31 Aralık 2008 Çarşamba
30 Aralık 2008 Salı
TIMES ONLINE
TIMES ONLINE
İran Cumhurbaşkanı Mahmoud Ahmadinejad, İngiltere Kraliçesi tarafından yapılan geleneksel Noel mesajına alternatif olarak İngiliz TV kanalı, Kanal 4’te yayınlanan konuşmasnda, Hz İsa hakkında şunları söyledi:
“Eğer Hz. İsa bugün yeryüzünde olsaydı kabadayılık eden, hırçın mizaçlı ve genişleme politikası güden güçlere hiç kuşkusuz karşı dururdu.”
“Eğer Hz. İsa bugün yeryüzünde olsaydı, dünyadaki tüm savaş kışkırtıcılarına, işgalcilere, teröristlere ve zorbalara karşı durmak için adalet ve insan sevgisi bayrağını dikerdi.”
“Hz. İsa eğer şimdi yeryüzünde olsaydı, hiç kuşkusuz tıpkı kendi yaşadığı dönemde yapmış olduğu gibi, mevcut global ekonomik ve siyasi sistemlerin acımasız politikalarıyla mücadele ederdi.”
“Bugün bir taraftan krizler ve üzüntüler çoğalırken, bir umut dalgası da gittikçe daha fazla hız kazanıyor. Daha parlak bir gelecek umudu, adaletin tecelli etmesi umudu, gerçek barış umudu, insanları seven ve onlara hizmet etmek isteyen erdemli ve dindar yöneticiler bulma umudu. Kaldı ki, Yüce Allah’ın bize vaadettiğidir budur.”
“Biz inanıyoruz ki Hz İsa geri gelecek; İslam’ın o pek muhterem habercisinin çocuklarından bir tanesiyle birlikte gelecek ve dünyayı doğru noktaya yöneltecek; yani sevgi, kardeşlik ve adalet dünyasına. Hz İsa’ya inananlar ile İbrahimi dinlerinin inananlarının sorumluluğu, bu doğrultuda hareket etmek, bu ilahi vaadin gerçekleşmesi için; neşe dolu, parlak ve harika çağın gelişi için yolu hazırlamaktır. Umuyorum ki, bu oldukça yakın bir gelecekte vuku bulacak ve Yüce Allah’ın bahşetmesiyle o parlak çağ, dünyayı yönetmek üzere başlayacak.”
“Hz İsa’nın yıl dönümünü yeniden kutluyorum ve gelecek olan Yeni Yılın tüm insanlığa mutluluk, refah, barış ve kardeşlik getirmesi için dua ediyorum. Hepinize başarılar diliyorum.”
Kuşkusuz ki tüm Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelişine ve Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışına dair ahir zaman alametlerinin neredeyse tamamının çıkmış olması, tüm dünya inananlarını çok büyük ve heyecanlı bir bekleyiş içerisine yöneltmiştir. Bu büyük heyecanı yaşayan, Hz. İsa ve Hz. Mehdi sevgisiyle hareket eden insanlardan biri de İran Cumhurbaşkanı Mahmoud Ahmedinejad’dır. “Hz. Mehdi aşığı” olmalarıyla bilinen tüm İran halkı gibi, Amhedinejad da 2009 yılını müjdelerken, tüm insanları bu tarihi gerçeklerin farkına varmaya ve bu müjdelerin sevincini yaşamaya çağırmaktadır.
28 Aralık 2008 Pazar
SÖZÜN EN GÜZELİNİ SÖYLEMEK
Kuran'ın “Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle...” (İsra Suresi, 53) ayetiyle Allah insanlara birbirlerine sözün en güzelini söylemelerini bildirmiştir.
Büyük İslam alimlerinden Muhyiddin İbni Arabi, güzel söz söylemenin önemini eserlerinde şöyle hatırlatmıştır:
İsteyeni boş çevirme, güzel bir sözle dahi olsa onun gönlünü al, güler yüz göster. İleride Allah'a mülaki olacağını düşün! (Fütühat-ı Mekki'den-İbni Arabi, Altın Sahifeler, Pamuk Yayıncılık, s. 44)
Güzel sözlü ol! Bu hususta sana şunu tavsiye ederim: 'Bütün insanlar konuşurlar. Sen en iyi konuşan ol ki, sözün dinlensin... (Fütühat-ı Mekki'den-İbni Arabi, Altın Sahifeler, Pamuk Yayıncılık, s. 104)
Amellerine ve davranışlarına dikkat ettiğin gibi sözlerine de dikkat et.
Çünkü sözlerin, davranışlarının cümlesindendir. Bu sebeple kim sözünü amelinden sayarsa ameli az olur.
