ STUDIA BIOETICA DERGİSİ

Avrupa Uluslararası Biyoetik Birliği (EUROPEAN ASSOCIATION OF GLOBAL BIOETHICS) tarafından yayınlanan Studia Bioetica dergisi Nisan sayısında 'Evrimi öğretmek tehlikede mi?' başlıklı bir haber yayınladı. Brüksel Free University'den Charles Susanne tarafından hazırlanan yazının giriş bölümünde bu haberin neden yapıldığı ile ilgili olarak şu yorum yer alıyordu:

"Bu yazı evrim eğitimi ve din arasındaki güncel bağlantıyı incelemek için yazılmıştır. Polemik yaratma amacında değildir, bilgilendirme amacı gütmektedir... BELÇİKA'NIN ORTA DERECELİ OKULLARINDA VE AYNI ZAMANDA BENİM ÜNİVERSİTEMDE BAZI ÖĞRENCİLER EVRİMİN, ÖZELLİKLE DE İNSAN EVRİMİNİN ÖĞRETİLMESİNE TEPKİ GÖSTERMEKTEDİRLER. Bu nedenle bu tepkiyi ve sosyal problemi incelemeyi ilginç buldum..."

* AVUSTRALYA ABD RADYOSUNDA HARUN YAHYA

Avustralya'da ulusal yayın yapan ABC Radio'da, Haziran 2006 tarihinde Harun Yahya'nın belgeselleri ile ilgili bir program yer aldı. Programda Harun Yahya'nın eserlerini temel alan belgesellerden bölümlere yer verildi ve sunucu Margaret Coffey bu bölümler üzerine çeşitli yorumlarda bulundu. Programa Yeni Güney Galler'de yerleşik bir paleontolog ve Avustralya İslami Eğitim Vakfı'nın bir direktörü olan Gary Dargan da katıldı. Programın bir bölümünde yer alan ifadeler şu şekildedir:

Gary Dargan: Harun Yahya'nın görüşleri, Müslüman dünyası tarafından çok çok güçlü bir biçimde kabullenildi. Örneğin Nijerya'da Harun Yahya'nın ders kitapları şu anda biyoloji müfredatı olarak okutulmakta. AVUSTRALYA'NIN YENİ GÜNEY GALLER EYALETİNDE bir lise biyoloji öğretmeni benimle temasa geçerek, şunu söyledi: "ÇOK SAYIDA MÜSLÜMAN ÖĞRENCİM VAR, BANA HARUN YAHYA'DAN ALINTI YAPIYORLAR VE BÜTÜN BU EVRİM OLAYININ UYDURMACA OLDUĞUNU SÖYLÜYORLAR; "BUNU ÖĞRENMEKLE VAKİT KAYBETMEYECEĞİZ" DİYORLAR."

* İSVİÇRE, LE TEMPS, 16 NİSAN 2007
"DARWINİZM'İN GİTTİKÇE DAHA ÇOK YENİLGİYE UĞRADIĞI TÜRKİYE"

İsviçre'nin Cenevre kentinde Fransızca olarak basılan Le Temps gazetesi, 16 Nisan 2007 tarihinde Yaratılış Atlası ile ilgili ikinci bir habere yer verdi. 150 bin okuyucusu olan İsviçre'nin bu lider gazetesinde Atlas'tan, evrim teorisine karşı "ani ve güçlü bir saldırı" olarak bahsedilen yazıda şöyle bildirildi:

Türkiye'de, Darwinizm’e karşı ilmi mücadele hemen hemen kazanılmış durumda. Science dergisinde yayınlanan ve Michigan Üniversitesi'nde yapılan, 32 ülkeyi içeren incelemede Türkiye, Darwinizm'in en az ciddiye alınan ülkesi olarak belirtildi. Türk Bilimler Akademisinin açıklamasına göre öğrencilerin sadece %5'i evrim teorisine inanırken, %20'si teorinin yetersiz olduğunu düşünüyor ve %75'i de teoriyi temelsiz buluyor.

