26 Ağustos 2007 Pazar

Ahir Zamandaki Büyük Kuraklık, Deccaliyet'in İslam'a Karşı Saldırıya Geçtiğinin Alametidir

Allah, Hz. Adem'i yaratmış olduğu günden bu yana, Deccal'in fitnesinden daha büyük bir fitne olmamıştır. (Kıyamet Alametleri, Genişletilmiş 8. baskı, s. 225)

Peygamberimiz (sav), ahir zamanda gelecek olan Mesih Deccal'in çıktığının ve Deccaliyet'in İslam'a karşı saldırıya geçtiğinin bir alametinin de, o dönemde yaşanacak büyük bir kuraklık ve susuzluk olacağını haber vermiştir. Günümüzde yaşanan iklim değişikliği ve büyük kuraklık başlangıcının, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde haber verdiği bu olay olması ihtimali çok yüksektir. (En doğrusunu Allah bilir)

Peygamberimiz (sav), ahir zamandaki Deccaliyet saldırısının alameti olan kuraklık sürecini bir hadisinde şöyle açıklamıştır:

Deccal'ın çıkmasından önce gökyüzü üç sene yağmurunu tutar. Birinci senede normal yağmurun üçte birini tutup üçte ikisini yağdırır. Yeryüzü, bitkisinin üçte birini bitirmez. İkinci yılda gökyüzü normal yağmurunun üçte ikisini yağdırmaz. Yeryüzü de bitkisinin üçte ikisini bitirmez. Üçüncü yılda ise gökyüzü yağmurunun tamamını keser, yeryüzü de bitkisinden hiçbirini bitirmez. (Ebu Davud, İbni Mace, Taberani; Geleceğin Tarihi 3, s. 241)

Tarih boyunca inkar edenler, her dönemde peygamberlere, elçilere ve iman edenlere karşı amansız bir saldırı içerisinde olmuşlardır. Ancak ahir zamanda Deccaliyet'in İslam'a ve iman edenlere karşı yürüteceği saldırı; karmaşa ve fitne ortamı, tarihin hiçbir döneminde eşi görülmemiş büyüklükte olacaktır. Fakat Deccaliyet mutlak mağlup olacak şekilde yaratılmıştır. İnkar edenlerin tuzakları, Allah'ın izni ile, hiçbir zaman başarıya ulaşamayacak, ahir zamanda da iman edenler Allah'ın koruması altında olacaklardır.

25 Ağustos 2007 Cumartesi

İman edip salih amellerde bulunanlar;
onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan
cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz.
(Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.

(Ankebut Suresi, 58)

Beden Dışı Seyahat

Bilim adamlarının yaptığı bir deney, nedeni açıklanamayan ve parapsikolojik olaylar arasında sayılan astral seyahatin nasıl oluştuğuna ışık tuttu.

3 BOYUTLU GÖRÜNTÜ
İsviçre`de yapılan deneyde gönüllü denekler, gözlerine sanal gerçeklik gözlükleri takarak, bir kameranın önünde ayakta durdu. Denekler, bu gözlüklerle kendi bedenlerinin üç boyutlu arkadan görüntüsünü, kendi önlerindeymiş gibi görebiliyordu. Gözlükleri çıkarılan ve birkaç adım geri yürütülen denekler, eski yerlerine dönmeleri istendiğinde ise gereğinden fazla yürüyerek fiziki bedenlerinin değil, sanal bedenlerinin eski pozisyonuna yakın yerde durdu. Araştırmacılar, deney sonucunda elde ettikleri bulguların, cerrahların "uzaktan ameliyat yapması" ya da gerçeklik hissi artmış bilgisayar oyunları kurgulanması gibi pratik sonuçları da olabileceğini belirtti.

23 Ağustos 2007 Perşembe

Suyun Kimya Kurallarını Altüst Eden Özelliği Nedir?