Şunu da iyi bil ki, Allah kullarının sözlerini dikkate alır. Zira Allah her söyleyenin söylediği sözünün yanındadır... Allah onu sana soracaktır... Allah Teala buyurdu:
Söylediği hiçbir söz yoktur ki yanında hazır bulunan bir gözcü (melek) onu kaydetmesin.
Bu ayette ki melekten, sözlerini bir bir sayıp kaydeden melek kastedilmiştir. Yine Allah (c.c) şöyle buyurdu: Oysa yaptıklarınızı bilen, değerli yazıcılar sizi gözetlemektedirler...
Yine şöyle buyurdu:
Fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur.
Fısıldaşma da bir sözdür. Onun için konuştuğun zaman Allah'ın sana verdiği ölçüler konuş. Allah Resülu de şaka yapardı ama söyledikleri hep doğru idi.
Öyleyse sen de Allah'ın hoşnut olacağı sözleri söylemelisin... (Fütühat-ı Mekki'den-İbni Arabi, Altın Sahifeler, Pamuk Yayıncılık, s. 37)
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
20:22
Kategoriler: Yeni Yayınlar
24 Aralık 2008 Çarşamba
7 Aralık 2008 Pazar
Sayın Adnan Oktar'ın "Ergenekon" Örgütlenmesi Hakkında Çarpıcı Tespitleri
Ayrıca Adnan Oktar’ın Ergenekon örgütlenmesi hakkındaki tespitleri bunlarla sınırlı kalmamıştır.
İşte BAV Fahri Başkanı Sayın Adnan Oktar’ın Ergenekon örgütlenmesi;
Deccaliyetin komitesi olan bu komünist örgütlenme ile Masonluk arasındaki hiyerarşik bağ ve Ergenekon örgütünün başında kimin bulunduğu konusundaki çarpıcı tespitlerinden bir bölüm…
Ergenekon Örgütünü İlk 1997’de Anlattım “Devlet içine sızmış bir derin devlet çetesinden biz yıllardan beri bahsederiz. Ben ta bu konuyu 97’lerde anlattım. Kitaplarımda anlattım. Çok çok eskidir benim bunu anlatmam ve yıllardan beri de ilanlarda, gazete ilanlarında arkadaşlarımız anlatıyorlar. Komünist derin devlet çetesi diye. Ergenekon dememiştik. Sonra devlet, Allah’a çok şükür kahraman ordu, Said Nursi’nin tabiriyle kahraman ordu, hakikat hali görüp olaya müdahale etti, savcılarımız, hakimlerimiz de. Ve komünist derin devlet çetesine çok ciddi bir darbe indirilmiş oldu.” (Sayın Adnan Oktar’ın Erzincan Can TV ile Temmuz 2008 tarihinde yaptığı röportajdan…)
Ergenekon Yapılanmasının İki Kanadı Var Ama Asıl Köken Masonluk
“Ergenekon yapılanmasının iki kanadı var: Birisi komünist, Marksist yapılanma. Bu komünist Marksist yapılanmanın bizleri doğrudan hedef aldığından eminim. Diğer kanadı, sağ kanadı var bir de komünist kanadı var. Komünist kanadı daha etken, devletin içerisinde daha kilit noktaları tutmuş ve her türlü örgütlenmeyi kullanabilen bir yapı. Ama asıl kökeninde yine mason derneklerinin etkisi var.” (Sayın Adnan Oktar’ın İngiliz The Guardian gazetesi ile Nisan 2008 tarihinde yaptığı röportajdan…)
Ergenekon Komünist Derin Devlet Çetesidir
“Masonluk Türkiye’de doğrudan bir şeye müdahale etmez. Kendi yan kuruluşları vardır. Ergenekon gibi yan örgütleri vardır ve illegal bir yapılanması var. Ergenekon Marksist örgütlenmesi, bu devlet içinde gelişen bir komünist derin devlet çetesidir.” (Sayın Adnan Oktar’ın Al Bağdadi TV (Irak) ile Temmuz 2008 tarihinde yaptığı röportajdan…)
Ergenekon Örgütünün Masonluğa İhtiyacı Var
“Asıl yöneten güç masonluktur. Çünkü dünyadaki en güçlü, en sistemli, en disiplinli örgüt masonluktur. Ondan daha disiplinli bir örgüt yoktur şu anda dünyada. Onun için ateist siyonistlerin organize ettiği en disiplinli örgüttür. O örgüt böyle bir yapılanmayı çok rahat geliştirebiliyor. Yani Ergenekon tipi bir örgütlenmenin masonluğa çok büyük ihtiyacı vardır. Yoksa hareket edemez. Güç bulamaz. Rahat hareket edebilmesi, güç bulabilmesi, istediği yerlere daha rahat sızabilmesi ve rahat eylem yapabilmesi için böyle dünya çapında dev çok disiplinli organize bir örgüte ihtiyacı vardır. Bu da masonluktur.” (Sayın Adnan Oktar’ın Vakit Gazetesi ile Mayıs 2008 tarihinde yaptığı röportajdan…)
Masonluk Türkiye’de Doğrudan Müdahale Etmez
