30 Eylül 2007 Pazar

İSLAM: DÜNYAYI AYDINLATAN IŞIK







Eşsiz görüntüler, bilgisayarda hazırlanmış 3 boyutlu haritalar, harika bir müzik ve güçlü bir anlatımla hazırlanan 45 dakikalık filmde, İslam'ın Peygamberimiz Hz. Muhammed devrinden başlayarak insanlara nasıl merhamet ve hoşgörü öğrettiği, akıl, bilim, hikmet ve sanat kazandırdığı anlatılıyor. Filmin bölüm başlıkları şöyle:
1) Putların Kırılması
2) İslam'ın Hoşgörüsü, Adaleti ve Merhameti
3) Bilimin İslami Kaynağı
4) İslam'ın Yüksek Medeniyeti
Filmi izlediğinizde, İslam dininin Arabistan'dan başlayarak tüm Ortadoğu'ya, Kuzey Afrika'ya, İspanya'ya yayılırken dünyanın en görkemli medeniyetlerinden birini kurduğunu ve bu büyük kültürel yükselişin Kuran ahlakına dayandığını göreceksiniz. Filmin sunucusunun belirttiği gibi, İslam'ın ışığının tüm dünyayı aydınlattığına tanık olacaksınız.

FİLLERDEKİ YARATILIŞ MUCİZESİ SUNUMUNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Kuran'la tüm insanlar, Allah'ın varlığına, birliğine ve sıfatlarına açıkça şahitlik eden pek çok olay ve canlı üzerinde inceden inceye düşünmeye davet edilir. Ve Kuran'da bütün bu şahitlik eden varlıklara, "ispatlı delil, kesin bilgi ve gerçek ifade eden" anlamına gelen "ayet" ismi verilir. Dolayısıyla, Allah'ın ayetleri, evrenin her köşesinde Allah'ın varlığını ve vasıflarını gösterip-bildiren tüm varlıkları kapsar. Bakmasını bilen bir göz ise, aslında bütün varlık aleminin yalnızca Allah'ın ayetlerinden oluştuğunu görecektir

29 Eylül 2007 Cumartesi

İMANLA GELEN GERÇEK AKIL

... Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 15-16) 

Kitabın bundan sonraki kısmında, romantizmin günlük hayattaki etkilerini inceleyeceğiz. Ancak bundan önce, buraya kadar sık sık değindiğimiz "akıl" kavramının gerçek manasını da detaylı olarak izah etmek gerekmektedir.

Akıl sözcüğü toplum içinde genel olarak zeka kavramını ifade etmek için kullanılır. Bu sebeple akıllı bir insanla zeki bir insan arasındaki önemli farklılıklar da çoğu zaman göz ardı edilir. Fakat bu çok önemli bir yanılgıdır. Akıl ve zeka gerçekte farklı özelliklerdir.

Akıl, müminin, Allah'ın olayları yaratmasındaki ince hikmetleri görmesini ve olayları bu ilahi hikmetler dairesinde değerlendirmesini sağlar. Yalnızca zekaya dayalı bir yaklaşım ise olayları, ancak basit sebep sonuç ilişkileri çerçevesinde, mekanik ve dar kapsamlı bir algılamayı getirir. Akıl, zekadan daha üst boyuttaki bir meziyettir ve ancak Allah'a ve Kuran'a kesin bilgiyle iman eden, Kuran ayetlerine uygun bir yaşam sürdüren müminlere özgü bir yetenektir. Zeka, tüm insanlarda çeşitli derecelerde bulunan ortak bir fiziksel özelliktir. Ancak akıl yalnızca iman edenlere mahsustur. İman etmeyenler içinse akıldan bahsetmek söz konusu değildir.

Akıl, zekanın, muhakemenin ve mantık örgüsünün de en doğru ve kusursuz biçimde kullanılmasını, bu yeteneklerden en üst düzeyde faydalanılmasını sağlar. Akılsız bir insan ise ne kadar zeki olursa olsun, akledemediği için mutlaka belli bir noktada, yanlış bir mantığa, bozuk bir yargıya sapmaya mahkumdur. Dünya tarihinde iman etmeyen felsefecilere ve fikir adamlarına bakıldığında hepsinin aynı konularla ilgili farklı hatta kimi zaman taban tabana zıt düşünceleri savundukları görülür. Bunların hepsi oldukça zeki insanlar olmalarına rağmen imana ve dolayısıyla akla sahip olmadıkları için doğruları bulamamışlardır. Hatta birçoğu insanlığı sayısız felaketlerin içine sürüklemişlerdir. Yakın tarihten örnekler verecek olursak, Marx, Engels, Lenin, Troçki gibi pek çok felsefeci, ideolog ve devlet adamı, zeki insanlar oldukları halde akledemediklerinden dolayı milyonlarca insanın felaketine sebep olmuşlardır. Oysa akıl insanların felaketini değil, barış, huzur ve mutluluğunu gözetir, bunları elde etmenin yol ve yöntemlerini gösterir.

İnsan düşünme, algılama, dikkat sarfetme, pratik davranma gibi pek çok şeyi zekası sayesinde gerçekleştirir. Ancak akıllı bir insan zeka ile mümkün olmayan derin bir anlayışa, doğrularla yanlışları ayırt etme yeteneğine de sahiptir. Dolayısıyla akıl kişiye zekanın çok ötesinde bir üstünlük kazandırır.

Aklın kaynağı ise az önce belirttiğimiz gibi, samimi iman ve Allah korkusudur. Allah'tan korkan, O'nun emir ve yasaklarından sakınan, tavsiyelerine titizlik gösteren bir kimse doğal olarak bu üstünlüğe -Allah'tan bir nimet olarak- sahip olur.

Ancak bu yeteneğe sahip olmak bu kadar kolay olmasına karşın insanlardan çok azı akıl sahibidir. Allah'ın Kuran'da "... onların çoğu akıl erdirmez." (Maide Suresi, 103) ayetiyle haber verdiği bu gerçek, insanların çoğunun gerçek imana sahip olmaması, Kuran'dan uzak bir hayat benimsemelerinden kaynaklanan bir durumdur.

Allah'ın, Kendisi'nden korkan ve samimiyetle Kuran'a uyan kişilere nasip ettiği akıl, iman eden salih müminleri her durumda üstün bir konuma getirir. Ayrıca iman sahibi bir kimsenin, herşeyi her an Allah'ın yarattığını bilmesi, en ince detayına kadar herşeyin Allah'ın belirlediği kader dahilinde geliştiğinin ve her an Allah'la birlikte olduğunun bilincinde olması aklın temelini oluşturan unsurlardır. Öte yandan akıl, kişinin sahip olduğu üstün yönlerinin değişen şartlara ve ortama en kusursuz şekilde uyum sağlamasını da mümkün kılar.

Müminin basiret ve ferasetindeki keskinlik, dikkat ve şuur açıklığı, üstün teşhis ve çözüm kabiliyeti, güzel ahlakı, konuşma ve tavırlarındaki hikmet, güçlü kişiliği hep, akıl sahibi olmasının doğal sonuçlarıdır. (Detaylı bilgi için bkz. Kuran'a Göre Gerçek Akıl, Harun Yahya)

Tarif ettiğimiz bu örnek modelin, bu üstün özelliklerin bir kişiye ait olduğunu değil de, toplumun genel yapısını oluşturduğunu düşünün: Herkesin akılla hareket ettiği her konuşmasında, her tavrında, aldığı her kararda, uyguladığı her çözümde aklın avantajlarının çoğunluk tarafından yaşandığını… Akıllı insanlardan oluşan bir topluluğun oluşturacağı ortamı… Kuşkusuz herkesin özlemini duyduğu huzur, güvenlik, esenlik, itidal için akıllı insanlara ihtiyaç vardır. Ayrıca insanları bezdiren kaos, kargaşa ve anarşinin engellenmesi ve bu konulara köklü çözümler getirilebilmesi için de akıl sahibi kimselerin varlığı kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu bakımdan her sorunun anahtarı olan akla duyulan ihtiyaç ortadadır.

Şüphesiz akıl, bir insanın sahip olduğu en önemli özelliklerdendir. Akıllı bir kimse kendisine olduğundan çok daha fazla faydayı çevresine sağlar. Çünkü imanın getirdiği ahlakta, Allah'ın rızasını kazanmak dışında hiçbir düşünce, hedef ya da ideal yoktur. Böyle bir kişi Kuran'da tarif edilen mümin özelliklerini eksiksiz olarak yaşar; mazlumların korunup kollanması, yolda kalmışlara, kimsesizlere, yardıma ihtiyacı olanlara sahip çıkılması, adaletin hak olarak işlemesi, kimsenin aç bırakılmaması gibi her konunun sorumluluğunu üzerinde hisseder. Kuran'dan öğrendiği bu incelikleri, vicdani sorumlulukları aklı sayesinde kusursuz bir şekilde gerçekleştirir. Nitekim çözüm getirme, hikmetli konuşma ve yazma, tedbir alma, uygulama, yol gösterme gibi pek çok konuda doğal olarak herkesin gözü akıllı bir kimseyi arar. Çünkü böyle bir kimsenin her tavrından, her konuşmasından, her fikrinden istifade edilir.