* İTALYAN GAZETESİ CORRIERA DELLA SERA

İnternet üzerinden yayın yapan bir İtalyan haber sitesinde, 4 Haziran 2007 tarihinde, aynı gün İtalya'nın en büyük gazetesi olan Corriera della Sera'da yer alan bir habere yer verildi. Haberde şu ifadeler yer aldı:

...OKTAR'IN GÜÇLÜ STRATEJİSİ ETKİLİ OLDU: Türkiye'de Bilimler Akademisinin yaptığı bir anket sonucu bugün TÜRK ORTA-LİSE OKUL ÖĞRENCİLERİNİN %75'İ EVRİM TEORİSİNE İNANMIYOR... Aynı zamanda Avrupa'da, kaleleri Amerika olan Hıristiyan kaynaklı yaratılışçılar ve bizi Yaratılış Atlası'yla işgal eden İslam kaynaklı yaratılışçılar arasında bir yarış başladı. İkisinden hangisinin üstün geleceğini bilemiyoruz ama kesin olarak bildiğimiz şey bizim kaybedenler olacağımız..."

* HARUN YAHYA'NIN YARATILIŞ KONULU ÇALIŞMALARI AMERICAN SCIENTIFIC DERGİSİNDE

Dünyaca tanınmış bilim dergisi American Scientific'in geçtiğimiz ay Avrupa'da yayınlanan sayısında, Avrupa'daki ve Türkiye'deki yaratılış konulu faaliyetlerle ilgili bir haber yer aldı. Yazının en geniş bölümü ise Harun Yahya müstear ismiyle tanınan yazar Adnan Oktar ve faaliyetlerine ayrıldı. Dergide Adnan Oktar'ın "Darwinizm" konulu çalışmalarının etkisi şu şekilde tarif ediliyordu:
“... Birkaç senedir Yaratılışı savunan bir kitap mevcut. 'Evrim Aldatması' adlı kitap, yılda milyonlarca satılıyor. Bu kitap bizde de büyük etki uyandırıyor.

Profesör Leirs, evrim biyoloğu, Anwers Üniversitesi'nde geçen ders yılı evrim dersleri uygulamış. "DERS SONRASI BAZI MÜSLÜMAN ÖĞRENCİLER HARUN YAHYA'NIN BU KİTABI İLE YANIMA GELDİLER. BEN BU KİTABI BİLMEDİĞİM İÇİN ONLARI YANITLAYAMADIM. Sonra kitabı incelemeye başladım ve evrim teorisine karşı olduğunu gördüm. Allah doğruydu ve Darwin yanlıştı. Kitabın ana düşüncesi buydu. Bu kitap bunu tüm genç Müslümanlara öğretiyor.

Amsterdam Bağımsız Üniversitesi de geçen yıl Harun Yahya'nın bu eseri ile tanıştı. MÜSLÜMAN ÖĞRENCİLER BİYOLOJİ DERSLERİNDE YAZARIN İNTERNETTEKİ ESERLERİNDEN FAYDALANMIŞLAR.”
http://liberalvaluesblog.com/?p=2659

Bugün Türkiye, dünyanın Darwinizm karşıtı bir numaralı ülkesidir. Türk halkı Darwinizm’in aldatmacalarına karşı bilinçlenmiştir ve yapılan araştırmalar da bu gerçeği açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu gerçeğin Batıda yayınlanan en ciddi dergi ve gazetelerde yer alması ise yerli evrimcileri adeta çileden çıkarmış, materialist çevrelerde büyük bir panik havasının hakim olmasına neden olmuştur.

* “Türkiye’de Evrim Kuramı Öğretimi Tartışmasında Öğretmenlerin Konumu” İsimli Araştırmadan
“Türkiye’de Evrim Kuramı Öğretimi Tartışmasında Öğretmenlerin Konumu” isimli bir araştırmanın sonuçları, Türkiye'de öğrencilerin yanısıra genç öğretmenlerin de artık evrim teorisine inanmadıklarını açıkça ortaya koyuyor. Bu araştırma kapsamında yapılan bir anketin bazı çarpıcı sonuçları şu şekildedir:

ÖĞRETMENLER EVRİM ANLATMAKTA ZORLANIYOR

* Öğretmenlerin %68’i, evrim kuramı konusunda sorun yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Bunun nedenlerinin başında (%43) öğrencilerin evrim teorisini dini inançları ile çelişkili bulmalarını göstermişlerdir. Ayrıca öğrencilerin evrim kuramı hakkında başka görüşler edinmiş oldukları da sıkça dile getirilmiştir (%22).