Hepimizin de bildiği gibi su 100 oC sıcaklıkta kaynar ve 0oC sıcaklıkta donar. Ancak, normal şartlarda suyun 1000oC değil, -800oC kaynaması gerekirdi. Çünkü periyodik tabloda oksijenin bulunduğu grupta yer alan ve hidrid olarak adlandırılan diğer elementler ile aynı molekül yapısına sahiptir. Bu bileşiklerin kaynama noktaları ise kükürtten başlayıp daha ağır olanlara doğru düzenli bir şekilde değişir; ancak umulmadık bir şekilde suyun kaynama noktası bu dizinin dışına çıkar. Su (oksijen hidrid) olması gerekenden 1800oC daha yüksekte kaynar. Bir diğer şaşırtıcı durum da suyun donma noktası ile ilgilidir: Yine periyodik sistemdeki düzene göre, suyun -1000oC'de katılaşması gerekir. Ancak su bu kuralı bozar ve olması gerekenden 100 oC yukarıda, yani 0oC'de buz haline gelir. Eğer su, periyodik sistemdeki düzene göre hareket etseydi, yeryüzünde sadece buhar olarak bulunurdu. Bu noktada; niçin hidritler arasındaki başka bir element değil de, sadece suyun (oksijen hidrit) periyodik sistem kurallarına uymadığı sorusuna verilecek tek cevap ise suyun, kusursuzca var eden Yüce Allah'ın kullarına bahşettiği bir nimet olmasıdır.

Peygamber Efendimiz (sav)'den Öğütler

"Resulullah insanların eli en açık, gönlü en geniş ve şivesi en düzgün olanı, yüklendiği işi en iyi şekilde ifa edeni, en yumuşak huyluları ve sohbeti en güzel olanıydı. Onu tanıyıp sohbetinde bulunanlar ona severek sokulurdu. Onu niteleyen: 'Ondan önce de ondan sonra da onun gibisini görmedim' derdi. Ne zaman kendisinden bir şey istense onu mutlaka verirdi."

(Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 814)

28 Yeni Gezegen Daha Keşfedildi

Güneş Sisteminin ötesindeki dünyaları araştıran bilim adamları, 28 gezegen daha bulduklarını açıkladı. Böylece Güneş Sistemi dışında bildiğimiz gezegenlerin sayısı 236'ya yükseldi. Bu gezegenlerin yarısını keşfeden İngiltere-Avustralya Gezegen Arama ekibinin Avustralya kolu başkanı olan New South Wales Üniversitesi'nden Profesör Chris Tinney keşiflerini "Baktıkça buluyoruz" diye açıklayarak evrendeki muazzam çeşitliliği vurguluyor.

Bu 28 yeni gezegenin keşfi gökbilimcilere incelenecek yeni hedefler sağlamış oldu. Bilim adamları şimdi bu gezegenleri oluşturan maddeleri ve yapılarını araştıracak.

Nimetlerden Gereği Gibi Zevk Alabilmenin Tek Yolu İmandır

Kainatın eşsiz hakimi olan Yüce Allah, sahip olunan tüm nimetlerin tek ve mutlak Yaratıcısıdır. Tüm insanlar Rabbimiz'in lütfuyla bu güzelliklere sahip olabilir ve yine O'nun rahmetiyle bunlardan zevk alıp, hoşlanabilirler.

Bu nedenledir ki gerçek mutluluğu elde edebilmenin tek yolu Allah'a iman etmektir. Bu gerçek Kuran'da, "... Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28) ayetiyle haber verilmektedir. Yaşanılan mutsuzluktan ve bıkkınlıktan, ancak, Allah'ın rahmeti ve kulları üzerindeki lütfu iyi kavrandığı ve iman ahlakı yaşandığı takdirde kurtulunabilir. Dünya hayatından ancak bu şekilde gerçek anlamda zevk alınabilir, ancak bu şekilde güzelliklerin değeri tam olarak anlaşılabilir. Örneğin karanfilin yapraklarındaki kusursuz dizilimi ve kokuyu fark etmek, bu benzersiz güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğini anlamak için bunları takdir edebilecek bir anlayışa sahip olmak gerekir. Bunu gerçek manasıyla anlayabilecek olan kişiler de sadece iman sahipleridir. Çünkü Allah'a iman eden kimseler, dünyadaki her detayın Rabbimizin büyük bir lütfu olduğunun bilincindedirler.

Son Coelacanth Fosili ve Evrimci Yanılgılar


Msnbc.com haber sitesinde 1 Ağustos 2007 günü, "Yüzgeç fosili, bacakların evrimine ışık tutuyor" başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde, 400 milyon yıllık yeni bir coelacanth fosili ve bununla ilgili evrimci iddialara yer veriliyordu. Fosili inceleyen ve ABD'deki Chicago Üniversitesi'nde görevli olan araştırmacılar, bunun günümüz coelacanth'larında bulunmayan bazı özellikler taşıdığını saptamışlardı ve buna dayanarak balığın "yaşayan fosil" olarak tanımlanmasının genel bir yanılgı olduğunu iddia ediyorlardı. Araştırmacılar ayrıca yüzgeçlerden kol ve bacaklara varsayılan evrime dair masallar ortaya koyuyorlar, insan da dahil olmak üzere tüm kara omurgalılarının kol ve bacaklarının balık yüzgeçlerinden evrimleştiğini öne sürüyorlardı. 