“Masonlar, Ergenekon örgütünü kullanıyorlar. Direkt müdahale etmeyip. Ergenekon’un Marksist kanadını kullanıp onla eylem yaptırıyorlar. Baskıyı onlarla elde edebiliyorlar. Devletin birçok kurum ve kuruluşunda örümcek ağı gibi yapılanmış durumdalar.” (Sayın Adnan Oktar’ın El Siglo TV (İspanya) ile Haziran 2008 tarihinde yaptığı röportajdan…)
Ergenekon Örgütünün Türkiye’yi İkiye Bölme Planı Vardı
“Türkiye’yi ikiye bölmek istediklerini biliyoruz. Marksist Doğu Türkiye, Marksist Batı Türkiye olarak ikiye ayırmayı düşündüklerini biliyoruz. Onların kendi beyanlarından biliyoruz. Gizlemiyorlar zaten açık açık söylüyorlar. Başkentlerini bile ayarlamışlar kendilerine göre. Mesela Diyarbakır’ı komünist Doğu Türkiye için, İstanbul’u da komünist Batı Türkiye için başkent olarak hazırlıyor bu örgüt.” (Sayın Adnan Oktar’ın El Siglo TV (İspanya) ile Haziran 2008 tarihinde yaptığı röportajdan…)
Marksist Ergenekon Yapılanması 100 Yıldan Beri Devam Ediyor
“Masonluğun Kılıncı: Ergenekon” kitabım Türkiye’nin 100 yıldan beri çektiği sıkıntının kökünü anlatıyor. Yani 100 yıldan beri bu Ergenekon yapılanması, bu Marksist yapılanma devam ediyor. Ta ittihat terakkicilerin devrinde oluşmuş bir sistem bu, yeni yapılmış bir şey değil. İsmi de ta o zamanlar konmuş. Yani o devirden kalma bir şey. Yeni isimlendirilmiş bir şey değil. O zamanlar Türkçülüğü güya kullanmış Marksistler. O zamanın komünistleri yani komünistlerin yeni güçlendiği dönemlerde. İhtilallerde, Türkiye’de meydana gelen terör olaylarında şiddet olaylarında, devlet içinde bir görev odağı olarak sürekli yönlendirici olmuşlar, sürekli çalışmışlar. Daha yeni devlet bunun farkına vardı. Yani yeni durdurma kararı aldı. Mesela yapılan suikastler, hepsinin kökeninde bu teşkilat yatıyor. Mesela Türkiye’deki 12 Eylül öncesi ortamın meydana getirilmesi, 12 Mart devrinde o devirdeki olayların meydana getirilmesi, kargaşanın meydana getirilmesi, hatta bombalama olayları hepsinin kökeninde, bu örgüt yatıyor. Bu tamamen temizlenirse son derece sakin halim selim huzurlu bir ortam olacaktır.” (Sayın Adnan Oktar’ın Vakit Gazetesi ile Mayıs 2008 tarihinde yaptığı röportajdan…)
Ergenekon Örgütünün Din Ahlakına Karşı Bir Yapısı Var
“Ergenekon gidiyor bir gün bir savcıyı öldürüyor, gidiyor bir gün bir solcuyu öldürüyor, niye yaptığı da belli değil, neden yaptığı da belli değil, çıldırmış gibi, çok şuursuz bir sistem bu. Onun için taraftarlarını da çok iyi yıldırabiliyor ve ürkütebiliyor, çünkü ölümün hangisinden, nereden geleceği belli değil. Yani yöneticisini de bir anda öldürebiliyorlar, işin içinde olan ya da olmayan herhangi bir insanı öldürebiliyorlar, böyle gözü kara bir sistem. Ama milletimiz gördüğüm kadarıyla bilinçleniyorlar bu yapıya karşı, özünde Allah’ı inkâr etme (Allah’ı tenzih ederiz.), din ahlakına karşı olma düşüncesinden kaynaklanan bir yapıdır Komünist Derin Devlet.” (Sayın Adnan Oktar’ın Al Hurra TV (Irak) ile Nisan 2008 tarihinde yaptığı röportajdan…)
Ergenekon Örgütü Türk Milletine Değer Vermez
“Bu tip örgütlerde de milleti ve insanları insan yerine koymama, biz herşeyi sizden daha iyi biliriz mantığı oluyor. Mesela komünist Ergenekon örgütünün özelliği de böyledir, halka değer vermez, Türk milletine değer vermez, kendilerinin çok daha akıllı olduğuna, üstün olduğuna inanırlar, daha kültürlü, görgülü olduğuna inanırlar. Halkın cahil olduğuna, dolayısıyla kitle şiddetinin, kitle yıldırmasının, kitle korkutmasının bu insanları hiza edeceğine ve doğrudan onların istediği gibi hareket etmelerine vesile olacağına inanırlar. Bu da çok kötü tabii.” (Sayın Adnan Oktar’ın İngiliz The Guardian gazetesi ile Nisan 2008 tarihinde yaptığı röportajdan…)
Ergenekon Örgütünün Bir Numarası Şeytandır
Muhabir: Ergenekon’un bir numarası tartışma konusu olmuştu? Sizce bir numara kim?