* Biyoloji öğretmenleri (%76), fen bilgisi öğretmenlerine (%57) oranla öğrencilere evrim kuramını kavratmakta daha fazla zorlanmaktadır. Bu farkın gerisinde, lise programında evrim kuramı öncesinde yer alan yaratılış görüşünün etkisi olabileceği düşünmekteyiz. Yaratılış görüşünün biyoloji kitaplarında bulunması muhtemelen öğrencileri bu görüş ve kuram arasında seçim yapmaya sevk etmektedir.

* Ankette ayrıca, öğretmenlere evrim kuramı ve eğitimi ile ilgili bir tartışmaya şahit olup olmadıkları sorulmuş, %65’inden olumlu yanıt alınmıştır. Tartışmaya bir broşür ya da kitapta rastladığını belirten öğretmenlerin çoğu ise Harun Yahya’nın “Evrim Aldatmacası” broşüründen bahsetmektedir.

GENÇ ÖĞRETMENLER EVRİMDEN UZAKLAŞIYOR

* Anketteki “Evrim kuramı konusundaki görüşünüz nedir?”sorusuna verilen yanıtlara göre, biyoloji ve fen bilgisi öğretmenlerinin yarıdan fazlası ya evrim kuramından duydukları şüpheyi dile getirmekte ya da hiç benimsememektedirler.

* Genç öğretmenlerin ise 1985 sonrası yoğun evrim karşıtı propagandadan etkilendikleri tahmin edilebilir.
http://www.eva.mpg.de/genetics/staff/somel/pdf/cbt.doc

Devlet adamlarından, tanınmış simalara, bilim adamlarından sinema yıldızlarına kadar toplumun her kesiminde insanlar eskisine gore çok daha dindardır. Uzun yıllar evrim teorisini savunduktan sonra, gördüğü gerçekler karşısında Allah’a iman eden pek çok insan vardır.

* Rus Öğrenci Okulda Evrim Teorisinin Okutulmasına Karşı Dava Açtı

Harun Yahya'nın Rusça eserlerini okuyan ve http://www.harunyahya.ru internet sitesinin üyesi olan, 15 yaşındaki Lise öğrencisi Maria Shraiber ve babası Kirill Shraiber, `Biyolojinin Temelleri` isimli lise ders kitabında empoze edilen Darwin teorisinin, yalan ve bilimsel olmayan temeller üzerine kurulu olduğunu, çocuk ve insan psikolojisini olumsuz şekilde etkilediğini belirtiyor ve Maria’nın Allah'a inanan bir vatandaş olarak haklarının korunmasını ve biyoloji ders kitabının alternatifsiz olarak evrim teorisi üzerine hazırlanmış olmasının yasaklanmasını talep ediyor. Bu konuyla ilgili bir haber şöyledir:

“Bu dava sonucunda, ders kitaplarından, özellikle biyoloji ders kitaplarından, her türlü temelsiz, ispatsız bilgiler çıkartılmalı. ers kitaplarının öğrencilere empoze ettiği evrim teorisinin bilimsel dayanağı olmadığı çok net olan bir yalandır. Darwin teorisi insanin dini inançlarını aşağılamaktadır. Ateizmin temeli olan Darwinizm felsefesi, buna inanan kişiler için olumsuz bir yaklaşım oluşturmaktadır ve toplumlar arası ve dinler arası çatışmalara yol açmaktadır." (Rusya NTV TV kanalı, 14.12.2006)

* Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Ali Demirsoy’un Geo dergisiyle yaptığı bir röportajdaki açıklamaları:

“… Nitekim üniversitelerde yapılan bir araştırmaya göre; öğrencilerin yüzde 70'i evrime inanmıyor, yüzde 20'si yetersiz buluyor; ancak yüzde beşi inanıyor. Türk toplumunun evrime bakışı diye bir bakış zaten söz konusu değil. Yüzde bir-iki adamın evrim kuramını sindirmesi veya biraz anlaması, toplumun da anladığı anlamına gelmez. Türk toplumu evrim kavramına yabancıdır.” “Bırakın öğrencileri, Evrim Teorisi dersi veren hocalarımızın dahi düşüncelerini değiştiremedim. Hatta çok saygın, bu konuda kitap yazmış bir hoca bir gün bana, "Ali, sen gerçekten bu evrime inanıyor musun?" dedi.” http://www.geodergi.com.tr/hab-24000201-107,18@2400.html