Aklın gerekliliği bu derece önemliyken akılsızlığın ne denli ciddi bir tehlike olduğunu tespit etmek hiç de zor değildir. Gerek kişinin şahsı, gerekse toplum geneli ile ilgili olarak akılsızlığın sebep olduğu durumları, getirdiği belaları incelemek durumun ciddiyetinin gereği gibi anlaşılması bakımından faydalı olacaktır.

Aklın önündeki en büyük engellerden biri ise, kitabın önceki bölümlerinde siyasi ve toplumsal etkilerini ele aldığımız bir ruhsal bozukluktur: Romantizm ya da diğer adıyla duygusallık.

GÜNLÜK YAŞAMDA DUYGUSALLIK NEDİR?
 
Duygusallığı, kişinin, aklın ve mantığın gerektirdiği doğrular yönünde değil, duygularının yönlendirmesiyle hareket etmesi şeklinde tanımlamıştık. Duygusallık, genelde her insanda değişik yoğunlukta hakim olmasına rağmen, dinden uzak toplumların bütün fertlerinde var olan ruhsal bir hastalıktır. Kuran'dan uzak, dini yaşamayan bir kimsenin kendini romantizmden tam anlamda kurtarması mümkün değildir. Çünkü duygusallık ancak, insanın aklıyla, yani Kuran ahlakıyla hareket etmesi sonucunda ortadan kalkabilir. Kuran'a uymayan bir kimsenin ise az önce belirttiğimiz gibi akledebilmesi mümkün değildir.

Üzülmek, karamsarlığa kapılmak, içinden çıkılmaz bir durumda olduğunu sanmak, tevekkülden uzaklaşmış insanların yaşadıkları duygusallığın önemli bir alametidir. Oysa insan her ne ile karşılaşırsa karşılaşsın Allah'a güvenmek, ümitvar olmak ve buna uygun davranmakla yükümlüdür.

Duygusallık cahiliye toplumlarında oldukça makbul sayılan, "iyi insan" olma ölçüsü olarak kabul edilen, dolayısıyla da kimileri için övünme konusu olan önemli bir ruhi bozukluktur. Ancak hatalı bir çoğunluğun kanaatinde duygusallık öylesine olumlu bir anlam kazanmıştır ki, ağlamayan bir kimseye kolaylıkla kalpsiz, duygusuz bir insan sıfatı yakıştırılabilmektedir.

Acaba duygusallık zannedildiği gibi bu kadar masumane bir özellik midir? Bu sorunun cevabını gerçekçi bir gözle değerlendirecek olursak duygusallığın son derece vahim sonuçlar doğurduğu gerçeği ile karşılaşırız. Önceki bölümlerde bunun toplumsal alandaki etkilerini açıkça gördük. Ancak duygusallığın, günlük yaşamda da son derece zararlı etkileri yaşanmaktadır. Nitekim duygusallık, insanların şikayet ettikleri ve çözüm aradıkları pek çok konuda aciz kalmalarının başlıca sebeplerindendir.

Duygusal insan, sıkıntıdan, hüzünden asla kurtulamaz. Kendi eliyle kendine zulmetmiş olur.

Halbuki sorun olarak dile getirilen herşeyin çözümü, yaşanan sıkıntılardan kurtuluş yolları Kuran'da mevcut olduğundan, Kuran'ı rehber edinen kimseler ya da toplumlar aklın kazandırdığı avantajlara sahip olurlar, diğer bir deyişle aklın konforunu yaşarlar:

... Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap geldi. Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 15-16)

Çocukluğumuzdan beri hep ağlayan insanların ya da gazetede okuduğu bir haksızlığa, televizyonda seyrettiği aç insanlara ağlayanların, onların içinde bulundukları duruma üzüldüklerini ifade edenlerin duygulu dolayısıyla da vicdanlı insanlar olduğuna dair yorumlar duymuşuzdur. Halbuki duygusal kişilerin samimi bir ilgi ve çaba göstermeden yalnızca gözyaşı dökmekten, yakınmaktan öteye geçmeyen bu tepkileri hiçbir fayda, hiçbir çözüm getirmez. Zaten bu tür kimseler ağlayıp dert edindikleri kimselerin sorunlarına çözüm bulmaktan çok onlara üzülmekten zevk alırlar; bilinçaltlarında duygusallığın karanlık halini yaşamak nefislerinin daha çok hoşuna gider. Karamsarlık, umutsuzluk, acı, keder, bunalım gibi cehenneme özgü vasıfların, bu dünyada şeytanın duygusallıkla saptırdığı kimselere çekici gelmesi de oldukça ilginçtir.


Ayrıca bu konunun önemli bir yönü daha vardır: Televizyon karşısına geçip hiçbir şey yapmadan gözyaşı döken bu insanlara birşeyler yapmaları teklif edilse, boş durmamaları söylense de değişen bir şey olmaz. Bu durumda da "benim yaptığımdan ne olur?", "ben tek başıma ne yapabilirim ki?" gibi bahanelerle konudan sıyrılmaya çalışırlar.

Duygusal insanlar, etraflarında meydana getirdikleri olumsuz hava neticesinde olayları karmaşık ve çözümsüz göstererek, kendileri gibi çevrelerindeki kimseleri de karamsarlığa ve ümitsizliğe sevk ederler.

Karamsarlık, umutsuzluk, acı, keder, bunalım gibi cehenneme özgü vasıfların, bu dünyada şeytanın duygusallıkla saptırdığı kimselere çekici gelmesi şaşırtıcı bir durumdur. İnsanlar Allah'a tevekkül etmenin huzurunu yaşayacaklarına, kendilerini hiç sonu gelmeyen bir sıkıntıya sokmaktadırlar.


Pek çok güzel ahlak özelliği, duygusallık içinde yaşandığında bu güzelliğini kaybeder, hatta son derece tehlikeli bir yön kazanır. Örneğin, şefkat Allah'ın Kuran'da teşvik ettiği üstün bir ahlak özelliği olmasına rağmen, duygusal bir kişinin yaklaşımıyla bu şefkat zalim bir kimseye acıma, bu kişinin yaptıklarını hoş görme, zulmüne rıza gösterme gibi yanlış şekillerde uygulanabilir. Bu bakımdan akıllı bir insan için duygusallığa ait hiçbir üslubu, hiçbir tavrı ve mantığı da makul görmek mümkün değildir. Çünkü bu tür bir zihniyet içte barındırıldığı sürece duygusallığa ait eylemler ortam ve şartlara göre çok daha ciddi boyutlarda görülebilir.

Ancak burada hassas, duyarlı olmakla duygusal olmak arasındaki farkı da belirtmek gerekir. "İçli, duyarlı, mülayim olmak" Allah'ın Kuran'da peygamber özelliği olarak vurguladığı üstün bir özellik iken, duygusallık Kuran'da tarif edilen ahlakın tam tersidir. Müminler duygusal değildir; ancak duyarlı ve insancıl kimselerdir. Diğer bir deyişle hem üstün akıl sahibi, itidalli kimselerdir hem de insani yönleri son derece kuvvetlidir. Nitekim asıl meziyet de kişinin bu özellikleri birarada barındırabilmesidir. Allah Kuran'da İbrahim Peygamber'in bu güzel ahlakını "Doğrusu İbrahim, halim (yumuşak huylu, ılımlı) ve gönülden (Allah'a) yönelen biriydi." (Hud Suresi, 75) ayetiyle bildirmektedir.

Unutulmamalıdır ki, duygusal insanlar bir kişiye sadece acır, onu içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmak, sorunlarına çözüm bulmak için hiçbir girişimde bulunmazlar. Ama Allah'ın emrettiği duyarlılığa sahip bir insan, acıma hissettiği kişilere yardım etmek için de elinden geleni yapar, sorunlara çözüm arayıp bulur, insanları zor durumdan uzaklaştırmak için gereken tedbirleri de alır. Gerçek şefkat ve sevgi de budur.

DUYGUSALLIK AKLI NASIL ÖRTER?

Elbette her insan, sevgi, şefkat, merhamet, korku gibi duygularla birlikte yaratılmıştır. Bu duygulara sahip olmak insani bir özelliktir. Bizim burada vurgulamak istediğimiz konu ise, bir insanın sağlıklı ve dengeli bir ruh haline sahip olabilmesi için, bu duygularını imanı ve aklı ile kontrol altında tutması, yönlendirmesi gerektiğidir. Örneğin sevgi insana, en başta onu yoktan var eden, kendisine hesapsız rızık ve nimet veren ve ona sonsuz mutluluk dolu bir hayat vaad eden Allah'a karşı duyması için verilmiştir. Daha sonra da Allah'ı seven ve Allah'ın da kendilerini sevdiği kimselere karşı, yani müminlere karşı yöneltilmesi gereken bir duygudur sevgi. İnsanlara karşı yöneltilen sevgide ölçü kişinin Allah'a olan yakınlığı, Allah'ın sınırlarını korumada gösterdiği titizlik, Allah korkusu yani takvasıdır. Tüm bu sevgiler de yine Allah için ve Allah'ın tecellilerine karşı yöneltilen sevgilerdir. Allah'a ve dine karşı düşmanlık besleyenlere karşı içten bir sevgi beslenmesi Kuran'da müminlere haram kılınmıştır.