Ancak araştırmacıların bir balığın yüzgecine bakarak insan kolunun bu organdan evrimleştiğini iddia etmeleri tamamen hayalgücü ve önyargıya dayalı bir tutumdur. Evrim teorisini ayakta tutabilmek, yıllarca ara geçiş formu olarak lanse edilmeye çalışılan coelacanth'ı sahte bir evrim delili olarak ayakta tutabilmek için yapılmış bir propagandadır. Üstelik sözkonusu bulgu coelacanth'ın yaşayan fosil olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.

Aşağıda konuyla ilgili evrimci iddialar cevaplanmakta, "yüzgeç-kol-bacak" masalının neden bilimsel kanıtlara rağmen sürdürülen bir dogma olduğu gösterilmektedir.


Balıkların sınıflanması ve Coelacanth

Balıklar, çeneli ve çenesiz balıklar olarak iki kategoriye ayrılırlar. Çeneli balıklar da kemikli balıklar (Osteichthyes) ve kıkırdaklı balıklar (Chondrichthyes) olarak ikiye ayrılırlar. Kemikli balıklar kendi içlerinde yüzgeçlerin yapısına göre iki gruba ayrılmışlardır: Et-yüzgeçli balıklar (Crossopterygii) ve ışın-yüzgeçli balıklar (Actinopterygii).
Coelacanth, omurgasından kuyruk yüzgeçlerine doğru çıkan omurlarının içi boş olan balık takımına verilen isimdir. Coelacanthlar, kemiklibalıklardan ve ışın yüzgeçlilerdendir. Bunlar boyca 180 cm'ye, ağırlık olarak 98 kilograma ulaşabilen, iri yapılı, zırhı andıran ve bütün gövdeyi kaplayan kalın pullara sahip balıklardır. Fosillerine ilk olarak Devoniyen (408-360 milyon yıl arası) dönemine ait katmanlarda rastlanmaktadır.
Coelacanth, 1938 yılına kadar sadece fosil örneklerden tanınan bir balıktı ve günümüzden en az 70 milyon yıl önce ortadan kalktığı düşünülüyordu. Yüzgeçlerinin içinde kemikli yapılar barındırması dolayısıyla birçok evrimci zoolog bu canlının, gövdesindeki iki adet çiftli yüzgeçleri kullanarak deniz tabanında yürüdüğünü ve Coelacanth'ın, deniz-kara hayvanları arasında bir geçiş formu olduğunu varsayıyordu.
Ancak 1938 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti açıklarında canlı bir Coelacanth ele geçirildi (Latimera chalumnae). 1952 yılında Afrikanın doğusunda yer alan Komor adaları civarında yeni canlı coelacanthlar yakalandı (Malania anjouanae). Bilim adamları coelacanth'ın hem anatomisi hem de doğal ortamındaki hareket şekli üzerinde kapsamlı incelemeler yaptılar. Anatomik incelemeler Coelacanthların 400 milyon yıldır hiçbir değişikliğe uğramadıklarını göstermekteyken, 1987 yılında Komor adaları çevresinde denizaltıyla yapılan gözlemler şunu ortaya koyuyordu:
"Esnek yüzgeçlerinin, dört ayaklı kara omurgalılarınkine benzer bir işlevi yoktu. Bunlar, hayvanın baş aşağı ve geri geri de dahil olmak üzere, her yöne yüzmesini sağlıyordu."1


Son Coelacanth fosili


Msnbc.com haberine konu olan coelacanth fosili oldukça eksik ve küçük bir parçadan ibarettir. ABD'nin Wyoming eyaletinde bulunan ve Sho sho nia arc topteryx olarak isimlendirilen son coelacanth örneğinin boyu 10 cm kadardır ve balığın resimde kırmızıyla gösterilen yüzgecine aittir. Araştırmacılar, yüzgeç içindeki kemik organizasyonunun, günümüzde yaşamakta olan coelacanth'larınkine göre asimetrik bir yapılanma ortaya koyduğunu, yüzgecin ana sapının ön tarafındaki kemiklerin, arka tarafındakilerden daha çok olduğunu belirtmektedirler. Bu yapılanmanın daha çok günümüzün ışın-yüzgeçli balıklarında ve kara omurgalılarında görülen bir özellik olduğunu belirten araştırmacılar bu durumla ilgili evrimci yanılgılar ortaya koymaktadırlar:

a) Coelacanth'ın yaşayan fosil olmadığı yanılgısı

Bilim adamları Coelacanth'ın son fosil örneğiyle yaşayan örnekleri arasındaki anatomik farklılıklara göre, bu canlının "yaşayan fosil" kimliğine itiraz etmekte, bu nitelemenin yanlış olduğunu iddia etmektedirler.
Oysa söz konusu itirazı yapan Matt Friedman büyük bir yanılgı içindedir.. Coelacanth'ların yaşayan fosiller olması "insanlar" arasında yayılan bir efsane değil, "bilim" literatüründe genel kabul gören, sağlam verilere dayalı bir bulgudur. Örneğin üniversitelerin internet sayfalarında yapılan Coelacanth'lardan yaşayan fosil olarak sözetmektedir:

1."Living fossil : the story of the coelacanth", Smithsonian Institution
2."Living Fossil Fish In Indonesian Waters", University of Florida
3."Historical Geology and Society: Living Fossils and Extinction", The University of Tennessee at Martin
4."Significance of Coelacanth", University of Scranton
5. "Coelacanth: The Fish out of Time", University of Wisconsin

Şimdiye dek 40'dan fazla yaşayan örneği bulunan, en sonuncusu da 2007 Mayıs ayında Endonezya'da ele geçirilen coelacanth'ların halen yaşamakta olan milyonlarca yıllık canlılar olduğuna getirilecek itiraz, Darwinistlerin kuşkusuz son derece komik duruma düşürecektir. Günümüzde yaşayan örnekleri ele geçirilen söz konusu balığın 350-400 milyon yıl önceki coelacanth'lardan hiçbir fark taşımadığı bugün kesin ve bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Darwinistlerin bu itirazdaki asıl çabaları, yıllar boyunca ara geçiş formu olduğunu iddia ettikleri bu canlıyı eski sahte ününe kavuşturmaktı. Oysa coelacanth, artık bir " evrimi yalanlayan bir yaşayan fosil" olarak literatürdeydi.

Friedman'ın sözlerinin gerçekçi bir değerlendirme olmadığının bir diğer göstergesi, Amerikan Doğa Tarihi Müzesi Paleontoloji bölümünden John G. Maisey'nin "Discovering Fossil Fishes (Fosil balıkları keşfetmek)" adlı kitabında yazdıklarıdır. Maisey, Devoniyen coelacanth'larıyla günümüz coelacanth'ı Latimeria arasında durağanlık (yani evrimsizlik) olduğunu şöyle ifade etmektedir:

Köpekbalıkları, ışınlı-yüzgeçli balıklar ve etli-yüzgeçli balıkların tümü yaklaşık 400 milyon yıl önce ortaya çıkmış ve varlıklarını günümüze kadar korumuşlardır. Tasarımlarındaki durağanlık, son derece çarpıcıdır. Mesela, Devoniyen dönemine ait coelacanthlar ve Latimeria arasında veya Devonyen dönemi ışın-yüzgeçli balıklarıyla bunların günümüzdeki örnekleri arasında.2

Coelacanth'ın genel kabul gören yaşayan fosil özelliği, çoğu oldukça iyi korunmuş olan ve çok sayıda ele geçirilmiş fosil koleksiyonlarına dayanmaktadır. Friedman'ın bu çalışmada incelediği fosil ise sadece bir yüzgeçten ibarettir. Çok sayıda fosil örneğin tekrar tekrar incelenmesiyle oluşmuş genel paleontolojik kanaatlerin, Friedman'ın tek bir yüzgeç fosili üzerindeki abartılı yorumlarıyla bir anda değişmeyeceği açıktır. 


b) Tetrapod uzantılarının Coelacanth yüzgeçlerinden evrimleştiği masalı

Msnbc.com yazısında, Sho sho nia arc topteryxin yüzgeç yapısının anatomisi açısından, günümüz coelacanthlarından daha çok tetrapod (dört ayaklı kara omurgalıları) ve hatta insana daha çok benzediği belirtilmekte, yazının başlığındaki ifadeyle fosilin kol ve bacak gibi uzantıların sözde evrimine ışık tuttuğu öne sürülmektedir. Oysa insanın ve kara omurgalılarının kol ve bacak gibi uzantılarının balıkların yüzgeçlerinden evrimleştiği iddiası sadece bir Darwinist masaldan ibarettir.