Adnan Oktar: Ergenekon örgütünün bir numarası şeytandır.
Muhabir: Peki Türkiye’deki o şeytan kim?
Adnan Oktar: Şeytan’ın etkisinde olan kişiler. Anladığım kadarıyla devlet bunu biliyor zaten. Yakın zamanda ortaya çıkarırlar. (Sayın Adnan Oktar’ın “www.timeturk.com” isimli haber sitesinde Temmuz 2008 tarihinde yayınlanan röportajından…)
Şeytanın Kurduğu Sistem Sadece Ergenekon Değil
“Tek bir tehlike vardır Müslüman için. O da şeytan ve şeytanın kurduğu sistemler. Şeytanın kurduğu sistem sadece Ergenekon değil. Marksist ve Leninist bir yapılanma içinde olan bu Ergenekon örgütü, terör örgütlerini de içinde barındıran bir sistem. Mesela PKK, mesela diğer terör örgütleri. Onlar da aynı örgütle birlikte hareket ediyorlar. Fakat bunların hepsinin üstünde masonluk vardır, bunların patronu masonluktur. Türk masonluğu da değil üstelik. İngiliz ve İsrail masonluğu asıl olayı yönetir.” (Sayın Adnan Oktar’ın “www.timeturk.com” isimli haber sitesinde Temmuz 2008 tarihinde yayınlanan röportajından…)
Mazlum İnsanları Komünist Ergenekon Örgütünün, Masonların Eline Bırakarak Türkiye’den Gitmem
“Türkiye benim vatanım tabi, bütün atalarım burada, ailem burada arkadaşlarım burada, kendi soyum burada. Böyle bir ortamda “Ben rahatsızım beni rahatsız ediyorlar”, “Ben buradan gideyim” dediğimde burada bir çok insanı bırakacağım ve onların zorda kalmasını kabul edeceğim demektir. Halbuki vatanıma, insanlarıma bir saldırı varsa her türlü zorluğu kabul ederek burada kalıp, benim bu mücadelenin içinde durmam lazım. O bir kaçaklık olur. Müslüman’a yakışmaz bu. Yani sonuna kadar zor olan yerde mücadele etmek çok önemlidir. Kolay yerde herkes herşeyi yapar. Zorun içinde başarı çok önemlidir. Zoru başarmak önemlidir. Onun için ben buradaki mazlum insanları masonların eline bırakarak, Marksistlerin eline bırakarak, komünist Ergenekon örgütünün eline bırakarak Türkiye’den gitmem ve sonuna kadar mücadele ederim.
En fazla hayatıma yönelik bir şey olabilir, o zamanda şehit olurum. O yüzden Müslüman’ın böyle bir korku yaşaması Müslüman’a yakışmaz, Müslüman bu yola girerken her şeyi kabul ederek bu yola giriyor. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) mücadele ederken hiçbir zaman için zorluktan yılmamıştır. Hiçbir peygamber yılmamıştır, sahabeler yılmamıştır. Dolayısıyla bizim de zorluktan yılmamız bizlere yakışmaz. Türkiye inşaAllah bu zorlukları atlatacak, bu mason istilası kalkacak, komünist derin devletin zulmü ortadan kalkacak, Türkiye refaha ve huzura kavuşacak. Güzel günler zaten yakında. Bunun sevinci içindeyiz.” (Sayın Adnan Oktar’ın Al Bağdadi TV ile Temmuz 2008 tarihinde yaptığı röportajdan…)
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
18:30
Kategoriler: Kuran Ahlakı, Yeni Yayınlar
Atmosferdeki İdeal Oranlar
Bu gazların en önemlisi olan oksijendir, çünkü insanların ve hayvanların enerji elde etmek için kullandıkları çoğu kimyasal reaksiyon oksijen sayesinde gerçekleşir. Soluduğumuz havadaki oksijen oranının, son derece hassas dengelere dayalı olması çok ilginçtir. Dünyaca ünlü bilim adamı Michael Denton, bu konuya şöyle dikkat çekmektedir:
"Atmosferimiz daha fazla oksijen içerebilir ve buna rağmen hayatı destekleyebilir miydi? Hayır! Oksijen çok reaktif bir elementtir. Şu anda atmosferde bulunan oksijenin oranı, yani yüzde 21, yaşamın güvenliği için aşılmaması gereken sınırların tam ideal noktasındadır. Yüzde 21'in üzerine artan her yüzde birlik oksijen oranı, bir yıldırımın orman yangını başlatma olasılığını % 70 artıracaktır."