Aynı şekilde Allah müminlere ancak Kendisi'nden korkmalarını, başka hiç kimseden ve hiçbir şeyden korkmamalarını emretmiştir. Çünkü herkesin ve herşeyin varlığı Allah'ın hakimiyetindedir, Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvet sahibi yoktur, dolayısıyla kendisinden korkulmaya layık başka bir varlık da yoktur.

Akılcılıktan uzaklaşıp, duygularının kontrolüne giren bir insan kolayca hiddetlenebilir, kinlenebilir ve hatta şiddete dahi başvurabilir. Oysa iman eden akıllı bir insan, Allah'ın emri gereği "öfkesini tutup yener", daima itidalli bir tutum içinde olur.


Bir başka örnek olarak da öfke duygusunu verebiliriz. Öfke insanlara karşı yapılan haksızlıklara, adaletsizliklere, Allah'a ve dine karşı gösterilen düşmanlıklara, zulümlere karşı müminlerin sorumluluk ve hamiyet hislerini uyaran, harekete geçiren bir duygudur. Fakat müminin hamiyet hislerinin harekete geçmesi her zaman, akıl, itidal ve güzel ahlak çerçevesinde gerçekleşir. Hiçbir zaman mümini adalet ve merhametten uzaklaştırmaz. Mümin öfkesine kapılıp haksızlığa karşı haksızlık, zulme karşı zulümle cevap vermez, adaletsizliğe sapmaz. Nitekim böyle yapması Kuran'da yasaklanmıştır.

Duyguları ile davranan insan ise kimi zaman kendi menfaatini engelleyecek çok basit bir konuda bile büyük bir öfkeye kapılabilir. Olaylar kendi istekleri doğrultusunda gelişmediğinde, bir insan kendi arzu ettiği bir şeyi yapmadığında ani bir kızgınlıkla hareket edebilir. İçindeki öfke sebebiyle, hiç umulmadık bir anda muhakeme ve yargısı tamamen kapanıp, fevri hareketler gösterebilir.

Görüldüğü gibi insan, Allah'ın kendisinde yarattığı duyguları yine Allah'ın rızası doğrultusunda yönlendirmelidir. Yani Allah'ın razı olmadığı bir sevgi anlayışını, bir korku ya da öfkeyi kendinde barındırmamalıdır. Aksi takdirde Allah'ın gösterdiği değil, duygularının gösterdiği yolu benimsemiş olur. Bu da başlı başına bir şirktir.

İşte insanda yaratılıştan var olan bu duygular, aklın yönlendirmesinden çıktıklarında, duygusallık dediğimiz hastalık başlar. O insanın davranışlarını, konuşmalarını, hareketlerini, düşünce sistemlerini, olaylara yaklaşımlarını duyguları yönetmeye başlar. Bu noktada kişi artık aklının denetiminden çıkmış, duygularının kontrolüne girmiştir. Böyle bir insanın duyguları aklının önüne set çekmiş, aklını örtmüştür.

Duygusal insanların çoğunlukla eli kolu bağlı oturan, sadece ağlamakla yetinen, yakınıp şikayet eden ama bu yakınmaları, rahatsızlıkları sadece sözde kalan kişiler olduklarına şahit oluruz. Bu insanlarda kendine acıma hissi o kadar yoğundur ki, hiçbir sebep olmasa da kendilerine ağlayıp sızlanacak bir konu oluşturabilirler.


Hiçbir Kurani ölçü gözetmeden sevdiği insana ölesiye aşık olan bir kişinin ya da patronundan, kocasından, herhangi birinden şiddetle korkan bir kimsenin, veya öfkeden gözü dönmüş bir insanın elbette ki içinde bulunduğu bu ruh haliyle akılcı davranışlar sergilemesi beklenemez. Çünkü bu kişiler sınır ve ölçü tanımayan duygularının esiri olmuşlar ve bunun sonucunda da akılları kapanmıştır.

Duygusallık insanı gerçeklerden uzaklaştırır. Duygusal insanların en belirgin yönlerinden biri gerçek dışı bir dünyayı yaşama istekleridir. Bu ruh halindeki bir kimse hayal aleminde yaşar gibidir. Gerçeklerle arasındaki bağ son derece zayıftır. Aklın ve mantığın yerini duygular, gerçeklerin yerini ise hayal ve kuruntular almıştır. Bu bakımdan duygusal bir kişiye ulaşmak yani bu kişiyle dialog kurabilmek, ona fikir danışmak, tavsiyede bulunmak pek mümkün olmaz. Aslında duygusallık, psikiyatri dilinde "şizofreni" olarak bilinen ruh hastalığının, hafif bir şeklidir. (Daha önce de belirttiğimiz gibi, şizofreni hastaları, gerçeklerden tamamen kopar ve kendi hayal dünyaları içinde yaşarlar.)

Duygusal kişilerin durumunu televizyon karşısında film seyreden bir kimsenin ağlamasına benzetebiliriz: Böyle bir kimse artık gerçeklerden o kadar uzaklaşmıştır ki, bu filmde oynadığı rolden para alan, hatta belki gerçek hayatta her türlü kötü ahlak özelliğini üzerinde taşıyan bir insanın filmdeki rolü gereği canı acıdığı için ona üzülebilmekte hatta bu kimse için ağlayabilmektedir. Akıllı bir kişinin asla içine düşmeyeceği bu durum duygusal bir zihniyetin insanı gerçeklerden ne denli kopardığını, ne kadar sağlıksız düşünmeye ittiğini açıkça göstermektedir. İşte bu çarpık bakış açısı günlük hayatta yaşanan olaylara da yansımaktadır.


Duygusal insanların çoğunlukla eli kolu bağlı oturan, sadece ağlamakla yetinen, yakınıp şikayet eden ama bu yakınmaları, rahatsızlıkları sadece sözde kalan kişiler olduklarına şahit oluruz. Örneğin bir yakınının kaza geçirdiği haberi gelir, bunda mutlaka bir hayır olduğunu, ardından da nasıl yardım edebileceğini düşünmek yerine, duygusal bir kişi genellikle ağlamaya başlar, bayılmaya kalkar. Sağlıkla ilgili gerekli tedbirler alınmış mı, doktor, ilaç durumu yeterli mi gibi akılcı sorular sormak, durumun hassasiyetini ve yapabileceği yardımı öğrenmek yerine, bizzat kendisi teselliye, yardıma muhtaç konuma düşer.

Veya yanında birinin aniden fenalaştığını görür. Ama bu kişiye ilk yardımda bulunup ambulans çağıracağına telaşlanmaya, panik yaratmaya, hayıflanmaya, şuursuz ve akılsız tepkiler vermeye başlayabilir. Kendisinden olanları anlatması istendiğinde olayı dahi aktaramaz, kısacası yaşadığı duygusallık onu aklını kullanamaz hale getirdiğinden böyle bir kişiyle tüm bağlantı kesilir.

Ya da kendisinin önemli bir rahatsızlığı vardır. Ancak bunu bildiği halde doktora gittiğinde ciddi bir hastalık teşhisi ile karşılaşacağını, böyle bir durumda da korkup üzüleceğini düşünerek hastalığının belirtilerini umursamaz. Akılcı davrandığında alabileceği tedbirleri görmezden gelerek, hastalığını tedavi ettirme fırsatını yitirebilir.

Duygusal insanların en belirgin özelliklerinden biri de, karşılaştıkları sorunlar karşısında çözümsüz kalmaları, hemen karamsar bir ruh haline bürünmeleridir. Duygularıyla değil aklıyla hareket eden, tevekküllü insanlar ise, her olay karşısında benzeri olmayan, sayısız çözüm üretebilirler.


Örneklerini daha çok çoğaltabileceğimiz duygusal kişilerin gösterdikleri bu tarz akılsız tepkiler, gerçekçi olmayan çıkarım ve mantıklar son derece ciddi -hayati- sonuçlar da doğurabilmektedir. Neticede bu kimseler şeytanın da etkisiyle etraflarında gelişen ve olumsuz gibi görünen olaylardan öylesine sarsılırlar ki bizzat kendileri yardım edilmesi, teskin edilmesi gereken kişiler olurlar. Halbuki biraz akıl kullanarak, yaşadıkları olaylar karşısında isabetli kararlar alarak sorunları çözebilme imkanları vardır.