Balıkların yüzgeç kemikleri ile kara canlılarının ayakları arasında çok temel bir fark vardır: Balıklardaki kemikler, canlının omurgasına bağlı değildir. Omurgaya bağlı olmadıkları için de ağırlık taşıma gibi bir işlev üstlenemezler. Bir balık karada ne kadar sürünürse sürünsün, ne kadar çırpınırsa çırpınsın, yüzgeç kemiklerini iskelete bağlayacak, orada kemiklerin birbirine geçmesi için anahtar-kilit ilişkisi içindeki eklemleri inşa edecek dönüşümler yaşanmayacaktır. Çünkü bir balığın yüzgeç yapısı DNAda kodludur ve DNA kodu balığın ihtiyaç ve hareketlerine gore değişmeyecektir, değişmesi imkansızdır. Dolayısıyla, yüzgeçlerin yavaş yavaş ayaklara dönüştükleri iddiası hiçbir bilimsel gözleme dayanmamaktadır ve sadece evrim teorisinin ihtiyaçlarından ötürü savunulmaktadır.

Ayrıca balıkların yaşam alanı olan tuzlu ve tatlı su alanlarıyla tetrapodların yaşam alanı olan karalar arasında çok büyük farklılıklar vardır. Canlının ortamlarındaki bu büyük farklılıklar; hareket, solunum, üreme, görme ve işitme, suyun korunması gibi fonksiyonlarını ilgilendiren fizyolojik sistemleri açısından da çok büyük farklılıklar anlamına gelmektedir. Sudan karaya geçtiği varsayılan bir balığın, karada yaşamaya devam etmesi için, kara canlılarının sistemlerin çok kısa bir sürede kazanması, solungaçlarının akciğere dönüşmesi, balığın normalde sahip olmadığı böbrek gibi son derece kompleks bir organın tesadüfen evrimleşmesi, suyu tutacak deri yapısıyla işitme ve görme sistemlerinde köklü değişimler geçirmesi gerekir ki bu imkansız bir senaryodur. Nitekim böyle bir dönüşümü delillendirdiği öne sürülen bir fosil kanıt da yoktur. Evrimci paleontolog Barbara J. Stahl ise, Vertebrate History: Problems in Evolution adlı kitabında şöyle yazar:

"Bilinen balık türlerinin hiçbiri, karada yaşayan dört ayaklıların atası olarak belirlenememektedir. Bu balık türlerinin çoğu amfibilerin ortaya çıkmasından sonra yaşamışlardır. Amfibilerden önce gelen balıkların, dört ayaklılarda bulunan eklem ve omurgaların herhangi birisini geliştirdiklerine dair ise hiçbir delil yoktur."3

Sonuç:

Görüldüğü gibi coelacanthın yaşayan fosil özelliği, paleontolojinin genel bir kabulüdür ve bu kabulü ortadan kaldırabilmek amacıyla yapılmış son fosille ilgili yorumlar sözkonusu bilimsel gerçeği kuşkusuz ki ortadan kaldırmayacaktır. Yüzgecin sudan karaya çıkış iddiasıyla bağdaştırılması ise Darwinist önyargılardan kaynaklanan, bilimsel kanıta dayanmayan bir tutumdur, klasik evrimci spekülasyon yöntemlerine bir örnektir. Msnbc.coma, gerçekçilikten böylesine uzak, tamamen evrimci hayalgücü ve önyargılara dayalı iddialara körüköüne destek vermekten vazgeçmesini tavsiye ediyoruz.

1. "Evrimin Çıkmaz Sokakları: Yaşayan Fosiller", Focus Nisan 2003, sf.40
2. John G. Maisey, Discovering Fossil Fishes, Westview Press, Boulder, CO. , 2000, s. 68
3. Barbara J. Stahl. Vertebrate History: Problems in Evolution, Dover, 1985. s. 148

De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir.
(Ankebut Suresi, 20)

18 Ağustos 2007 Cumartesi

Köln'e Cami Yapımına Destek

Almanya’nın Köln kentinde Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği himayesinde inşa edilmesi planlanan 55 metre uzunluğundaki minare ve 34,5 metre çapındaki kubbeli camiyi tartışmak için yapılan toplantıda cami yapımına destek yağdı. Çeşitli sosyal ve kültürel tesislerin de yer alacağı bir külliye görünümünde olması planlanan caminin kentin silüetini bozacağını iddia eden Hıristiyan Demokratlara karşılık, Uyum Bakanı Armin Laschet ile Köln Büyükşehir Belediye Başkanı Fritz Schramma cami için destek verdiler. Bakan Laschet, “Eğer Müslümanlar bir ibadethane inşa etmek istiyorsa, buna hakları vardır” derken, Köln Belediye Başkanı Fritz Schramma ise, caminin Alman toplumuna da açılması gerektiğini söyledi.


http://www.turkiyegazetesi.com.tr