İngiliz biyokimyacı James Lovelock ise bu kritik dengeyi şu şekilde ifade etmektedir:
"Yüzde 25'lik bir oksijen oranının daha yukarısında, şu anda besin olarak kullandığımız bitki türlerinin çoğu, tüm tropik ormanları ve arktik tundraları yok edecek olan dev yangınlarda yok olurdu... Atmosferin şu anki oksijen oranı, tehlikenin ve yararın çok iyi bir biçimde dengelendiği bir rakamdadır."
Atmosferdeki oksijen oranının dengede kalması da, mükemmel bir "geri dönüşüm" sistemi sayesinde gerçekleşir. İnsanlar ve hayvanlar devamlı olarak oksijen tüketirler ve kendileri için zehirli olan karbondioksiti üretirler. Bitkiler ise bu işlemin tam tersini gerçekleştirir ve karbondioksiti hayat verici oksijene çevirerek canlılığın devamını sağlarlar. Her gün bitkiler tarafından milyarlarca ton oksijen bu şekilde üretilerek atmosfere salınır. (www.evreninyaratilisi.com)
Bitkiler, insanlar ve hayvanlar, eğer aynı reaksiyonu gerçekleştirselerdi, dünya çok kısa sürede yaşanılmaz bir gezegene dönüşürdü. Örneğin tüm canlılar oksijen üretselerdi, atmosfer kısa sürede "yanıcı" bir özellik kazanacak ve en ufak bir kıvılcım dev yangınlar çıkaracaktı. Sonunda da dünya dev bir "tüp patlaması" gibi bir patlamayla yanarak kavrulacaktı. Öte yandan, tüm canlılar karbondioksit üretseydi, bu kez atmosferdeki oksijen hızla tükenecek ve bir süre sonra canlılar nefes almalarına rağmen "boğularak" toplu halde ölmeye başlayacaktı.
Allah canlılığın dengesini öylesine kusursuz bir sistemle kurmuştur ki, atmosferdeki oksijen oranı bu sayede canlılık için en ideal olan oranda durmaktadır.
Ancak Allah canlılığın dengesini son derece kusursuz bir sistemle kurmuştur. İşte bu sayede atmosferdeki hassas oksijen oranı, canlılık için en ideal olan oranda durmaktadır. Bu oran, ünlü bilimadamı Lovelock'ın ifadesiyle "tehlikenin ve yararın çok iyi bir biçimde dengelendiği bir rakam"dır.
Karbondioksit Güneş'ten gelen ışınlardan bir kısmının yeryüzünden yansıyıp uzaya kaçmalarına engel olur ve böylece Dünya'nın sıcaklığının korunmasını sağlar.
Atmosferdeki gazların karışımı, yaşayan canlılar için çok hassas bir dengededir; her bir gaz doğru oranda ve doğru miktarda bulunur. Örneğin solunum sırasında bizler için zararlı olan karbondioksit bile aslında çok çok önemlidir. Zira bu gaz Güneş'ten gelen ışınlardan bir kısmının yeryüzünden yansıyıp uzaya kaçmalarına engel olur ve böylece Dünya'nın sıcaklığının korunmasını sağlar. Atmosferi oluşturan bu gazların oranları Dünya'da meydana gelen biyolojik ve tektonik işlemler sayesinde devamlı olarak dengede tutulur. Bu dengenin binlerce yıldır korunması ve canlıların ihtiyaç duyduğu şekilde muhafaza edilmesi de yine bir düzeni ve dolayısıyla bu düzeni kusursuzca var eden Allah'ın varlığını göstermektedir. Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur:
"O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir." ( Haşr Suresi,24)
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
18:15
Kategoriler: İman Hakikati
6 Aralık 2008 Cumartesi
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Aralık 2008)
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
20:51
Kategoriler: Adnan Oktar, Röportaj
2 Aralık 2008 Salı
24 SAATTE KAFKAS İTTİFAKI
NE DEMİŞTİ?