Görüldüğü gibi duygusal kimseler akıl yürütüp çözümler üreten, insanları yönlendiren değil de güdülen, sahip çıkılan, insanlara yük olan kimselerdir. Tüm bunların sonucunda da bu kişiler akıl kullanamayan, kendi içlerinde mutsuz, huzursuz, etraflarına sorun olan atıl kimseler olurlar. Örneğin duygusal bir kişi yanında yardıma muhtaç biri olduğunda, bu kişiye yardımda bulunmak yerine hayıflanmayı, "tüh tüh, vah vah, yazık" gibi acıma ifadeleri kullanmayı yeterli görebilir. Böyle bir durumda akıl tümüyle geri plana atılmıştır. Dolayısıyla da bu anlayıştaki bir kimseden gerçek anlamda bir fayda beklemek yanlış olur.

Allah Kuran'da bu gibi insanlarla müminlerin farkını şöyle anlatmaktadır:

Allah şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve herşeyiyle efendisinin üstünde (bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez; şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla eşit olabilir mi? (Nahl Suresi, 76)

Müminler olaylara duygusal değil akılcı tepkiler verirler ve her durumda üstteki ayette belirtildiği gibi "adaletle emreder", yani doğru olanın yapılmasını sağlarlar. Yaşadıkları her olayın Allah'ın takdiriyle olduğunu bildiklerinden ve Allah'ın kendileri için dilediğinin dışında hiçbir şeye güçlerinin yetmeyeceğinin bilincinde olduklarından, bunun teslimiyeti ve rahatlığı içinde itidallerini hiçbir zaman kaybetmezler. Beklenmedik bir tepki vermez, ümitsizliğe asla kapılmaz, karamsar bir üsluba düşmezler. Aksilik gibi görünen olayları bile Allah'ın kendileri için bir güzellik olarak yarattığının farkındadırlar.

Duygusallığın tehlike oluşturan yönlerinden biri de bu kişiye içinde bulunduğu ruh halinin yanlışlığı anlatılmak istendiğinde, bunu kesinlikle kabul etmemesi hatta böyle bir ihtimali dinlemeyi de en baştan reddetmesidir. Duygusal bir kimse dışarıdan gelen her türlü fikre öylesine kapalıdır ki, hemen haksızlığa uğradığı hissine kapılarak ya hüzünlenip ağlamaya başlar, ya da küsüp bir köşeye çekilir ve içine kapanır. Bu bakımdan duygusal bir kimseye değil eleştiride bulunmak, bir şeyi hatırlatmak, bir tavsiyede bulunmak bile söz konusu olmaz.


Duygusallık, insanlara alıngan bir yapı kazandırır. Bunun sonucu olarak bu kişiler her söylenenin altında kendilerine farklı bir mesaj olduğunu düşünerek, içlerinde son derece farklı ve abartılı çıkarımlar yapabilirler. Ayrıca hiçbir açıklama yapmadan uzun süre konuşmama, surat asma, selamlaşmama gibi çocukça protesto yöntemleri kullanabilirler. Bunun yanı sıra gerçekçi düşünemediklerinden ya da gerçeklerle yüz yüze gelmekten çekindiklerinden dolayı özeleştiri yapıp kendilerini düzeltmeleri de mümkün olmaz. Biraz önce de belirttiğimiz gibi bu zihniyetteki kişiler kendilerine söylenen her sözü ya kendilerine yapılmış bir haksızlık olarak değerlendirirler ya da ümitsizliğe kapılarak kendilerine büyük bir sıkıntıya dönüştürürler. Nitekim Allah kendilerine mutsuzluğu seçen bu tür kişilerden bir ayette şöyle bahsetmektedir:

Allah'tan 'İçi titreyerek korkan' öğüt alır-düşünür. 'Mutsuz-bedbaht' olan ondan kaçınır. (A'la Suresi, 10-11)

Şeytan, verdiği vesveselerle duygusal insanları kolayca yönlendirir. Onları ümitsizliğe kaptırır ve çaresizliğe düşürür.


Sonuçta, akıllarını kullanmadıkları için duygularının emrine giren ve bu yüzden günden güne akılları daha da örtülen kimselerin bu hallerinden arınmadıkça dini kavramaları ve yaşamaları mümkün değildir. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav)'in de belirttiği gibi, "Aklı olmayanın dini yoktur." Duygusal, akılsız bir insan sağlıklı bir muhakeme yeteneğinden, tutarlı bir mantık örgüsünden yoksundur. Mümin için çok açık olan bir konuda çelişkilere, kuruntulara saplanır. Vesveselerle boğuşur. Temiz akıl sahipleri için bir öğüt olan Kuran'ı anlayamaz, ondan öğüt alamaz, Allah'ı gereği gibi takdir edemez, kendisinin, etrafında, kainatta sürüp giden olayların yaratılış hikmetlerini, dünyanın, cennetin, cehennemin varoluş sebeplerini kavrayamaz. Allah'tan başka ilah olmamasının ne anlama geldiğini anlayamaz. Bu şuursuzluktaki bir kimsenin her fikri, her düşüncesi, her amacı, her niyeti, her davranışı kendisini bir şirkten başka bir şirke sürükler.

Bu, şeytanın insanları Allah'ın yolundan saptırma yöntemlerinden biridir. Kuran'da şeytanın insanları cehenneme sürüklemek için her türlü yöntemi kullanacağı şöyle bildirilmiştir:

Allah, onu lanetlemiştir. O da (şöyle) dedi: "Andolsun, kullarından 'miktarları tespit edilmiş bir grubu' (kendime uşak) edineceğim. Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez. (Nisa Suresi, 118-120)




Allah'ın bu ayetlerini bilerek şeytanın vesveselerinden yüz çeviren, dolayısıyla duygularının etkisine kapılmadan aklını kullanan bir kimse gerçekleri net ve berrak olarak görür, ona göre davranır. Duygusal, dolayısıyla aklı örtülmüş bir kimsenin içinden çıkamadığı, çok karmaşık, çelişkili, açıklanamaz gibi gördüğü konular, akıllı bir müminin gözünde son derece kolay, açık, net ve sadedir. Duygusallığının peşinden sürüklenen kimseler akıllarını bir kenara atmış, kendilerini şeytanın büyüsüne ve iradesine teslim etmiş bir şekilde şirkin karanlığı ve bataklığı içinde ebedi azaplarına doğru sürüklenmeye devam ederler.
 

Canlılardaki Fedakarlık SES KASETİNİ Dinlemek için TIKLAYINIZ

Darwinizm, tüm canlılığı "yaşam mücadelesi" kavramına dayandırır. Oysa canlılarda şaşırtıcı fedakarlık örnekleri vardır...

Fedakarlık, sevgi, işbirliği, şefkat, koruyup-kollama... Bu özellikler her toplumda güzel ahlak örnekleri olarak kabul edilir. Bu ses kasetinde de bu özellikler anlatılmaktadır. Ancak burada fedakarlık gösteren, işbirliği yapan, şefkat ve merhamet sergileyenler, insanlar değil, hayvanlardır.
Dahası bazı canlılar, insanları hayrete düşürecek derecede önemli akıl gösterileri sergilemektedir. Tüm bunlar, canlıların evrimle açıklanamayacak özellikleridir ve Allah'ın yaratışının apaçık delilleridir.

27 Eylül 2007 Perşembe

Darwinistler, Fosillerin Evrimi Reddetmesi Karşısında Panik İçindedirler



Canlıların tesadüfen, aşamalarla, mutasyonların sebep olduğu genetik bozulmalarla değişime uğradıklarını ve başka canlı türlerine dönüştüklerini iddia eden evrim teorisi savunucularının, milyonlarca yıl sürmesi gereken bu sözde evrim tarihine bakarak, milyonlarca hatta milyarlarca ara form örneği sunmaları gerekmektedir. Ama Darwin'le başlayan bu iddia, 19. yüzyılda bir ara form örneği sunamadığı gibi, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda da bu delili sunamamıştır. Evrim ideolojisi, bu açık delilsizliğe rağmen gündemde tutulmuş, okulların biyoloji derslerine konu olmuştur.

Ancak Darwinistlerin sefahat dönemi artık sona ermiştir. Evrimi delillendirme uğruna gerçekleştirilen çabalar, yapılan kazılar, hiç durmaksızın Yaratılış örneklerini vermiştir. Bu ilmi delillerin ortaya çıkması Darwinizm'in yıkılışını tüm insanlara açıkça göstermiştir. Darwinistler, ortaya çıkan bu delillerin halka sunulduğu fosil sergilerini yasaklamaya, fosillerin tanıtıldığı kitapları yakmaya çalışmışlardır. Bilimsel çalışmalara verilen bu radikal tepki, Darwinistlerin gerçeklerin ortaya çıkmasından duydukları büyük endişeyi açıkça göstermektedir.

Fosil kayıtları, Darwin'den bu yana tek bir ara fosil örneği vermediği gibi, günümüz canlılarının milyonlarca yıl önceki türdeşlerini sunmuştur. Sayısız fosil örneği, canlıların milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişim geçirmediklerini, bir başka deyişle evrimin yaşanmadığını gözler önüne sermiştir. Sn. Harun Yahya'nın "Yaratılış Atlası" eseri, bu gerçeği bütün açıklığıyla ve delilleriyle ortaya koymuş bulunmaktadır. Nitekim Darwinist çevreler tarafından yaşanan yoğun korku ve paniğin sebebi de budur. Bu panik ve korkuyu yaşayan Darwinistler, üzerinde yürüdükleri toprağın altında sayısız Yaratılış delilinin bulunmakta olduğunu hesaba katmamaktadırlar. Yaratılış Atlası eserinde sergilenen fosiller, yeraltından çıkarılmış 100 milyondan fazla fosil arasından sadece bazılarıdır. Ve bunlar bile, hatta bunların tek bir tanesi bile, canlı tarihinde evrim yaşanmadığını, organizmaların hiçbir değişime maruz kalmadıklarını açıkça göstermeye yeterlidir.

125 milyon yıllık örümcek, 100 milyon yıllık timsah, 95 milyon yıllık ıstakoz, 45 milyon yıllık karınca, 300 milyon yıllık eğrelti otu, 50 milyon yıllık kavak ağacı yaprağı, 80 milyon yıllık sırtlan kafatası gibi milyonlarca fosil, "Biz evrim geçirmedik, yaratıldık" demektedir. Bu fosiller, herhangi bir yoruma gerek bıraktırmadan, evrim teorisinin bir masaldan ibaret olduğunu göstermektedir. Sağlıklı düşünen, muhakeme yeteneği olan herkes bu gerçeği kolaylıkla kavramaktadır. Son derece açık ve net olan bu delilleri gören halkımız, elbette, bundan böyle Darwinizm'in aldatmacalarına kanmayacaktır. Yakın bir zamanda tüm dünyada insanlar gerçekleri görecek ve Darwinist büyünün etkisinden hızla kurtulacaklardır. Tüm dünyayı aydınlatacak Güneş doğmuştur ve Güneş'in balçıkla sıvanması mümkün değildir.

KANATLI KRALİÇE KARINCA; UZUNBACAKLI SİNEK




FOSİL NO: AI0597
YAŞ: 45 milyon yıllık
DÖNEM: Eosen
BULUNDUĞU YER: Baltık, Jantarny, Rusya



Yukarıda günümüzde hala yaşamakta olan kanatlı kralice karınca ve uzun bacaklı sinek resimleri görülmekte.
 
Darwinizm'in karşısında çaresiz kaldığı en önemli bulgulardan biri de fosil kayıtlarıdır. Bugüne kadar yaklaşık 100 milyon fosil bulunmuş, bunların tamamının, nesli tükenmiş veya bugün de yaşamakta olan canlılara ait olduğu anlaşılmıştır. Yeryüzünde hiçbir zaman evrim söz konusu olmadığı için ara canlılar da var olmamıştır. Dolayısıyla böyle canlılara ait ara fosiller de fosil tabakalarında yer almaz. Canlılar hep sahip oldukları aynı özelliklerle, hiçbir değişikliğe uğramadan varlıklarını devam ettirmektedirler. Bu gerçeğin delillerinden biri de resimde görülen ve 45 milyon yıldır kanatlı kraliçe karıncaların ve uzun bacaklı sineklerin aynı kaldığını gösteren amber içindeki fosildir.

ROMANTİZMİN FİZİKSEL TAHRİBATI


Duygusallık diğer bir ifadeyle romantizm Allah'a iman etmemenin ve O'nun gücünü takdir edememenin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Duygusallık kişide ruhsal ve manevi yönden büyük bir yıkıma yol açtığı gibi, fiziksel olarak da ciddi bir tahribat yapar. Böyle kimselerde depresyon, stres, bunalım sonucu hafıza zayıflaması, dikkat dağınıklığı, yorum bozuklukları, mantıksızlıklar, tikler, kontrolsüz tavırlar görülürken, müminler Allah'a tevekkül ettikleri ve kadere teslimiyet içinde yaşadıklarından aklen ve ruhen son derece sağlıklı ve dengeli olurlar. Duygusal insanlarda "psikosomatik" hastalıkların, yani ruhsal problemlerin yol açtığı fiziksel bozuklukların tümüne rastlanabilir. Vücudun fiziksel anlamda direnci kırılarak, güçten düşer. Bunun sonucu olarak bağışıklık sistemi çöker ve birbiri arkasına hastalıklara yakalanılır veya mevcut bir hastalığın iyileşmesi gecikir. Hastalıkların yanı sıra duygusallığın getirdiği hüzün ve karamsarlık sonucu ruhen yaşanan huzursuzluklar, gerilimler, üzüntüler doğal olarak insanın dış görünümüne de yansır. Saç dökülmesi, ağarması, matlaşması, cildin neminin çekilerek kuruması, kalınlaşması, esnekliğini kaybederek kırışması, çatlaması, bunun sonucunda dışarıdan her türlü enfeksiyona açık hale gelmesi, hücrelerin yenilenmesi geciktiği için cilt bozukluklarının kalıcı bir görünüm alması, rengin soluklaşarak yüzün sararması, gözlerin matlaşması gibi daha pek çok olumsuz değişiklik de beraberinde yaşanır. Bu sebeple herşeyi sorun edinen, romantik, hüzünlenmeye eğilimli insanlar erken yaşta çökerler. Vücutları senelerce, günün her anında süren bu gerilimi, duygusal fırtınaları, ruhi dalgalanmaları kaldıramaz. Bunun sonucu olarak şiddetli yaşlılık alametleri görülür ve kalıcı fiziksel tahribatlar oluşur. Nitekim neşeli, rahat ve huzurlu olan kimselerin gerilimli, stresli, ağlamaya yatkın kişilere göre daha uzun yaşadıkları, daha sağlıklı oldukları da pek çok bilimsel araştırmayla doğrulanmış bir gerçektir.

Duygusallığın verdiği fiziksel zararlar bu kadarla da kalmaz. Kişinin içindeki karanlık ve hüzün, yüzüne ve tavırlarına da yansır, canlılığı ve yaşama sevinci ciddi şekilde azalır.

Dahası, vücutlarındaki bu değişimler karşısında dünyanın gelip geçici bir yer olduğunu, ne kadar acizlik içinde olduklarını düşünerek Allah'a teslim olacaklarına, bu durumu daha da büyük bir üzüntü konusu yaparak yaşadıkları kabusu daha da şiddetlendirirler. Allah'ın yaşlılığı, hastalığı bir hikmet üzere yarattığını kavramadıkları, üzerinde düşünüp ibret alınacak yönlerini takdir edemedikleri için, bu durumları morallerini bozan, sürekli akıllarından çıkmayan bir endişeye dönüşür.

İşte bu kısır döngü sonucunda vücutlarının da kaldıramayacağı bir yükün altına girerler. Nitekim çoğu doktor birçok hastalığın sebebini üzüntü, sıkıntı, stres olarak açıklarken, tek kurtuluş yolu olarak da yüksek moral ve neşeyi önerir. Stres ve depresyona bağlı olarak uyku ve beslenme bozuklukları, tansiyon hastalıkları, mide, böbrek, kalp gibi iç organlarda ortaya çıkan çeşitli hastalıklar, astım gibi solunum güçlükleri, alerji, egzama, sedef gibi deri hastalıkları, migren, kanser türleri ve daha pek çok hastalığın psikolojik kaynaklı olduğu tespit edilmiştir. Vücudun stres karşısındaki tepkisi sonucu, vücuttaki biyokimyasal reaksiyonlar nedeniyle enerji tüketimi maksimum seviyeye çıkar. Bu stres halinin sürekliliğinde ise vücut fonksiyonları değişerek dengesizliklere sebep olur. (Harun Yahya, Şeytanın Bir Silahı: Romantizm)
Stresin sebep olduğu ağrılardan ise uzmanlar şöyle bahsetmektedirler: Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ve ağrı arasında önemli bir ilişki vardır. Stresin sebep olduğu gerginlik damarların daralmasına, kafanın belirli bölgelerine giden kan akımının bozulmasına ve o bölgeye giden kanın bir hayli azalmasına yol açar. Diğer taraftan bir dokunun kansız kalması doğrudan ağrıya sebep olur. Çünkü muhtemelen bir taraftan gergin dokunun daha çok oksijene ihtiyaç göstermesi, diğer taraftan dokunun zaten yetersiz kanla beslenmesi özel ağrı alıcılarını uyarır. Bu arada adrenalin ve noradrenalin gibi stres sırasında sinir sistemini etkileyen maddeler de salgılanmış olur. Bunlar da doğrudan veya dolaylı olarak kasların gerginliğini artırır ve hızlandırır. Böylece ağrı gerginliğe, gerginlik kaygıya, kaygı da ağrının şiddetlenmesine yol açar. (Acar Baltaş, Zuhal Baltaş, Stres ve Başa Çıkma Yolları, Remzi Kitabevi, Haziran 1997, s. 162) Duygusallık, aslında zannedildiği gibi kişinin doğuştan sahip olduğu ya da terk edemeyeceği bir karakter özelliği değildir. Bu ruh hali kişinin bilinçli ya da bilinçsiz telkinleriyle oluşur. Kişinin özel olarak elde ettiği duygusallık hem çevresine karşı vicdansızca bir tavır, hem de Allah'ın Kuran'da haber verdiği gibi kişinin kendi kendine zulmetmesidir:

Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar. (Yunus Suresi, 44) Romantizmin insanlara getirdiği büyük bir bela olan hüzün duygusu, ancak imanın getirdiği tevekkül ve sevinçle ortadan kalkar. Allah, cennete giden müminlerin şu şekilde hamd ettiklerini bildirmektedir:

Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir." (Fatır Suresi, 34)


Darwinizm'in, Ani ve Büyük Yenilgisi


150 yıldır, bazı insanların evrim teorisi gibi delilsiz ve olağanüstü mantıksız bir inanca bağlanmaları, çok büyük bir mucizedir. İnsanlar, bilim adına yapılan bu sahtekarca propagandaların o kadar yoğun etkisinde bırakılmışlar, Darwinist telkinlere o kadar yoğun maruz kalmışlardır ki, bunun doğruluğunu sınamaya fırsat bulamamışlardır. İnsanlar körü körüne bu teoriye inandırılmak durumunda bırakılmış, bu sahte teori okullara, eğitim kurumlarına girmiş, üst düzey profesörler, bilim adamları tarafından anlatılmış ve gazeteler sahte deliller ile ilgili sayısız haber yapmıştır. Bunun sebebi şudur: Darwinizm bir dindir. Bilimsellikle hiçbir ilgisi yoktur. İnsanları, Allah inancından uzaklaştırmayı amaç edinmiş bir ideolojidir. Dünyaya, canlılığa, tüm evrene basit açıklamalar yapar ve insan dahil tüm varlıkların amaçsızca yaratıldıkları telkinini verir.

Bu sahte dine en büyük darbe 20. yüzyılın sonlarında gelmeye başlamış ve 150 yıldır süregiden bu aldatmaca sona ermiştir. Canlıların evrim geçirmedikleri, yaratıldıkları gerçeği, tüm delilleriyle gözler önüne serilmiştir. İnsanlara yapılan yalancı telkinler, bilimsel delillerin ortaya konmasıyla ortadan kaldırılmış, insanlar, evrim teorisi sahtekarlığına karşı uyandırılmışlardır. Darwinistler, tek bir hücredeki olağanüstü sistemin tesadüfen oluşamayacağının, yeraltından tek bir tane bile ara fosil çıkarılmadığının, yeryüzündeki her canlının milyonlarca yıl boyunca aynı kompleks sistemlere sahip olduğunun açıkça ilan edilmesiyle ani bir yenilgi ile karşılaşmışlardır. Şu an evrim yalanını ve buna yıllardır delil olarak gösterilen sayısız sahtekarlığı tekrar tekrar gündeme getirip teoriyi kurtarma çabaları, bu ani yenilginin beklenen sonucudur.

Ülkemizde ve dünyanın belli başlı çeşitli ülkelerinde oldukça fazla sayıda kişiye ücretsiz olarak dağıtılan Sayın Harun Yahya'nın Yaratılış Atlası isimli eseri, Darwinist kaleleri temelinden vurmuş, Darwinist propagandayı derinden sarsmıştır. İnsanlar, milyonlarca yıl boyunca değişmeyen milyarlarca canlının sadece bir kısmını inceleme imkanı bulmuş ve evrim teorisinin yıllardır içinde bulunduğu delilsizlik karşısında, Yaratılış gerçeğinin açıkça sergilediği delillerle buluşmuştur. Darwinizm artık dünyayı aldatamamaktadır. Darwinizm, tüm iddiaları ile birlikte çöpe atılmış, bitmiştir. Şu bir gerçektir ki, yüzbinlerce profesörün, bilim adamının, üniversite öğrencisinin, doktorun, evrim teorisinin son derece mantıksız iddialarına gözü kapalı inanmaları, günümüzden en fazla 20 yıl sonra hayretle anılacak, karikatürlere, fıkralara konu olacak tarihi bir olaydır.

Bazı Darwinistlerin basın yoluyla halen, acınacak haldeki bu yalanı sürdürmeye çalışmasının bir manası yoktur. Gerçeği gören ve kabullenen yüz binlerce insan gibi, onlar da "aldatıldıklarını" kabul etmeli, zararın neresinden dönülürse kar olduğunu göz önünde bulundurmalıdırlar. Çünkü yerde ve gökte tüm deliller, canlıların Yüce Yaratıcı Allah tarafından yaratılmış olduğunu gözler önüne sermektedir ve Allah'ın dilemesiyle sermeye devam edecektir.

15 Eylül 2007 Cumartesi

Peygamber Efendimiz (sav)'in Güzel Yaşantısı

Rabbim bana dokuz şey emretti: Gizli halde de aleni halde de Allah'tan korkmamı, öfke ve rıza halinde de adaletli söz söylememi, fakirlikte de zenginlikte de iktisat yapmamı, benden kopana da sıla-ı rahim (dostluk) yapmamı, beni mahrum edene de vermemi, bana zulmedeni affetmemi, susma halimin tefekkür olmasını, konuşma halimin zikir olmasını, bakışımın ibret olmasını, marufu (doğru ve güzel olanı) emretmemi.1

Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu Allah Kuran'da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun. Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin. Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin. Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler. Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını'. Elbette senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir. (Kalem Suresi, 1-7)

Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz (sav) için kesintisi olmayan bir ecir olduğunu bildirmiştir. Bu, Hz. Muhammed (sav)'in daima güzel ahlak gösterdiğini, takvadan hiçbir zaman ayrılmadığını gösteren bir bilgidir.

Peygamberimiz (sav)'in de "İmanın kemali, güzel ahlakladır" (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 2. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 344/4) sözleriyle belirttiği gibi, imanın en önemli alametlerinden biri güzel ahlaktır. Bu nedenle güzel ahlakın en güzel örneklerini öğrenmek ve uygulamak önemli bir ibadettir.

14 Eylül 2007 Cuma

125 Milyon Yıllık Mayıs Sineği



FOSİL NO: SI0001
YAŞ: 125 milyon yıllık
DÖNEM: Kretase
BULUNDUĞU YER: Yixian Oluşumu,Chao Yang, Liaoning, Çin
BOYUTLARI: 20 mm, kalıp: 118 mm x 68 mm

Yukarıdaki resimde görülen 125 milyon yıllık mayıs sineği bir yaşayan fosil örneğidir. Günümüzde yaşayan mayıs sineklerinin aynısı olan 125 milyon yaşındaki bu fosil, evrimcilerin iddialarını geçersiz kılmaktadır.

BÜYÜK NİMET ZAMAN







YAŞAYAN DÜNYA SES KASETİNİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Eğer Güneş Sistemi içinde bir yolculuk yapacak olursanız, oldukça dikkat çekici bir tablo ile karşılaşırsınız: Güneş Sistemi'ndeki bilinen dokuz gezegenin sekizi içinde (uydular da dahil), yaşama uygun tek bir gök cismi yoktur. Her biri ölü ve sessiz birer madde yığınıdır. Ancak yaşadığımız mavi gezegen, diğerlerinden çok farklıdır. Çünkü atmosferinden yeryüzü şekillerine, ısısından manyetik alanına, elementlerinden Güneş'e olan mesafesine kadar, her türlü dengesiyle, tamamen yaşam için özel olarak yaratılmıştır. Bu kasette üzerinde yaşadığımız Dünya gezegeninin yaşam için özel olarak yaratıldığına ve tüm özelliklerinin bu amaca göre düzenlendiğina şahit olacaksınız.

KARINCA MUCİZESİ SUNUMUNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bu sunum size, çok yakından tanıdığınız, her zaman her yerde rastladığınız fakat fazla dikkatinizi çekmeyen, çok becerikli, çok sosyal, çok akıllı bir varlığı, "karınca"yı anlatacağız. Yaşantımız içinde hiçbir zaman önem ifade etmeyen bu milimetrik varlıkların, mucizelerle dolu hayatlarını inceleyeceğiz.

İSLAM YÜKSELİYOR

Son yirmi yıldır dünya genelinde Müslümanların sayısında istikrarlı bir artış söz konusudur. 1973 yılında yapılan istatistikler dünya çapında Müslüman nüfusun 500 milyon olduğunu gösterirken, bugün bu rakam 1.5 milyara yaklaşmıştır. Her dört kişiden birinin Müslüman olduğu günümüzde, Müslümanların sayısının tarihte ilk defa Hıristiyanların sayısını geçtiği bildirilmektedir.1 Müslüman nüfusun sayısının yakın gelecekte daha da artacağı ve İslam'ın dünyanın en büyük dini haline geleceği tahmin edilmektedir.