Adnan Oktar: "Türkiye bölgede Amerika'nın da lehinde Rusya'nın da lehinde bir faaliyet yapıyor. Türkiye ve Çin'in de lehinde bir faaliyet yapıyor. Ve hepsi memnun Amerika da memnun Türkiye den, Amerika da memnun, Rusya da memnun, Çin de memnun. Azerbaycan'la birleşince bu memnunluk yine devam edecek. Değişen bir şey olmayacak. O güç onların aleyhine olmayacak ki, yani Türk İslam Birliği Rusya'nın daha zenginleşmesi demektir. Ermenistan'ın daha zenginleşmesi demektir. Ermenistan'da, Rusya'da yeni yeni fabrikalar, yeni yeni tesisler demektir. Azerbaycan'ın petrollerinin Türk petrollerinin, Türk madenlerinin Rusya'ya, Ermenistan'a satılması demektir. Ve onların her türlü imkanının daha çok artması demektir. Pazarları genişler, ticaretleri genişler, askeri yönden risk kalkar. Çünkü, Rusya'ya karşı düşman bir tavrı yok, Türkiye'nin dost tavrı var. Rusya'yı dost ülke olarak görüyoruz. Asil bir ülke olarak görüyoruz. Yani Rusya'yı düşman olarak görmek en son düşüneceği bir şeydir Türkiye'nin hiçbir şekilde öyle bir düşüncesi yok. dolayısıyla, Rusya böyle bir birleşmeden çok çok memnun olur. Çok lehine olur." (Azerbaycan ATV, Ağustos 2008)
Star Gazetesi, 15 Ağustos 2008
Gönderen
hedefbilgi
zaman:
14:06
Kategoriler: Adnan Oktar, Ahir Zaman, Haberler
Hazar'da üç devlet tek millet
Türk-Azeri-Türkmen liderler dün ilk defa Hazar'ın kıyısında üçlü zirvede bir araya geldi. Gül, "Tek millet, üç devletiz. Aramızda sınırlar olmayacak kadar gönüllerimiz bağlı" mesajını verdi
Harun Yahya: Darwinizm'i Yendi - 23.11.2008 Suudi Arabistan/Arab News

Suudi Arabistan'ın İngilizce olarak en çok okunan günlük gazetesi Arab News, 23 Kasım 2008 tarihinde PK. Abdul Ghafour'un İstanbul'da Adnan Oktar ile yaptığı özel röportaja yer verdi. Ortadoğu'nun en önemli İngilizce gazetelerinden olan Arab News'un "Harun Yahya: Darwinizm'i Yendi" başlığıyla yayınlanan haberi, özellikle Darwinist kesimde büyük ses getirdi. Bu çok konuşulan röportajın gazetede yer alan metnini aşağıda okuyabilir ya da buradan izleyebilirsiniz:
Harun Yahya, İstanbul'dan önde gelen bir Türk entellektüel olan Adnan Oktar'ın müstear ismi. Darwinizm'in yanlışlığını kanıtlıyan araştırma bulguları, ona uluslararası övgü kazandırdı. Türk İslam Birliği'ni çok güçlü bir şekilde savunan Yahya, böyle bir birliğin oluşumunun bugün Müslüman dünyasının karşı karşıya olduğu bir çok problemi çözeceğine inanıyor.
İstanbul'da Arab News'a konuştuğunda, Oktar dünya çapında barış ve sevgi aradığını söyledi. "Bütün insanların birarada barış ve uyum içinde yaşadığı bir dünya hayal ediyorum. Ayrıca terörizmin ve vahşetin sona ermesini, mezhep ayrılıklarının, Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkların kökünden giderilmesini ve İslam inancı ve ahlakının tüm dünyaya yayılmasını diliyorum."
Yahya şimdiye kadar Arapça, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolca da dahil olmak üzere 60 farklı dile çevrildiği, 300'den fazla kitap yayımladı. "45.000'den fazla sayfa yazıp yayımladım. 2008'de internet sitelerimdeki kitaplarımdan yaklaşık 80 milyon adet indirildi. Bunlar çalışmalarımla ilgilenen insanlar hakkında şaşırtıcı bir sayı ve bu beni son derece mutlu ediyor." dedi.
Kuran ve Sünnet öğretilerini temel alan Yahya'nın kitapları ve belgeselleri Müslümanların Allah inançlarının derinleşmesine vesile oluyor ve genç Müslüman erkek ve kadınların kendi dinlerinden gurur duymalarını sağlıyor. Dünya çapında bir çok televizyon kanalı, Yahya'nın Allah'ın varlığını ve gücünü gösteren belgesellerini yayınlıyor. Darwinizm, ateist siyonizm, Marksizm ve masonluk hakkındaki analitik yazıları ise, bu ideolojilerin sahteliğinin ortaya çıkmasına yardımcı oluyor.