Bu istikrarlı yükselişin nedeni, sadece Müslüman ülkelerin nüfuslarının artış hızı değil, aynı zamanda diğer dinlerden ve kültürlerden pek çok insanın İslam'ı seçmesidir. Bu ikinci süreç, özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi'ne gerçekleştirilen hunhar terör saldırısının ardından daha da hızlandı. Başta Müslümanlar olmak üzere tüm dünyanın şiddetle kınadığı bu saldırı, bir anda insanların -özellikle Amerikan vatandaşlarının- dikkatlerini İslam'a çevirmelerine neden oldu. İslam'ın nasıl bir din olduğu, Kuran'da nelerin anlatıldığı, Müslümanın sorumluklarının neler olduğu ve gerçek bir Müslümanın nasıl yaşaması gerektiği Batıda en çok konuşulan konular haline geldi. Bu ilgi doğal olarak pek çok ülkede İslam'a yönelen insanların sayısında önemli bir artış sağladı. Böylece 11 Eylül saldırılarının ardından pek çok kişi tarafından dile getirilen, "bu saldırının dünya tarihinin akışını değiştirecek bir olay olduğu" şeklindeki öngörü, bir anlamda gerçekleşmeye başladı. Uzun bir süredir dünya çapında yaşanan dini ve manevi değerlere dönüş süreci, bu olayla birlikte hak din olan İslam'a dönüş halini aldı.

Bazen bir gazete kupüründe, bazen bir televizyon haberinde duymaya başladığımız bu yönelişle ilgili gelişmeler ardarda sıralandığında, yaşananların ne kadar olağanüstü olduğu görülecektir. Çoğu zaman sadece gündem maddelerinden herhangi biri gibi sunulan bu gelişmeler, aslında İslam ahlakının dünyaya çok hızlı bir şekilde yayılmaya başladığının çok önemli işaretleridir.

Belirtmek gerekir ki, söz konusu işaretler ya gündemin diğer konuları arasında göz ardı edilmekte ya da pek çok insan tarafından gereği gibi değerlendirilememektedir. Oysa;
  • Dünyanın önde gelen devlet adamlarının konuşmalarında Kuran ayetlerine yer vermeleri ve her fırsatta Kuran ahlakını övmeleri,
  • Camileri ziyaret etmeye başlamaları ve bu ziyaretleri sırasında İslam hakkında detaylı bilgilendirilmeyi talep etmeleri,
  • Dünya tarihinde ilk defa, Papa'nın Hıristiyanları Müslümanlarla birlikte bir günlüğüne oruç tutmaya davet etmesi,
  • Hıristiyan din adamlarının vaazlarında Kuran'dan ayetler okumaları,
  • Kuran'ın Batı ülkelerinde haftalar boyunca en çok satılan kitap olması,
  • Uluslararası yayın yapan televizyonlarda İslam'ı tanıtan özel haberler, röportajlar ve tartışma programları yayınlanması,
  • Dünyanın önde gelen gazetelerinin İslam'ı anlatan ve Müslümanları konu edinen haberler yayınlaması,
  • Kütüphanelerde en çok talep edilen kitapların İslam'ı ve İslam tarihini anlatan kitaplar olması kuşkusuz çok önemli gelişmelerdir.
 

4 Eylül 2007 Salı

VİCDAN SAHİBİ İNSANLARA DÜŞEN SORUMLULUK

VİCDAN SAHİBİ İNSANLARA DÜŞEN SORUMLULUK

Kuran ahlakının tüm insanlar arasında yaygınlaşması için çaba harcamak iman ve vicdan sahibi tüm insanların sorumluluğudur. Allah Kuran’ın “Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran Suresi, 104) ayetiyle bu yükümlülüklerini insanlara bildirmiştir. Bir başka ayette ise Allah tüm inananlara “... Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır...” (Maide Suresi, 48) şeklinde buyurmuştur. Bu nedenle her insan elindeki imkanlar ölçüsünde insanları hayra çağırmaya, Kuran ahlakının tebliğ edilmesine destek olmaya çalışmalıdır.

Bunun için bir kimsenin maddi imkanları yeterli olmayabilir; böyle bir çalışmaya çok büyük bir zaman ayırmaya imkanı olmayabilir. Ama vicdanını kullanan insan, elindeki imkanlar ölçüsünde mutlaka yapabileceği bir şeyler bulabilir. Belki kitap bastırıp insanlara dağıtamayabilir; insanlara Kuran ahlakını tanıtıcı belgeseller üretemeyebilir; İslam'ı tanıtıcı siteler hazırlayamayabilir. Böyle bir durumda kişinin yapabileceği, başkalarının büyük bir gayretle yaptığı faydalı çalışmaları yaymak olabilir.

İşte bu noktada Harun Yahya eserleri vicdan sahibi insanlar için büyük bir kaynaktır. Hiçbir ticari kaygı ve maddi çıkar amacı gütmeden, yalnızca Allah rızası için, büyük bir özveri ile hazırlanmış bu eserleri başkalarına tavsiye etmek, bu eserleri insanların satın almalarını, imkanı olmayanlarında satın alamasalar dahi internetten okumalarını sağlamak da büyük bir hizmettir. Bu şekilde tek bir kişi yüzlerce arkadaşını kitap ve makaleleri okumaya, belgeselleri seyretmeye, sesli anlatımları dinlemeye yöneltebilir. Bu arkadaşlarından her biri de yine aynı şekilde yüzlerce kişiyi teşvik etmiş olsa, Kuran ahlakı bu kitaplar vesilesiyle çok kısa zamanda çok sayıda insana ulaşmış olacaktır.

Bu kişilerden her biri evine gelen misafirlere, iş yerine gelen müşterilerine, okuldaki arkadaşlarına, üye olduğu dernek üyelerine bu kitapları tavsiye edebilir. Dergi çıkarıyorsa bu dergide, TV kanallarıyla bir bağlantısı varsa TV programlarında Harun Yahya eserlerinin tanıtımını yapıp insanları bunları okumaya, izlemeye ve dinlemeye teşvik edebilir. Bu eserlerin daha geniş kitlerere ulaşabilmesi ve Kuran ahlakının insanlar arasında yaygınlaşması için neler yapılabileceği konusunda yeni fikirler geliştirip bizlere ulaştırabilir. Bunun için yapacağı, bilgisayarındaki tek bir tuşa basarak bir mesaj yollamaktan ibarettir. Bunun dışında ayrıca yine tek bir tuşa basarak çevresindeki insanlara internet sitelerinin, kitapların ve diğer çalışmaların tanıtımını yapabilir.

Görüldüğü gibi gerçekten kendi üzerine düşen tebliğ görevini yerine getirmek isteyen ve buna yol arayan kimseler için yapılabilecek çok fazla şey vardır. Önemli olan kişinin, bu konuda aklını ve vicdanını samimiyetle kullanmasıdır. Allah Kuran ayetlerinde bu gerçeği insanlara bildirmiştir:

Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir. (Müzzemmil Suresi, 19)

… Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir; (Talak Suresi, 2)

Bu nedenle Kuran ahlakının tebliğ edilmesi için yapılan çalışmaları sadece takdir etmek, fakat bu yönde bir çaba harcamamak iman eden bir kimsenin vicdan anlayışına uygun değildir. Allah ahirette insanı böyle bir tavırdan dolayı sorumlu tutabilir. Özellikle de Filistin, Çeçenistan, Doğu Türkistan gibi dünyanın çeşitli yerlerinde Müslümanların büyük baskı altında olduğu böyle bir dönemde iman edenlerin birbirlerine destek olmaları çok büyük önem kazanmaktadır. Böyle bir durum, kısıtlı olan zamanı çok daha iyi kullanmayı ve durmaksızın Kuran ahlakının yayılmasına destek olacak çalışmalar yapmayı gerektirmektedir. Küçük büyük demeden ihlasla yapılan tüm çabaların biraraya getirilmesi, Allah’ın yardımıyla inşaAllah güzel ahlakın tüm insanlar arasında yaygınlaşmasına vesile olacaktır. Bu, aynı zamanda da Allah’ın tüm Müslümanlar üzerine yüklediği bir sorumluluktur. Kuran’da Allah’ın bu emri şöyle bildirilmiştir
Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çaba harcayanları sever. (Saff Suresi, 4)

Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz?

Kuran ahlakını tebliğ eden bu kitapların daha geniş kitlelere ulaştırılabilmesi için, kişilerin imkanları doğrultusunda yapabilecekleri şeylerden bazılarını “nasıl yardımcı olabilirsiniz” bölümüne girerek öğrenebilirsiniz.
Eğer Harun Yahya’nın eserlerinde anlatılan gerçekleri benimsiyor ve bunların daha fazla insana ulaşmasını istiyorsanız, sizin de yapabileceğiniz pek çok şey var:

Tüm arkadaşlarınıza Harun Yahya internet sitelerini tavsiye edebilir, bu sitelere üye olmalarını sağlayabilirsiniz. Tanıdığınız arkadaşlarınıza e-mail mesajı göndererek, onlara Harun Yahya internet sitelerinin linklerini gönderebilirsiniz. Bunun için bilgisayarınızda tek bir tuşa basmanız yeterli olacaktır. Bu şekilde yapılacak olan bir iki saniye sürecek bir çalışma, Kuran ahlakının yayılmasında büyük bir hizmete dönüşecektir.
Bir misafiriniz geldiğinde, araba, otobüs ya da vapur gibi vesayetlerle yaptığınız yolculuklarda ve hatta yolda yürürken dahi arkadaşlarınızla yaptığınız sohbetlerde Harun Yahya’nın kitaplarından konular seçerek gündemler oluşturabilir, boş ve amaçsız vakit geçirmeyi engelleyebilirsiniz. Bunun için özel zaman ayırmanız gerekmeyecek, zaten sohbet ederek geçireceğiniz bir vakti, hikmetli bir şekilde değerlendirmiş olacaksınız.
Okulunuzun ya da işyerinizin kütüphanelerine, bekleme salonlarınıza, evinizin kütüphanesine ya da okuma köşelerine Harun Yahya’nın kitaplarını yerleştirip, insanların gerçeklere daha kolay ulaşmalarını sağlayabilirsiniz. Böyle bir düzenleme yapmak birkaç dakikadan fazla zamanınızı almayacaktır.
Kendi semtinizdeki kitabevlerini, Harun Yahya eserlerinin satışını yapmaları ve en güzel şekilde sergilemeleri konusunda teşvik edebilirsiniz. Bu kimselere böyle bir teklif götürmek de yine birkaç dakikadan fazla sürmeyecektir.
Harun Yahya’nın kitaplarına abone olup, çevrenizdeki insanları da abone yapabilirsiniz. Böylece Kuran-ı Kerim’in günümüze bakan yorumlarını ve günümüzdeki bilimsel gelişmelerin Allah’ın varlığını nasıl ispatladığını yakından takip etmiş olursunuz.
Harun Yahya’nın eserlerinden yayınlanarak hazırlanan İlmi Mercek, İlmi Araştırma ve Düşünen Çocuk dergilerini takip edebilir ve çevrenize de bunları teşvik edebilirsiniz.
Bu dergilerle birlikte ücretsiz olarak verilen belgesel filmleri arkadaşlarınızla, ailenizle seyredebilirsiniz. Toplu bulunulan ortamlarda seyredilmesini sağlayabilirsiniz. Hatta bu eserleri dilediğiniz kadar çoğaltıp, dilediğiniz şekilde dağıtabilirsiniz.
Internet sayfalarımızda ve diğer eserlerimizde kullanabileceğimiz daha ileri teknolojileri bize bildirebilir, tavsiye edebilirsiniz. Bunun için de yine yapmanız gereken yalnızca bilgisayarınızdan tek bir mesaj yollamak olacaktır.
Ateizm, komünizm, faşizm gibi din dışı sapkın ideolojilerle fikri yönden mücadele edebilmek için kendinizi Harun Yahya’nın kitaplarındaki bilgilerle kültürel yönden geliştirebilir, hidayete vesile olan önder bir insan olabilirsiniz.
Harun Yahya’nın kitaplarının yabancı dillere çevrilmesini sağlamak için gönüllü çevirmenler bulabilirsiniz. Böylelikle tüm dünya ülkelerindeki insanların Kuran ahlakını öğrenmelerine vesile olursunuz.
Harun Yahya’nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanan filmlerin ve ses kasetlerinin yaşadığınız bölgedeki yerel televizyon ve radyo kanallarında yayınlanması için aracı olabilirsiniz. Bunları yurt dışındaki kanallarda da yayınlatmak için aracı olabilir, tüm dünya insanlarının Allah’ın yaratış sanatına şahit olmalarını sağlayabilirsiniz. Eğer filmleri ve ses kasetlerini yayınlatmak için imkanınız varsa, bunlara ücretsiz ulaşabilmek için bize bu site kanalıyla mesaj yollayabilirsiniz.
Ulusal veya yerel basında Harun Yahya’nın makalelerinin yayınlanmasını sağlayabilirsiniz. Bunun için yine bize başvurun. Böylece aracı olduğunuz gazete ve dergiye düzenli olarak, gerekirse sayfa düzeni dahi yapılmış makaleleri ulaştırabilirsiniz.
Harun Yahya’nın kitaplarını bizlerle bağlantıya geçerek, metne sadık kalma şartı ile telif ücreti ödemeden basıp dağıtabilirsiniz.
Evrim teorisinin bilimsel geçersizliği konusunda kendinizi yetiştirip, yaratılış gerçeğini insanlara bir konferans konuşmacısı gibi anlatabilirsiniz. İnsanları Darwinizm ve materyalizm gibi yanılgılara karşı bilinçlendirebilir, bilimin yaratılışı ispatladığını gösterebilirsiniz.
Oturduğunuz semt veya şehirde Kuran Mucizeleri, Evrenin Yaratılışı veya Yaratılış Gerçeği konulu konferanslardan birinin yapılmasını sağlamak için ya kendiniz veya tanıdığınız bir kuruluşun organizasyonu ile insanların görsel olarak gerçeğe ulaşmalarını sağlayabilirsiniz.
Harun Yahya’nın devlete ve millete olan bağlılığını örnek alıp, lider bir Türkiye oluşması için elinizden geleni yapabilirsiniz.
Yabancı dillere çevrilmiş eserlerin yurtdışında basımını ve dağıtımını yapabilecek kişi ve kuruluşlar bulabilirsiniz. Dünya çapında inkarcı felsefelerin yıkıcı etkisinin ne denli büyük olduğu hatırlanırsa bu faaliyetin ne kadar hızlı yapılması gerektiği ortadadır.
Sitelerimizin linklerini ve banner'larını kendi sitelerinize koyabilir ya da tanıdığınız kişilerin sitelerine koymalarını teşvik edebilirsiniz. Bu banner'ları kendiniz hazırlayabileceğiniz gibi, buradaki linkten de hazır banner kullanabilirsiniz.
Bloglarınızı hazırlarken Harun Yahya'nın eserlerinden istifade edebilirsiniz. Harun Yahya'nın kitaplarını, makalelerini, belgesellerini bloglarınızda yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya basın toplantılarını, röportajlarını, belgesellerini youtube, google video gibi video sitelerine yükleyerek yaygınlaştırabilirsiniz.


ÖNEMLİ NOT:

Her ne kadar iyi niyetli de olsa, sitelerimizin tanıtımlarını yüksek sayıda kişilere e-mail yoluyla göndermeyiniz. Bu şekildeki toplu e-mail gönderimi karşı tarafın talebi olmadığı sürece “spam” olarak kabul edilmektedir ve internet hukukuna aykırı bir girişimdir ve tanıtımı yapılan sitenin kapanmasına kadar varabilecek sonuçlar doğurabilir. Sitelerimizin daha çok kişi tarafından takip edilmesini, kitapların ve belgesellerin daha fazla kişiye ulaşmasını talep ediyorsanız sadece tanıdığınız kişilere tavsiyede bulununuz, tanımadığınız kişilere toplu e-mail gönderimi yapmayınız.
Harun Yahya konferanslarında kullanılan konferans prezentasyonlarını buradan indirebilirsiniz.
Destek olabileceğiniz diğer konuları öğrenmek istiyorsanız, lütfen www.islamahizmet.com sitesini ziyaret edin.
Bu ve benzeri desteklerin tümü için, bizimle destek@harunyahya.org adresinden bağlantı kurabilirsiniz.
Her biri önemli bir destek anlamına gelecek olan bu çalışmalar, eğer Allah'ın rızası gözetilerek yapılırsa, inşAllah büyük manevi kazançlara da vesile olacaktır. Çünkü bir Kuran ayetinde belirtildiği gibi, "Kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır..." (Nisa Suresi, 85)

YAŞAYAN FOSİLLER SUNUMUNU İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

DARWINİST PROPAGANDANIN ÇÜRÜK TEMELLERİ


Bu kitapta okuyacaklarınız, evrim aldatmacasının temelini oluşturan kavramların geçersizliğini, çürüklüğünü, bilimsel değerden yoksunluğunu ve sahteliğini vurgulamak için yazılmıştır.

3 Eylül 2007 Pazartesi

KURAN'DA TEMEL KAVRAMLAR SES KASETİNİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Kuran'ı okurken akıl, sabır, sadakat, inkar, nimet, hikmet, vs. gibi kavramların ayetlerde sık sık geçtiğini görürsünüz. Bu kavramların çoğu günlük hayatımızda gerçek anlamlarından daha farklı anlamlarda kullanılırlar. Bu nedenle, özellikle Kuran'ı yeni okumaya başlayan bir kişi, bu kavramları gündelik yaşamda kullanılan anlamlarıyla algılamaya kalkarsa Kuran'ı gerektiği gibi kavrayamaz. Bu ses kasetinde, Kuran'da en sık geçen kavramlar, içlerinde geçtikleri çeşitli ayetlerin ışığında incelenerek, bunların genel olarak ve özel durumlarda hangi anlamlarda ve ne gibi hikmetler doğrultusunda kullanıldıkları açıklanmaya çalışıldı.

MESSİH DECCAL SESSİZCE GÖREVİNE BAŞLADI