Türk alim, İki Kutsal Cami'nin Koruyucusu Kral Abdullah'ın uluslararası seviyede inançlararası diyaloğu savunma çabalarını takdir ediyor: "Kral Abdullah'ın faaliyetlerini çok yakından takip ediyorum. Çok samimi bir insan ve gerçekten inançlı biri. Kararlarına ve fikirlerine saygı duyuyorum, çünkü dünya barışını güçlendirmek için çalıştığını biliyorum."
Arab News ile olan detaylı röportajı sırasında Yahya müzmin Arap-İsrail çatışmasını sona erdirecek fikirlerinden de bahsetti. "Bu çatışmanın çözümü bölgedeki insanların birlik ve kardeşlik içinde yaşayabilmesi için mümkün olduğunca sade olmalıdır." dedi. Sudi Arabistan'da Kral Abdullah tarafından ilk olarak öne sürülmüş olan Arap barış girişimini övdü ve göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
"İsrail'deki gerçek problem, perde arkasında ateist siyonistler tarafından idare edilmesi gerçeğinde yatıyor. Bu Masonik güçlerden kurtulmalıyız ki, Müslümanlar ve Museviler bölgeyi yönetebilsinler. Musevilik İslam'ın eski bir şeklidir. Zaman içinde bazı bozulmalara ve değişikliklere uğramıştır. Şu an İsrail'i idare edenler gerçek Musevi inancına sahip olanlar değiller." diye belirtti.
Türk İslam Birliği Yahya'nın en çok istediği şeylerden biri. "Müslümanlar Kuran'a göre birbirleriyle kardeş olmak zorundalar. Türk İslam Birliği bu yolda başarılı olmak için çok önemli. Müslüman ve Türk devletler bu birliğin şemsiyesi altında biraraya gelmeliler. Bu devletler içişlerinde bağımsız davranacaklar ve ortak hedefleri için de birlikte çalışacaklar." dedi.
"Türk İslam Birliği'nin dünyadaki tüm ülkelere açılma potansiyeli var." dedi. "Hiç düşmanı olmayacak, çünkü düşmanları dosta çevirme kabiliyetine sahip olacak." dedi. "İslam ve Türk ülkelerindeki insanların yaklaşık %95'i böyle bir birlik arıyor. Tek yapmamız gereken devlet adamlarımızı ve politikacıları bunu yapmaları için cesaretlendirmek. İnsanlar şimdiden gümrük birliğinden, ortak pazardan ve tek para biriminden bahsediyorlar. Bu insanların şimdiden zihinlerinde birliği kabul ettiklerini gösteriyor." Türk İslam Birliği'nin gelecek 10 yılda gerçekleşeceği konusunda iyimser.
Yahya Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olmasını istiyor. Ancak konumunu güçlendirmesi için, Türkiye'nin AB üyesi olmadan önce, İslam Birliği'nin lideri olması gerektiğini öne sürüyor. "Eğer Türkiye şu an AB üyeliğini kazanırsa, bundan faydalanamaz; çünkü Avrupa, Kıbrıs ve İstanbul da dahil olmak üzere Güneydoğu Türkiye'yi istiyor ve bu kabul edilemez." diye belirtti.
"Türklerin çoğu dindar ve bayanları başartösü takıyor" dedi. "Okul ve üniversiteler gibi kamu kurumlarında başörtüsü takmanın yasak olduğu doğru, ama bu Türk Milletinin kararı değil. Bu Anayasa Mahkemesinin kararı ve Anayasa Hukukunun uygulaması. Umarım bu ileride değişir. Mevcut yasa bayanların başörtüsü takmasına izin vermiyor diye, gelecekte de buna izin verilmeyeceğini söyleyemeyiz."
Darwinizm'in keskin bir karşıtı olan Yahya evrim teorisini mağlub etmekle ilgili övgüleri kabul ediyor. (Adnan Oktar:) "Birincisi, dünyada çapında tüm Darwinistlere, bu Dünya'nın Allah'ın yaratmasıyla meydana geldiğini, evrimle meydana gelmediğini kanıtlayan 100 milyon fosil sunduk. İkincisi, Darwin kitabında evrim teorisinin kanıtlanması için ara formlar bulunması gerektiğini yazdı, ama hiç kimse tek bir tane bile ara form bulamadı. Üçüncüsü, Darwinciler ilk hücrenin tesadüf sonucu meydana geldiğini iddia ediyorlar. Fakat tek bir proteinin bile tesadüf eseri oluşması imkansız. Dördüncüsü, evrimin kanıtı olarak sunulan kafataslarının sahte olduğunu kanıtladık. Darwinizm beynimizin içinde nasıl görebildiğimizi, duyabildiğimizi ya da algılayabildiğimizi açıklayamıyor."
Almanya, Fransa, İsviçre ve Danimarka'daki gazetelerin yaptıkları anketler, Avrupalıların %85-90’ının artık evrim teorisine inanmadıklarını gösteriyor.
Yahya'ya göre ABD'deki 11 Eylül saldırıları, Afganistan ve Irak'ın istilası, Irak ordusunun yenilgisi ve global finansal kriz, Hz. İsa'nın (as) ikinci kez gelişinin alametleri. "Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) bu alametleri zaten bildirmişti. Devam eden savaşlar, katliamlar, ümitsizlik vs... Mehdi'nin gelme zamanının yaklaştığını gösteriyor." dedi. "Mehdi'nin gelişi insanların mutlu olduğu ve zenginlik içinde olduğu altın bir çağı getirecek."
Yahya'ya Hz. Hz. Muhammed'in son peygamber olduğuna inanmadığı yönündeki ithamla ilgili sorulduğunda, şöyle cevap verdi: "Bu iddia Hz. İsa'nın (as) ikinci kez gelişinden ve benim bu konu hakkındaki açıklamalarımdan memnun olmayan bir grup insanın yanlış anlamasıyla yayılmış olmalı. Peygamberimiz (sav) son peygamberdir ve kitap gönderilen son elçidir. Kitaplı başka bir peygamber ya da elçi tekrar gelmeyecek. İsa (as) geldiğinde yeni bir şeriat ya da yeni bir mesaj veya yeni bir kutsal kitap getirmeyeceğini açıkça belirttim. Bir Müslüman olarak gelecek ve Muhammed Peygamberin (sav) şeritanı izleyecek."
Yahya Kuran'ın terörü savunduğu iddialarını reddetti. "İslam bir barış dinidir; erdem ve hoş görüyü teşvik eder. Kardeşliği vurgular. Kuran masum bir insanı öldürürseniz tüm insanlığı öldürmüş gibi olursunuz diye açıkça bildirmektedir."
Mevdudi ve Seyid Kutup kitaplarının terörizmi savunduğu iddialarına karşı olarak, "Kitaplarını dikkatlice okudum ve terörizmi ya da vahşeti teşvik ettiğine dair hiçbir şey görmedim. Onların çok samimi Müslümanlar ve gerçek iman sahipleri olduklarına inanıyorum. Onları eleştirenler veya onları yanlış bulanlar, tekrar kitaplarına bakmalı ve bunları dikkatlice okumalılar."
Global Yayıncılık'ın İngilizce olan http://www.harunyahya.com ve http://www.harunyahya.net sitelerinde Kuran ve Sünnetin mesajlarının yayılması yönündeki çabalarını vurguladı. "Kuran'ın İngilizce tercümesini yayımlamak ve İslami filmler yapmak için planlarımız var, ama bunlar biraz zaman ve maddi imkanlar gerektiren projeler. Eğer Allah bu maddi imkanları bahşederse, bunları uygulamaya çalışacağım."
Yahya, Fransa Başkanı Nicholas Sarkozy'nin Yaratılış Atlası'nı okuduktan sonraki teşvik verici yorumlarını hatırlattı. "Sarkozy 'her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan Allah'tır' diyor. 'Sürekli olarak insanlara bir alçak gönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah'tır. Bu mesajlara uymalıyız. İnsanı esir kılmayan, onu özgür kılan Allah'tır.'" Yaratılış Atlası'nın Fransa eski Devlet Başkanı Jacques Chirac ve İngiltere eski Başbakanı Tony Blair'i de etkilediğini söyledi.
Yahya, kendisinin görüşlerine ve fikirlerine karşı gelenlerin aleyhinde yaptıkları yalan ithamlara, Müslümanların inanmamalarını söyledi. "Ateist siyonistler, Masonlar ve Darwinistler bu iddiaları yayıyorlar, çünkü beni susturmak istiyorlar. Eğer herhangi bir şüpheniz ya da sorunuz varsa, direkt olarak bana sorabilir ya da internet sayfama email yollayabilirsiniz. Bunları cevaplamaktan memnuniyet duyarız. Allah iman edenlere, yapılan suçlamaları araştırmadan bunlara inanmamalarını söylüyor." dedi.

Gönderen
hedefbilgi
zaman:
13:56
Kategoriler: Adnan Oktar, Evrim, Haberler











